Değişimin getirdiği sorunlar…

Değişimin getirdiği sorunlar…
Yayınlama: 25.04.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Ali Yazır makalesinde; Son yıllardaki dünyaki değişime ülkemizde ayak uydurdu. Yönetimlerin yanında insan tipi, aile yapısı, ahlak dili, şehir hayatı, para anlayışı ve siyasal sadakat biçimi de değişti.
Her tarafımız sorunlu insanlarla dolu. Günlük hayatımız da sürekli sorunlardan bahseden, o sorunlar nedeniyle yapılamayan şeylerin varlığından bahsedenler çoğaldı. Arada sırada da çözümlerini söyleyenler çıkabiliyor. Bu insanlar sorunları iyi tespit ettikleri için de “bak ne güzel sorunları tespit ediyor”, “biz bu açıdan hiç bakmamıştık” gibi sözlerle övgüye mazhar olurlar. Bundan keyif alıp mutlu olurlar.
Köy hayatı, ilkokulların kapatılması ile başlayan göç ile köylerde insan kalmadı, herkes şehirleşti. Ne dayanışma kaldı nede mahalle kültürü. Akrabalık ve komşuluk bağları sadece bir anı olarak kaldı. İnsan kalabalıklar içinde yalnızlaştı. Aile dedeli nineli olmaktan çıktı, küçüldü. Aile yok oldu bireysellik zirve yaptı.
Güvenlik çözümleri yerel değil genelleşti. Evlenmeler azalırken boşanmalar arttı. Doğurganlık oranı 1,6 a düştü. Ülkedeki Türk nüfusu azalıyor. Gençler bireysel ve nikahsız yaşar oldu. Değişimin acımasız etkisi, kültürel, konut, işsizlik, güvencesizlik ve gelecek korkusu şeklinde ağır problem olarak ortaya çıktı.
Kasabalar, ilçeler üniversiteler ile doldu. Eğitim yaygınlaştı ama kalite ve liyakat geriledi. Ara eleman sıkıntısı açığımız milyonlara ulaştı. Suriyeli vatandaşlar olmasa çark dönemez duruma geldi.
OECD verilerine göre Türkiye’de 25-34 yaş grubunda yükseköğretim mezunu oranı 2000’de %9 iken 2021’de %40’a çıktı; fakat bu nicelik artışı kalite ve istihdama aynı güçte yansımadı. Diplomalı ama umutsuz, eğitimli ama işsiz, okumuş ama sisteme güvenmeyen bir gençlik oluştu.
İnternetsiz iş yapılamaz hale gelince zorunlu olarak internet kullanım oranı gençlerde %88,8 oldu. Bu, bilgiye erişim açısından büyük avantaj ama aynı zamanda dikkat dağınıklığı, öfke kültürü, linç psikolojisi, gösteriş tüketimini tetikledi.
Toplum, okumaktan çok izleyen, düşünmekten çok tepki veren, kanaatsiz, üretmekten çok tüketen, az emekle çok kazanç isteyen bir yapıya büründü.
Bunun sonucu orta direk denilen sınıf eridi, ranttan geçinen sınıf büyüdü.
Emekle yükselme umudu zayıfladı; arsa, ihale, imar, döviz, faiz, bağlantı ve siyasal yakınlık daha belirleyici hale geldi.
Çalışan kaybetti, bağlantısı olan kazandı. Bu da ahlakı bozdu: “Alın teri” yerine “yolunu bulma” kültürü güçlendi.
Siyaset; ekonomi, hizmet, kalkınma, ideoloji ve kadro meselesiydi. Son zamanlarda aidiyet, sadakat ve korku üzerinden prim yapar oldu.
Parti sadakati devlet sadakatinin önüne geçmesi üzerinde düşünülecek en önemli haline geldi.
Şahıslar kurumların önüne geçti. Hukuka güvenilmez algısı toplumda hızla yayılmakta. Kamu kaynakları da milletin tamamı için değil sadakat Ehl-i için hizmette olma örnekleri halkın hafızasına olumsuzluk olarak kazınıyor.
Tanımı kişiye göre değişen bir ahlak anlayışı ortaya çıktı.
Yüksek enflasyon, denetimsizlik, gelir adaletsizliği, genç işsizliği ve gelecek adına oluşan belirsizlik sadece cebimizi değil, karakterimizi de etkiledi. İnsanlar uzun vadeli plan yapamaz hale gelince kısa vadeli menfaat, fırsatçılık ve güvensizlik düşüncesi hızla artıyor.
Esnaf müşteriye, kiracı ev sahibine, işçi patrona, vatandaş devlete, genç geleceğe güvenmez hale geliyor.
Toplum yorgunluk, öfke ve güvensizlik içinde debeleniyor.
Vatandaş çözüm aramaktan çok sığınak arıyor. Parti, cemaat, hemşehrilik, ideolojik mahalle, lider bağlılığı bu yüzden güçleniyor.
Yukarıdaki sorunlar için sorumluluk alması gerekenler sorumluluk almıyor ve sorun çözmek için görevlilerimiz yeterli mücadele etmez hale geldi. Bireysel olarak bu milletin bir ferdi olarak hepimize büyük görevler düşüyor. Sorunları çözmek için diyalog kurmak, mücadele etmek, hatta o sorun üzerine dertlenmek gerek. Sorumluluk sahasında yapılması gerekenleri yapmamak bizim zaman kaybımızdır. Zamanın bize maliyeti her zaman ağırdır. Sorumluluk almazsanız sorun çözemezsiniz. Sorumluluklarınız ne kadar büyük, yüksekse o kadar büyük sorunlarla baş edebilirsiniz. Bu büyük sorunları aşmak için niyetlendiğinizde konuşmaya bile zamanınız kalmaz.
Bizim hayatımız yaraları sarmak, sarmalamak, sahip çıkmak, sahip olmak, ait olmak üzerine olmalıdır. Sorunlardan başka bir şey anlatmayanlarla yan yana yürünemez.
Tarihte sorunu çok iyi tespit edenler değil sorumluluklarına sahip çıkanlar dünyayı iyileri götürmüşlerdir. Mesele sadece sorunu tespit etmek değil, mesele sorunların çözümünde var olma çabasıdır. Ya sorumluluklarımızı fazlalaştıcağız ya da sorumluluk alan kitlelerle beraber hareket edeceğiz. Burada makam ve mevkinin önemi yoktur. Unutulmamalı ki sorumluluk alacaksanız sorunlardan ve sorumsuzlardan uzak durmalıyız. Kutuplaşma bakalım bize hayır mı? Yoksa şer mi getirecek?
Çözüm mutlaka vardır. Milletimiz bunu da aşar. Devletimiz acilen kurum ahlakının ve toplumsal vicdanın insanımızda yeniden inşası için harekete geçmelidir. Yoksa işimiz hızla zorlaşıyor.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.