21. Dönem Afyon Milletvekili Müjdat Kayayerli, siyasetin kişisel makam ve çıkar hesaplarından uzaklaştırılması, siyasi partilerde liyakat ve ehliyetin güçlendirilmesi ve “siyasi vesayet” anlayışının sona erdirilmesi gerektiğini belirterek dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Kayayerli, siyasetin yalnızca seçim dönemlerinde kullanılan bir araç değil, toplumun geleceğine yön veren ve kamu yararını merkeze alan bir sorumluluk alanı olduğunu vurgularken, siyasi yapılarda kişisel çıkar ilişkilerinin ve başkalarının siyasi gücünden yararlanarak konum elde etme anlayışının demokratik kültüre zarar verdiğini ifade etti.
Siyasetin temel amacının toplumun ortak menfaatlerini savunmak ve ülkenin geleceğine yönelik çözüm üretmek olduğunu belirten Kayayerli, siyasi makamların kişisel kariyer basamağına dönüştürülmesinin siyasetin itibarını zedelediğine dikkat çekti.
Kayayerli, değerlendirmesinde şu görüşlere yer verdi:
“Siyaset; makam, mevki ve kişisel çıkar elde etme aracı değil, toplumun geleceğine yön verme, sorunlara çözüm üretme ve milletin ortak menfaatleri doğrultusunda mücadele etme sanatıdır.”
Siyasetin yalnızca görünür olmak, güçlü isimlerin yanında yer almak veya siyasi dengelerden yararlanmak şeklinde algılanmasının, siyasi kurumların gelişimini olumsuz etkilediğini belirten Kayayerli, özellikle kendi fikrini geliştirmeyen, risk almayan ve toplumla güçlü bağ kuramayan kişilerin başkalarının siyasi kimliği üzerinden alan açmaya çalışmasının önemli bir sorun olduğunu savundu.
Kayayerli’nin açıklamasında öne çıkan başlıklardan biri de “siyasi parazitlik” olarak tanımladığı anlayış oldu.
Güçlü siyasi aktörlerin yanında konumlanarak kendi siyasi kimliğini oluşturmaya çalışan kişilerin, zaman içerisinde siyasetin doğal rekabet ve fikir üretme mekanizmalarını zayıflatabileceğini belirten Kayayerli, siyasetin kişisel çıkar ilişkileri üzerinden şekillenmesinin hem teşkilatlara hem de toplumun siyaset kurumuna olan güvenine zarar verdiğini ifade etti.
Kayayerli’ye göre siyasetçinin asli görevi, yalnızca konuşmak veya siyasi gündemde görünür olmak değil; toplumu doğru analiz etmek, geleceğe ilişkin riskleri öngörmek, çözüm üretmek ve bu çözümleri kamu yararına dönüştürmek olmalı.
Siyasi liderlik ile siyasi pozisyon arasında önemli bir fark bulunduğuna işaret eden Kayayerli, gerçek siyasi liderliğin deneyim, öngörü, cesaret ve toplumsal sorumluluk gerektirdiğini belirtti.
Kayayerli;
“Gerçek siyaset; öngörü, deneyim, vizyon, misyon, cesaret ve toplumsal sorumluluk ister.”
ifadeleriyle siyaset kurumunda yalnızca makam sahibi olmanın yeterli olmadığını vurguladı.
Siyasi sorumluluk üstlenmenin, gerektiğinde bedel ödemeyi ve risk almayı da gerektirdiğini belirten Kayayerli, toplumun karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin gerçekçi politikalar geliştiremeyen yapıların uzun vadede siyasi güven kaybıyla karşı karşıya kalacağını kaydetti.
Kayayerli, siyasette idealist insanların ortaya koyduğu mücadelelerin bazı kişiler tarafından kişisel çıkar amacıyla kullanılmasının da önemli bir sorun olduğunu belirtti.
Siyasi hareketlerin yalnızca seçim kazanmak üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Kayayerli, siyasi organizasyonların aynı zamanda birer fikir, kadro ve kurumsallaşma alanı olduğuna dikkat çekti.
Menfaat ilişkilerinin siyasetin önüne geçmesi halinde, siyasi partilerin toplumsal temsil kabiliyetinin zayıflayacağını belirten Kayayerli, bunun doğrudan doğruya toplumun siyaset kurumuna duyduğu güveni de etkilediğini ifade etti.
Kayayerli, siyasi manipülasyonların önüne geçilebilmesi için toplumun eğitim ve bilinç düzeyinin yükseltilmesinin önemine de dikkat çekti.
Gerçek dışı vaatlerin, popülist söylemlerin ve kısa vadeli siyasi propagandanın toplum üzerinde etkili olabildiğini belirten Kayayerli, güçlü bir demokratik kültürün oluşması için vatandaşların siyasi söylemleri sorgulayabilmesi ve siyasi aktörleri icraatları üzerinden değerlendirebilmesi gerektiğini savundu.
Bu noktada siyasi partilerin de önemli bir sorumluluk taşıdığını belirten Kayayerli, parti teşkilatlarının yalnızca seçim dönemlerinde çalışan organizasyonlar olmaktan çıkarılması ve sürekli bir eğitim, denetim ve siyasi gelişim mekanizmasına dönüştürülmesi gerektiğini ifade etti.
Kayayerli’nin açıklamasında en dikkat çekici başlıklardan biri de denge ve denetim mekanizmaları oldu.
Demokratik sistemlerin en önemli güvencelerinden birinin siyasi gücün denetlenebilmesi olduğunu belirten Kayayerli, kontrolsüz siyasi gücün zaman içerisinde kişisel tahakküme dönüşebileceği uyarısında bulundu.
Siyasi partilerin kendi içlerinde de güçlü denetim mekanizmaları oluşturması gerektiğini belirten Kayayerli;
ilkelerinin siyasi yapılanmaların temelini oluşturması gerektiğini ifade etti.
Kayayerli’ye göre bu mekanizmaların zayıflaması, siyasi kurumların kişisel ilişkilerin ve çıkar gruplarının etkisine açık hale gelmesine neden olabilir.
Siyasi yapıların karşı karşıya kaldığı en önemli risklerden birinin de kurumların içeriden zayıflatılması olduğunu belirten Kayayerli, siyasi organizasyonların kadro politikalarını büyük bir dikkatle oluşturması gerektiğini ifade etti.
Kişisel veya dışarıdan gelen maddi ve manevi motivasyonlarla siyasi yapılara dahil olan kişilerin, kurumun temel hedeflerinden uzaklaşmasına neden olabileceğini belirten Kayayerli, siyasi partilerin kendi iç filtrelerini geliştirmesinin zorunlu olduğunu savundu.
Kayayerli’nin değerlendirmesine göre güçlü kurumların temelinde yalnızca güçlü liderler değil, nitelikli ve kurumsal kültüre bağlı kadrolar bulunuyor.
Bu nedenle siyasi partilerin;
“Kim bizimle?”
sorusundan önce,
“Kim liyakatli, kim ehil, kim sorumluluk sahibi ve kim gerçekten kamu yararı için çalışıyor?”
sorusunu sorması gerektiği mesajı verildi.
Kayayerli’nin açıklamasının bir diğer önemli başlığı ise siyasi vesayet oldu.
Siyasi yapıların tek bir kişinin, grubun veya çıkar çevresinin kontrolüne girmesinin demokratik işleyiş açısından ciddi risk oluşturduğunu belirten Kayayerli, parti içerisindeki farklı fikirlerin baskılanmak yerine demokratik zeminde tartışılması gerektiğini ifade etti.
Kayayerli, siyasi partilerin kendi içlerinde farklı düşüncelere tahammül göstermesinin, demokratik kültürün güçlenmesi açısından vazgeçilmez olduğunu savundu.
Siyasi vesayetin yalnızca makamların belirlenmesiyle sınırlı olmadığını belirten Kayayerli, fikirlerin, kararların ve teşkilatların bağımsız hareket edebilmesinin de demokratik siyasetin temel koşullarından biri olduğunu vurguladı.
Siyasi partilerin içerisinde farklı görüşlerin bulunmasının zayıflık değil, demokratik zenginlik olduğunu belirten Kayayerli, parti içi tartışmaların kişisel hesaplaşmalara dönüştürülmeden fikir ekseninde yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
Kayayerli’ye göre siyasi kurumlarda;
fikir özgürlüğü + liyakat + denetim + hesap verebilirlik
birlikte işletilmediği takdirde kurumsallaşmanın sağlanması mümkün değil.
Kayayerli, siyasi yapılanmaların yalnızca parti içi dengeler açısından değil, milletin ve devletin bekasını ilgilendiren meseleler bakımından da büyük bir sorumluluk taşıdığını belirtti.
Siyasi aktörlerin amaçları, ilişkileri, siyasi geçmişleri ve ortaya koydukları mücadele anlayışının dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Kayayerli, devlet yönetiminde ve siyasi organizasyonlarda liyakat ve güven unsurunun hiçbir şekilde ikinci plana itilmemesi gerektiğini vurguladı.
Bu noktada siyasi partilerin kadro oluştururken kısa vadeli siyasi hesaplardan ziyade uzun vadeli devlet ve toplum perspektifiyle hareket etmesi gerektiği mesajını verdi.
Kayayerli’nin ortaya koyduğu çerçeveye göre yeni siyasi anlayış;
kişiye değil kuruma,
makama değil hizmete,
çıkar ilişkilerine değil liyakate,
itaate değil özgür fikre,
gizliliğe değil şeffaflığa,
vesayete değil demokratik denetime
dayanmalı.
Bu anlayışın siyasetin yeniden güven kazanması açısından önemli olduğunu belirten Kayayerli, temiz siyasetin yalnızca siyasi partilerin değil, toplumun tamamının ortak sorumluluğu olduğunu vurguladı.
Kayayerli açıklamasının sonunda, siyasetin yeniden itibar kazanabilmesi için siyasi kurumların kendi içerisinde ciddi bir özeleştiri ve yenilenme süreci başlatması gerektiğine dikkat çekti.
Siyasi parazitlik olarak nitelendirdiği anlayışın ve siyasi vesayet mekanizmalarının ortadan kaldırılması halinde siyasi kültürün güçleneceğini ifade eden Kayayerli, bunun yalnızca siyasi partilere değil, doğrudan topluma ve devlet kurumlarına da olumlu yansıyacağını belirtti.
Kayayerli’nin değerlendirmesi şu mesajla noktalandı:
“Siyasi parazitlerden ve siyasi vesayetten kurtulursak, siyasal kültür güçlenir. Toplum kazanır. Millet kazanır. Devlet kazanır. Demokrasi kazanır. Ve en önemlisi, siyasetin inancı, itibarı ve değerleri yeniden güç kazanır.”
Müjdat Kayayerli’nin açıklaması, Türkiye’de siyasi partilerin yalnızca seçim başarısına değil, kurumsal kapasiteye, liyakate, denetime ve demokratik iç işleyişe odaklanması gerektiği yönünde bir çağrı niteliği taşıyor.
Siyasetin kişisel hesaplaşmaların, makam mücadelelerinin ve çıkar ilişkilerinin alanı olmaktan çıkarılması gerektiğine işaret eden Kayayerli, güçlü siyasi yapıların ancak güçlü kurumlarla mümkün olabileceğini savunuyor.
Türkiye’nin siyasi geleceği açısından asıl ihtiyaç ise açık:
Kişilere bağlı siyaset yerine kurumsal siyaset.
Makam odaklı anlayış yerine hizmet odaklı anlayış.
Siyasi vesayet yerine özgür irade.
Menfaat ilişkileri yerine liyakat.
Kapalı kapılar ardında alınan kararlar yerine şeffaflık ve hesap verebilirlik.
Ve nihayetinde;
Çünkü temiz siyaset güçlenirse, toplumun devlete ve demokrasiye olan güveni de güçlenir.