MEDENİYET MASKESİ ALTINDA SÖMÜRGE, SOYKIRIM VE İNSANLIĞIN UTANCI
Bursa – Vatan Medya | Araştırmacı-Köşe Yazarı Hasan Mesut Ekmen
Tarih, insanlığın hafızasıdır. Ancak bu hafıza yalnızca zaferlerin, bilimsel ilerlemelerin ve medeniyetlerin yükselişinin kaydı değildir; aynı zamanda derin bir acının, sistematik sömürünün ve insanlık onurunun ağır biçimde ihlal edildiği karanlık bir geçmişin de tanığıdır. Bursa merkezli Vatan Medya araştırmacı yazarı Hasan Mesut Ekmen, kaleme aldığı kapsamlı analizde dünya tarihinin “medeniyet söylemi altında gizlenen büyük bir sömürü ve insanlık suçu arşivi” olduğunu vurguladı.
“MEDENİYET” SÖYLEMİNİN ARDINDA SÖMÜRGE GERÇEĞİ
Ekmen’e göre modern dünya düzeni, sıkça dile getirilen “özgürlük, demokrasi ve insan hakları” kavramlarının aksine, tarihsel süreçte çoğu zaman kan, işgal ve kaynak talanı üzerine inşa edildi.
Afrika kıtası bu tablonun en çarpıcı örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Altın, elmas, petrol ve uranyum gibi zengin doğal kaynaklara sahip kıtanın, Avrupa sömürgeciliği tarafından sistematik şekilde parçalandığı belirtiliyor. Özellikle Fransa, Belçika ve İngiltere gibi emperyal güçlerin, Afrika halklarını yalnızca ekonomik değil, insani anlamda da köleleştirdiği ifade ediliyor.
Zincire vurulan insanlar, köle gemileri, ailelerinden koparılan çocuklar ve Atlantik boyunca taşınan milyonlarca insanın trajedisi, “insanlık tarihinin en büyük kara sayfalarından biri” olarak nitelendiriliyor.
CEZAYİR’DE SİLİNMEK İSTENEN BİR KİMLİK
Analizde, Fransa’nın Cezayir’deki sömürge dönemi “medeniyet adı altında yürütülen sistematik bir yok etme politikası” olarak tanımlanıyor. 1830 sonrası başlayan işgal sürecinin yalnızca toprak kazanımı değil, aynı zamanda bir halkın dili, inancı ve kültürü üzerinde baskı kurma girişimi olduğu vurgulanıyor.
Köylerin yakıldığı, sivillerin hedef alındığı ve insanlık dışı şiddet görüntülerinin tarih kayıtlarına geçtiği belirtilerek, bu sürecin modern insanlık vicdanında hâlâ kapanmamış bir yara olduğu ifade ediliyor.
AMERİKA VE KIZILDERİLİ GERÇEĞİ
Ekmen, Amerika kıtasının tarihine de sert bir eleştiri yöneltiyor. Bugün “özgür dünyanın lideri” olarak tanımlanan yapının geçmişinde Kızılderili halkına yönelik sistematik bir yok etme politikası bulunduğunu belirtiyor.
Topraklarından edilen, zorunlu göçlerle açlığa mahkûm bırakılan ve biyolojik varlıkları dahi hedef alınan Kızılderili halkının yaşadığı süreç, “yalnızca fiziksel bir yok ediliş değil, aynı zamanda bir medeniyetin silinme girişimi” olarak değerlendiriliyor.

NAZİ ALMANYASI: ENDÜSTRİYEL SOYKIRIMIN KARANLIK YÜZÜ
Avrupa’nın merkezinde yükselen Nazi Almanyası ise insanlık tarihinin en sistematik soykırımlarından biri olarak değerlendiriliyor. Toplama kampları, gaz odaları ve fırınlarla milyonlarca insanın yok edildiği Holokost, “insanlığın utanç zirvesi” olarak tanımlanıyor.
Altı milyondan fazla Yahudi’nin yanı sıra Romanlar, engelliler ve farklı grupların hedef alınması, modern çağın en ağır insanlık suçları arasında gösteriliyor.
ORTADOĞU’DA TEKRARLANAN SENARYO: IRAK, LİBYA, SURİYE VE AFGANİSTAN
Analizde, 2003 Irak işgali özel bir yer tutuyor. “Kimyasal silah” gerekçesiyle başlatılan operasyonun ardından ülkenin altyapısının çöktüğü, milyonlarca insanın hayatını kaybettiği ve doğal kaynakların yağmalandığı ifade ediliyor.
Benzer süreçlerin Libya, Suriye ve Afganistan’da da yaşandığı belirtilerek, “önce kaos, sonra müdahale, ardından kaynak kontrolü” şeklinde işleyen bir jeopolitik döngüye dikkat çekiliyor.
FİLİSTİN: SÜREN BİR VİCDAN SINAVI
Ekmen’in yazısında en güçlü vurgulardan biri Filistin meselesine ayrılıyor. Bombalanan yerleşim alanları, yıkılan hastaneler ve hayatını kaybeden çocuklar üzerinden, uluslararası toplumun çifte standardına dikkat çekiliyor.
“Bir çocuğun ölümü hangi siyasi kavramla açıklanabilir?” sorusu üzerinden, yaşananların artık siyasi değil, doğrudan insani bir mesele olduğu ifade ediliyor.
“TARİH SADECE ZALİMLERİ DEĞİL, SESSİZ KALANLARI DA YAZAR”
Ekmen, tarihsel sürecin yalnızca zulmedenleri değil, aynı zamanda bu zulme sessiz kalanları da kayda geçtiğini belirtiyor. Firavunlardan modern imparatorluklara kadar uzanan çizgide, güce dayalı sistemlerin sonunda çöktüğü vurgulanıyor.
Yazının sonunda ise güçlü bir vicdan çağrısı yapılıyor:
Gerçek medeniyetin güç değil adalet olduğu, gerçek özgürlüğün sömürü değil eşitlik olduğu ve insanlığın ancak tüm coğrafyalarda aynı vicdani refleksi gösterebildiğinde anlam kazanacağı ifade ediliyor.
SONUÇ: TARİHİN YENİDEN OKUNMASI GEREKLİLİĞİ
Vatan Medya’da yayımlanan bu kapsamlı analiz, dünya tarihine yalnızca başarılar ve ilerlemeler penceresinden değil, aynı zamanda sömürgecilik, savaşlar ve kitlesel insan hakları ihlalleri açısından da bakılması gerektiğini ortaya koyuyor.
Yazı, güçlü bir uyarı ile son buluyor:
Tarih yalnızca geçmişi değil, bugün yaşananları da yargılayan bir aynadır.