Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Dr Dilek Baran makalesinde;
İnsan hayatında bazı karşılaşmalar vardır; zamanın, mesafenin ve şartların ötesinde anlam kazanır. Bazen bir ses, bir cümle, bir bakış ya da paylaşılan bir düşünce insanın dünyasında beklenmedik bir yer edinir. Çünkü insan yalnızca fiziksel varlığıyla değil, hissettirdiği anlamla da hayatımıza dokunur.
Ancak her bağın gerçek bir ilişkiye dönüşebilmesi için yalnızca hissetmek yeterli değildir. Bir ilişkiyi güçlü kılan şey, görünmeyen ama hissedilen küçük davranışlardır. Hatırlamak, merak etmek, zaman ayırmak, verilen sözün arkasında durmak ve karşı tarafın varlığını önemsemek…
Günümüzde ilişkilerin en büyük yanılgılarından biri, iletişimin çokluğunun yakınlık anlamına geldiğinin düşünülmesidir. Oysa insan bazen her gün konuştuğu biriyle bile kendini yalnız hissedebilir. Çünkü yakınlık, sadece ulaşılabilir olmak değil; karşılıklı olarak hayatın içinde yer açabilmektir.
Erich Fromm, sevginin yalnızca bir duygu değil, aynı zamanda emek, ilgi ve sorumluluk gerektiren bir eylem olduğunu vurgular. Sevgi, yalnızca kalpte taşınan bir his değil; karşıdaki insanın kendisini değerli hissetmesini sağlayan bir davranış biçimidir. (Fromm, 1956)
İnsan ilişkilerinde en temel ihtiyaçlardan biri görülmektir. Bir insanın “Ben buradayım” demesi kadar, karşısındaki kişinin de “Seni görüyorum” diyebilmesi gerekir. Çünkü ilişkiler tek taraflı bir bekleyiş üzerine değil, karşılıklı bir temas üzerine kurulur.
Aileden, kültürden ve geçmiş deneyimlerden taşınan sevgi anlayışları da insanların ilişkilerdeki davranışlarını şekillendirir. Kimi insanlar sevgiyi sözlerle ifade ederken, kimileri sorumluluk alarak ya da yanında olarak göstermeye çalışır. Ancak farklı sevgi biçimlerinin ortak bir noktada buluşması gerekir: Karşı tarafın kendisini değerli ve güvende hissetmesi.
John Bowlby’nin bağlanma yaklaşımında da vurgulandığı gibi, insan ilişkilerinde güven duygusu temel bir ihtiyaçtır. Güven, yalnızca verilen sözlerle değil; süreklilik gösteren davranışlarla oluşur. (Bowlby, 1969)
Bugünün dünyasında insanlar çoğu zaman hızlı iletişim kuruyor, ancak derin bağ kurmakta zorlanıyor. Dijital çağ, insanları birbirine yaklaştırırken aynı zamanda ilişkilerin yüzeyselleşmesi riskini de beraberinde getiriyor. Bir mesaj, bir emoji ya da kısa bir cümle bazen sıcaklık taşısa da, gerçek yakınlığın yerini tamamen dolduramayabilir.
Zygmunt Bauman’ın modern ilişkiler üzerine değerlendirmelerinde ifade ettiği gibi, çağımızda bağlar daha kırılgan hâle gelebilmekte; insanlar yakınlık isterken aynı zamanda mesafelerini de koruyabilmektedir. (Bauman, 2003)
Belki de bu nedenle insan zaman zaman kendine şu soruyu sormalıdır:
“Ben bu ilişkide yalnızca bir bağın varlığına mı inanıyorum, yoksa o bağın hayatımda gerçekten karşılığını görüyor muyum?”
Çünkü sevgi sadece söylenen bir kelime değildir. Sevgi; beklenmedik bir anda hatırlanmak, verilen bir sözün tutulması, bir insanın hayatında gerçek bir yer bulmak ve karşılıklı olarak değer görmektir.
İnsan hayatında bazı kişiler iz bırakır. Ancak kalıcı olan yalnızca hissettirdikleri değil, yaşattıklarıdır.
Belki de gerçek yakınlık; iki insanın birbirine bakmasından çok, birbirinin hayatına dokunabilmesidir.