Siyasette dün söylenen sözler, bugün verilen kararlarla sınandığında asıl anlamını kazanıyor. Özellikle parti içi demokrasi, üye iradesi ve seçim süreçleri üzerinden yürütülen tartışmalarda, geçmişte yüksek sesle dile getirilen taleplerin bugün ne ölçüde karşılık bulduğu kamuoyunun dikkatinden kaçmıyor.
Bir dönem meydanlarda, toplantılarda ve parti içi mücadelelerde sıkça dile getirilen “Sandığı getirin!”, “Üyeler karar versin!” ve “Bir kibrit kutusu kadar sandığı getirin de burada seçimimizi yapalım!” sözleri, siyasi hafızadaki yerini koruyor.
Bu ifadeler, yalnızca birer siyasi söylem olarak kalmadı. Arkasında mitingler, toplantılar, alkışlar, sloganlar, açıklamalar ve parti içindeki ciddi mücadeleler vardı. Sandığın ve üye iradesinin savunulması, dönemin siyasi tartışmalarının en önemli başlıklarından biri haline gelmişti.
Ancak bugün gelinen noktada farklı bir soru gündeme geliyor:
Dün sandık isteyenler, bugün sandığın nerede olduğunu neden sormuyor?
Siyasi yapılanmalarda görev değişikliklerinin ardından yeni yönetimlerin oluşturulması doğal olarak parti tabanının ve kamuoyunun ilgisini çekiyor. İlçe başkanlıklarının belirlenmesi, kadın kollarının oluşturulması, gençlik kollarının şekillendirilmesi ve parti yönetimlerinin yeniden yapılandırılması gibi süreçlerde hangi yöntemin tercih edildiği ise parti içi demokrasi açısından önem taşıyor.
Tam da bu noktada geçmişte atama yöntemine karşı çıkanların, bugün benzer yöntemlerle gerçekleştirilen görev değişiklikleri ve yapılanmalara karşı tutumlarının ne olduğu sorusu gündeme geliyor.
Dün “üyeler karar versin” diyenlerin, bugün üyelerin karar mekanizmasının dışında kaldığı süreçlere sessiz kalıp kalmadığı tartışılıyor.
Çünkü demokrasi yalnızca başkalarının aldığı kararları eleştirmekle değil, aynı ilkeleri kişinin kendi siyasi geleceği açısından da savunabilmesiyle anlam kazanıyor.
Siyasi tartışmanın merkezindeki soru aslında oldukça basit:
“Bir kibrit kutusu kadar sandık isteyenler, bugün sandık nerede diye neden sormuyor?”
Dün meydanlarda sandık talebini yüksek sesle dile getirenlerin, bugün görev dağılımları ve parti yapılanmaları söz konusu olduğunda aynı kararlılığı gösterip göstermediği kamuoyunun değerlendirmesine sunuluyor.
Buradaki mesele herhangi bir kişinin ya da grubun hedef alınmasından çok, siyasi ilkelerin tutarlılığı meselesi olarak öne çıkıyor.
Eğer sandık gerçekten parti içi demokrasinin temel unsurlarından biriyse, sandık talebinin yalnızca rakiplerin veya önceki yönetimlerin uygulamalarını eleştirirken değil, kişinin kendi siyasi konumunun belirlendiği dönemlerde de aynı şekilde savunulması gerekiyor.
Aksi durumda dün söylenenlerle bugün yapılanlar arasında ciddi bir çelişki ortaya çıkıyor.
Bugün ilçe başkanlıkları belirleniyor, kadın ve gençlik kolları oluşturuluyor, parti yönetimleri yeniden şekilleniyor.
Ancak tüm bu süreçlerde en temel sorulardan biri şu:
Üyenin iradesi ne kadar sürece dahil ediliyor?
Parti üyelerinin yalnızca seçim dönemlerinde oy veren kişiler olarak görülmesi yerine, parti içindeki karar mekanizmalarında etkin aktörler olması gerektiği yönündeki söylemler, geçmişte birçok siyasi tartışmanın temelini oluşturdu.
Bu nedenle dün “üye karar versin” diyenlerin bugün üyelerin karar sürecindeki rolünü sorgulayıp sorgulamadığı önem taşıyor.
Geçmişte kalabalıklar önünde dile getirilen “Sandığı getirin!” çağrıları bugün neden aynı yüksek sesle duyulmuyor?
Bir dönem siyasi mücadelenin en önemli sloganlarından biri haline gelen sandık talebi, bugün görev değişiklikleri ve yeni yönetimlerin belirlenmesi sürecinde neden aynı şekilde gündeme getirilmiyor?
“Üye karar versin” diyenlerin bugün yaşanan gelişmeler karşısındaki tutumu, ister istemez siyasi tutarlılık tartışmasını beraberinde getiriyor.
Elbette siyasi koşullar değişebilir, ittifaklar değişebilir, görevler değişebilir ve parti içerisindeki dengeler farklılaşabilir. Ancak demokrasi ve üye iradesi gibi temel ilkelerin kişilere veya konjonktüre göre değişmemesi gerektiği yönündeki beklenti varlığını koruyor.
Siyaset, söylenen sözlerin ve verilen mesajların kolayca unutulduğu bir alan değil. Meydanlarda yapılan konuşmalar, toplantılarda dile getirilen talepler, basın açıklamaları ve siyasi mücadele sırasında verilen mesajlar kamuoyunun hafızasında yer ediyor.
Bugün eleştirilen bir uygulamaya dün karşı çıkılmışsa, aynı uygulamanın bugün farklı kişiler tarafından gerçekleştirilmesi halinde ortaya çıkan tablo doğal olarak sorgulanıyor.
Bu nedenle geçmişte sandığı savunanların bugün de sandığı savunması, “üye iradesi” diyenlerin ise üyelerin iradesini her koşulda önemsemesi bekleniyor.
Siyasette makamlar ve görevler değişebilir. Yönetimler değişebilir. Dün görevde olanlar bugün muhalif konuma gelebilir, dün muhalefette olanlar bugün yönetim içerisinde sorumluluk üstlenebilir.
Ancak değişmemesi gereken temel unsurun ilke ve siyasi duruş olduğu savunuluyor.
Çünkü bir siyasetçinin gerçek sınavı yalnızca muhalefetteyken söylediği sözlerle değil, aynı sözlerin kendi lehine sonuç doğurabileceği bir dönemde de arkasında durup durmadığıyla ölçülüyor.
Dün atamaya karşı çıkmak, bugün atamayla oluşturulan bir yapının parçası olduğunda aynı yöntemi sorgulamamak, doğal olarak kamuoyunda soru işaretlerine neden oluyor.
Yaşanan gelişmeler üzerinden Güvercin Postası Haber olarak kamuoyunun önüne şu soruyu koyuyoruz:
“Bir kibrit kutusu kadar sandık isteyenler, bugün sandığı neden istemiyor?”
Dün “Sandığı getirin!” diyenler bugün neden susuyor?
Dün “Üyeler karar versin!” diyenler bugün neden aynı çağrıyı yapmıyor?
Dün atama yöntemine tepki gösterenler, bugün benzer yöntemlerle şekillenen yapılarda görev aldığında demokrasi anlayışı değişiyor mu?
Yoksa dün savunulan sandık, bugün koltuklar değişince mi unutuldu?
Soruların yanıtı elbette ilgili siyasi aktörlerin vereceği açıklamalarda saklı.
Ancak siyasi hafıza, geçmişte söylenenleri unutmuyor.
Koltuk değişebilir, görev değişebilir, dengeler değişebilir. Fakat verilen sözlerin ve savunulan ilkelerin hesabı değişmemeli.
Asıl mesele de tam burada düğümleniyor: