Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Ali Yazır makalesinde; Çok şeye sahip olduğumuz anlar da bile bazen kendimizde bir şeylerin eksik olduğunu, sanki içimizde bir çekim merkezi var ve bir şeylerin de seni nazikçe ama ısrarla olması gereken yere doğru çektiğini fark ederiz.
Bu çekim kuvvetine çoğu zaman karşı koyamayız. Çekim merkezi aslında bizim Öz’ümüz, hakiki benliğimiz. Hayatın karmaşası içinde bazen egomuzun, nefsimizin peşine takılıp bu merkezden uzaklaştığımızda, yolumuzu kaybettiğimizde, kendimize yabancılaştığımızda bu kuvvet devreye girer.
Aniden gelen ve açıklayamadığın bir huzursuzluk hissi.
Tekrar tekrar karşına çıkan aynı dersler, aynı insan tipleri, aynı ağır sorunlar. v.s v.s
“Bu ben değilim” veya “Daha fazlası olmalı” diye seni rahatsız eden o ısrarcı fısıltı, çok çeşitlenerek gösterir kendini. O, bir ceza değil ama acı verebilir, belki sana içten gelen bir kurtarma operasyonun bir davetidir.
Biz bu durumlarda , huzursuzluğu bastırmaya, dağılanı zorla bir arada tutmaya, fısıltıyı susturmaya çalışırız. Tüm gücümüzü toplayarak bu içteki fısıltıya karşı direniriz. Donkişot vari çabamız yorucu, nafile ve sürdürülemez olduğunu kabullenmesek bile eninde sonunda ayaklarımız yere basmak zorundadır.
“Beni nereye çağırıyorsun? Bana neyi göstermeye çalışıyorsun?” Diye soru sorup fısıltıya hesap sorabilmektir seni güçlü yapacak. Peki ya direnmek yerine, o çekime teslim olsak? Belki de o fısıltı, senin en bilge rehberindir? Gerçek evimiz bu iç sesimizin çıktığı yerdir. Her zaman bizi şaşırdığımızda geri çağırır.
Kökleri sağlam olan bir ağaç, nasıl gökyüzüne güvenle uzanabiliyorsa yaradılışındaki zenginliğin farkında olanlarda huzurun doruklarında gezerler .