“Yeni yarış yalnızca model geliştirme yarışı değil”

“Yeni yarış yalnızca model geliştirme yarışı değil”
Yayınlama: 26.08.2026
A+
A-

Prof. Dr. Necmi Gürsakal Hindistan’ın Yapay Zekâ Hamlesini Analiz Etti…

Hindistan, yapay zekâ alanında yalnızca teknoloji tüketen bir ülke olmaktan çıkıp kendi hesaplama altyapısını, yerli modellerini, insan kaynağını ve küresel şirketlerle kurduğu stratejik ortaklıkları aynı çatı altında toplamaya hazırlanıyor. Prof. Dr. Necmi Gürsakal’ın değerlendirmesine göre Hindistan modeli; devletin altyapı kurduğu, yerli teknoloji şirketlerinin küresel oyuncularla iş birliği yaptığı ve yüz milyonlarca kullanıcının oluşturduğu büyük pazarın ekonomik değere dönüştürülmeye çalışıldığı çok katmanlı bir stratejiye dayanıyor.

Yapay zekâ yarışında ABD ve Çin arasındaki rekabet uzun süredir gündemin merkezinde.

Ancak son dönemde dikkat çeken bir başka ülke, bu yarışın yalnızca iki büyük teknoloji gücü arasında yaşanmadığını gösteriyor:

Hindistan.

Dünyanın en büyük nüfuslarından birine sahip olan, güçlü bir yazılım ve mühendislik ekosistemi bulunan Hindistan, yapay zekâ konusunda artık yalnızca küresel şirketlere insan kaynağı sağlayan bir ülke olmak istemiyor.

Yeni hedef çok daha kapsamlı:

Hesaplama gücünden yerli yapay zekâ modellerine, veri altyapısından insan kaynağına, kamu politikalarından özel sektör yatırımlarına kadar kendi yapay zekâ ekosistemini kurmak.

Prof. Dr. Necmi Gürsakal’ın değerlendirmeleri de Hindistan’ın bu dönüşümünü birkaç paralel eksen üzerinden okumayı mümkün kılıyor.


Hindistan’ın yapay zekâ politikasında dönüm noktası: IndiaAI Mission

Hindistan’ın bugünkü yapay zekâ stratejisinin temelini 2024 yılında onaylanan IndiaAI Mission oluşturuyor.

Hindistan Bakanlar Kurulu, 7 Mart 2024’te ulusal çapta IndiaAI Mission’ı onayladı. Program için ₹10.371,92 crore tutarında bütçe ayrıldı. Misyonun hedefleri arasında hesaplama kaynaklarına erişimin demokratikleştirilmesi, kaliteli veri altyapısının geliştirilmesi, yerli yapay zekâ kapasitesinin oluşturulması, yetenek yetiştirilmesi, girişimlerin desteklenmesi ve güvenli yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesi bulunuyor.

Bu nokta önemli.

Çünkü Hindistan burada yapay zekâyı yalnızca özel şirketlerin geliştireceği ticari bir teknoloji olarak görmüyor.

Devlet doğrudan ekosistemin kurucu aktörlerinden biri haline geliyor.

Başka bir ifadeyle Hindistan’ın yaklaşımı:

“Şirketler yapay zekâ geliştirsin, devlet izlesin” değil; “devlet altyapıyı kursun, şirketler, üniversiteler ve girişimler bu altyapı üzerinde büyüsün” modeli.

Prof. Dr. Gürsakal’ın analizinde Hindistan’ın farklılaşan taraflarından biri de tam olarak burada ortaya çıkıyor.


Yapay zekânın yeni petrolü: Hesaplama gücü

Yapay zekâ yarışında çoğu zaman modeller, uygulamalar ve sohbet robotları konuşuluyor.

Oysa büyük modellerin arkasında çok daha temel bir kaynak bulunuyor:

Hesaplama kapasitesi.

GPU’lar olmadan büyük yapay zekâ modellerini eğitmek, çalıştırmak ve milyonlarca kullanıcıya hizmet vermek mümkün değil.

Hindistan bu nedenle hesaplama altyapısını stratejik bir kamu kapasitesi olarak ele alıyor.

IndiaAI Mission kapsamında 38 binden fazla GPU, girişimlerin, akademisyenlerin ve araştırmacıların erişimine açılmış durumda. Hükümet, bu kaynakları uygun maliyetlerle sunarak yalnızca büyük teknoloji şirketlerinin değil, daha küçük girişimlerin de yüksek performanslı hesaplamaya erişmesini amaçlıyor.

Ve Hindistan burada durmuyor.

Şubat 2026’da düzenlenen India AI Impact Summit’in ikinci gününde, mevcut 38 bin GPU kapasitesine 20 bin GPU daha eklenmesi planı açıklandı.

Bu rakamlar, Hindistan’ın yapay zekâ stratejisinin yalnızca yazılım katmanında kalmadığını gösteriyor.

Ülke aynı zamanda yapay zekânın fiziksel altyapısını oluşturmaya çalışıyor.


Asıl stratejik değişim: “Yapay zekâ kullanmak”tan “yapay zekâ sahibi olmak”a

Prof. Dr. Gürsakal’ın değerlendirmesinde Hindistan açısından en önemli değişimlerden biri burada ortaya çıkıyor.

Hindistan uzun yıllar boyunca küresel teknoloji şirketleri için yazılım geliştiren, büyük bir mühendislik ve hizmet merkezi olarak öne çıktı.

TCS, Infosys ve Wipro gibi şirketler, küresel şirketlerin teknoloji dönüşümünde önemli roller üstlendi.

Bu model Hindistan’a büyük bir insan kaynağı ve hizmet ihracatı avantajı sağladı.

Ancak üretken yapay zekâ ile birlikte oyunun kuralları değişiyor.

Artık mesele yalnızca başka ülkelerin geliştirdiği yapay zekâ sistemlerini kullanmak değil.

Asıl soru şu:

Hindistan kendi modellerini, kendi verisini, kendi hesaplama altyapısını ve kendi yapay zekâ yeteneklerini ne ölçüde kontrol edebilecek?

BharatGen girişimi bu soruya verilen cevaplardan biri.


BharatGen: Hindistan kendi yapay zekâsını kuruyor

Hindistan’ın yerli yapay zekâ stratejisinin en dikkat çekici örneklerinden biri BharatGen.

Hindistan Bilim ve Teknoloji Bakanlığı tarafından desteklenen girişim, IIT Bombay öncülüğünde geliştiriliyor.

BharatGen; metin, konuşma ve görsel yetenekleri bir araya getiren çok modlu yapay zekâ modelleri geliştirmeyi ve Hindistan’ın çok dilli yapısına uygun sistemler oluşturmayı hedefliyor. Resmî açıklamalara göre girişim 22 Hint dilini destekleyecek şekilde tasarlanıyor.

Burada yalnızca teknolojik bir hedef yok.

Dil ve kültür de stratejinin parçası.

Hindistan, küresel yapay zekâ modellerinin kendi dillerini, lehçelerini, kültürel kodlarını ve toplumsal bağlamlarını yeterince temsil etmeyebileceği düşüncesinden hareket ediyor.

Dolayısıyla BharatGen’in amacı yalnızca “Hindistan’ın ChatGPT’sini yapmak” değil.

Daha geniş bir hedef söz konusu:

Hindistan’ın dilsel, kültürel ve toplumsal gerçekliğini yapay zekânın içine taşımak.

Hindistan hükümeti BharatGen’i egemen yapay zekâ kapasitesinin önemli unsurlarından biri olarak konumlandırıyor. 2025 sonunda girişime ₹1.293 crore devlet desteği verildiği de açıklandı.


Devlet, üniversite ve özel sektör aynı ekosistemde buluşuyor

Hindistan modelinin önemli özelliklerinden biri de yapay zekâ yatırımlarının tek bir aktör tarafından yürütülmemesi.

Devlet;

altyapıyı, finansmanı ve politika çerçevesini

oluşturmaya çalışırken,

üniversiteler;

araştırma ve model geliştirme

alanında devreye giriyor.

Özel sektör ise;

veri merkezleri, kurumsal entegrasyon, müşteri ağı ve küresel teknoloji ortaklıklarını

üstleniyor.

Bu modelin en çarpıcı örneklerinden biri Tata ile OpenAI arasındaki iş birliği.


Tata-TCS ve OpenAI ortaklığı: Yeni dönemin sembolü

Tata Group bünyesindeki Tata Consultancy Services (TCS) ile OpenAI arasında Şubat 2026’da duyurulan iş birliği, Hindistan’ın yapay zekâ stratejisinin özel sektör ayağını göstermesi bakımından dikkat çekiyor.

Anlaşma kapsamında TCS’nin HyperVault birimi, OpenAI ile Hindistan’da yapay zekâ altyapısı geliştirecek.

İlk aşamada 100 megavatlık bir kapasite öngörülürken, altyapının ilerleyen dönemde 1 gigavata kadar ölçeklenebilmesi planlanıyor.

Bu gelişmenin anlamı yalnızca yeni bir veri merkezi yatırımı değil.

Tata’nın sahip olduğu kurumsal müşteri ağı ve mühendislik kapasitesi ile OpenAI’ın yapay zekâ modelleri ve teknolojisinin aynı ekosistemde buluşması söz konusu.

Reuters’ın aktardığına göre bu altyapı yatırımı OpenAI’ın küresel Stargate girişimiyle de bağlantılı.

Dolayısıyla Hindistan burada küresel teknoloji şirketlerine yalnızca pazar sunmuyor.

Kendisini aynı zamanda yapay zekâ altyapısının üretildiği merkezlerden biri haline getirmeye çalışıyor.


TCS, Infosys ve Wipro neden kritik?

Prof. Dr. Gürsakal’ın “kurumsal entegrasyon” vurgusu da tam bu noktada anlam kazanıyor.

Hindistan’ın avantajı yalnızca milyarlarca kullanıcıdan ibaret değil.

Ülkenin aynı zamanda dünyanın en büyük teknoloji hizmet şirketlerinden bazılarına sahip olması büyük bir avantaj.

TCS, Infosys ve Wipro gibi şirketler yıllardır dünya genelindeki bankalar, sigorta şirketleri, sanayi kuruluşları, kamu kurumları ve büyük şirketlerle çalışıyor.

Bu şirketlerin elinde yalnızca mühendis değil;

kurumsal müşteri ilişkileri, sektör bilgisi, veri işleme deneyimi ve büyük ölçekli teknoloji dönüşümü kapasitesi bulunuyor.

Üretken yapay zekânın şirketlere entegrasyonu hızlandıkça bu birikim daha da değerli hale geliyor.

Dolayısıyla Hindistan’ın stratejisi yalnızca:

“Biz de bir büyük dil modeli yapacağız.”

demiyor.

Aynı zamanda:

“Bu modelleri milyonlarca işletmenin çalışma süreçlerine kim entegre edecek?”

sorusuna da cevap veriyor.

Ve bu noktada TCS, Infosys, Wipro ve benzeri şirketlerin oluşturduğu kurumsal teknoloji ekosistemi devreye giriyor.


Hindistan’ın en büyük avantajı: İnsan kaynağı

Hindistan’ın yapay zekâ stratejisinin bir diğer ayağını insan kaynağı oluşturuyor.

Ülke yıllardır büyük bir mühendislik ve yazılım yetenek havuzuna sahip.

Ancak yapay zekâ, geleneksel yazılım sektörünün ihtiyaç duyduğu becerilerden farklı yetenekler gerektiriyor.

Bu nedenle Hindistan devlet destekli eğitim ve yeniden beceri kazandırma programlarına da ağırlık veriyor.

IndiaAI Mission’ın FutureSkills ayağı, yapay zekâ eğitiminin yaygınlaştırılmasını ve özellikle Tier-2 ve Tier-3 olarak tanımlanan ikinci ve üçüncü kademe şehirlerde veri ve yapay zekâ laboratuvarlarının kurulmasını hedefliyor.

Buradaki stratejik hedef açık:

Yapay zekâ yalnızca Bangalore ve Mumbai gibi teknoloji merkezlerinde yoğunlaşmasın; ülkenin daha geniş insan kaynağı bu dönüşümün parçası olsun.


100 milyonlarca kullanıcı: Hindistan’ın diğer büyük kozu

Hindistan’ın yapay zekâ denklemindeki en önemli avantajlarından biri de devasa dijital kullanıcı tabanı.

OpenAI, Şubat 2026’da Hindistan’da ChatGPT’nin haftalık kullanıcı sayısının 100 milyonun üzerinde olduğunu açıkladı.

Bu ölçek, Hindistan’ı yalnızca bir teknoloji üretim merkezi değil, aynı zamanda devasa bir yapay zekâ test ve kullanım pazarı haline getiriyor.

Fakat burada önemli bir paradoks bulunuyor.

Kullanıcı sayısı çok yüksek; gelir ise aynı ölçüde yüksek değil.

Yani Hindistan yapay zekâyı çok hızlı kullanıyor ancak bu kullanımın ekonomik değere dönüşmesi henüz aynı hızda gerçekleşmiş değil.

Bu da Prof. Dr. Gürsakal’ın analizindeki kritik sorulardan birini ortaya çıkarıyor:

Hindistan kullanıcı ölçeğini nasıl ekonomik güce dönüştürecek?


Asıl mesele: Kullanıcıdan üreticiye geçiş

Hindistan’ın önündeki temel sınavlardan biri bu.

Bir ülkenin milyonlarca insanının yapay zekâ kullanması önemli.

Ancak küresel yapay zekâ ekonomisinde asıl büyük değer;

  • model geliştirmek,
  • GPU altyapısı kurmak,
  • veri merkezi işletmek,
  • yapay zekâ çipi ve donanımı üretmek,
  • kurumsal AI çözümleri geliştirmek,
  • patent ve fikri mülkiyet oluşturmak,
  • küresel pazara AI hizmeti ihraç etmek

gibi alanlarda ortaya çıkıyor.

Hindistan şimdi kullanıcı ölçeğini bu üretim zincirine bağlamaya çalışıyor.


India AI Impact Summit: Hindistan kendisini küresel masaya taşıyor

Hindistan’ın yapay zekâ politikasının bir başka ayağı da diplomasi.

Şubat 2026’da Yeni Delhi’de gerçekleştirilen India AI Impact Summit, Hindistan’ın kendisini yalnızca ulusal bir AI pazarı olarak değil, küresel yapay zekâ tartışmalarında söz sahibi bir ülke olarak konumlandırma çabasının göstergesi oldu.

Resmî organizasyon kaynakları zirveyi yapay zekânın Küresel Güney’deki etkisine odaklanan büyük bir uluslararası platform olarak tanımlıyor. Zirve ve eş zamanlı etkinliklerde devletler, şirketler, araştırmacılar ve yatırımcılar bir araya getirildi.

Bu diplomatik boyut özellikle önemli.

Çünkü Hindistan kendisini ABD ve Çin arasında yalnızca teknoloji tüketen bir ülke olarak konumlandırmak istemiyor.

Kendi tezini oluşturuyor:

AI yalnızca zengin ülkelerin teknolojisi olmamalı.

Hindistan’ın “Küresel Güney” vurgusu da bu nedenle stratejik önem taşıyor.


Hindistan modeli neden dikkat çekiyor?

Prof. Dr. Necmi Gürsakal’ın değerlendirmeleri üzerinden Hindistan’ın yapay zekâ stratejisini tek cümlede özetlemek gerekirse:

Devlet altyapıyı kuruyor, üniversiteler bilgi üretiyor, yerli şirketler küresel teknoloji şirketleriyle ortaklık kuruyor, dev kullanıcı tabanı yapay zekâyı hızla benimsiyor ve insan kaynağı yeni döneme hazırlanıyor.

Bu nedenle Hindistan modelini yalnızca “Hindistan bir yapay zekâ modeli geliştiriyor” şeklinde okumak yetersiz kalıyor.

Ortada çok daha geniş bir ekosistem var.

Birinci halka: Devlet

IndiaAI Mission, finansman, GPU altyapısı, veri, güvenlik ve yetenek politikaları.

İkinci halka: Yerli teknoloji şirketleri

TCS, Infosys, Wipro ve diğer teknoloji şirketlerinin küresel kurumsal ağı.

Üçüncü halka: Küresel teknoloji devleri

OpenAI gibi şirketlerle yapılan altyapı ve teknoloji ortaklıkları.

Dördüncü halka: Akademi

IIT’ler ve araştırma kurumları üzerinden yerli model geliştirme.

Beşinci halka: Dev kullanıcı tabanı

Yüz milyonlarca insanın oluşturduğu büyük dijital pazar.

Altıncı halka: İnsan kaynağı

Milyonlarca teknoloji çalışanının yapay zekâ çağının ihtiyaçlarına göre yeniden eğitilmesi.


Yeni yarış “en iyi modeli kim yaptı?” yarışından daha büyük

Hindistan’ın yaklaşımından çıkarılabilecek en önemli sonuçlardan biri de yapay zekâ yarışının yalnızca büyük dil modelleri üzerinden okunamayacağı.

Geleceğin rekabeti aynı zamanda;

kim daha fazla GPU’ya sahip,

kim daha fazla veri işleyebiliyor,

kim daha fazla AI mühendisi yetiştiriyor,

kim yapay zekâyı şirketlere daha hızlı entegre ediyor,

kim kendi dilinde ve kendi kültürel bağlamında model üretebiliyor,

kim veri merkezlerini daha düşük maliyetle çalıştırabiliyor

sorularının cevaplarında belirlenecek.

Bu nedenle Hindistan’ın hamlesi, model yarışından çok ekosistem yarışına işaret ediyor.


Türkiye açısından Hindistan deneyimi ne söylüyor?

Prof. Dr. Gürsakal’ın analizinin Türkiye açısından en önemli tarafı da burada ortaya çıkıyor.

Türkiye yapay zekâ konusunda yalnızca “hangi modeli kullanalım?” sorusuna odaklanırsa yarışın tüketici tarafında kalabilir.

Oysa Hindistan’ın deneyimi daha geniş bir çerçeve öneriyor.

Türkiye açısından tartışılması gereken başlıklar şunlar:

GPU ve veri merkezi altyapısı nasıl oluşturulacak?

Üniversiteler ile teknoloji şirketleri nasıl aynı ekosistemde buluşturulacak?

Türkçe ve Türkiye’ye özgü verilerle güçlü yerli modeller nasıl geliştirilecek?

KOBİ’lerin yapay zekâya erişimi nasıl ucuzlatılacak?

TÜBİTAK, üniversiteler, teknoparklar ve özel sektör arasında gerçek bir AI üretim zinciri nasıl kurulacak?

Türkiye’nin güçlü savunma, otomotiv, finans, sağlık ve sanayi şirketleri yapay zekâ dönüşümünün taşıyıcısı haline nasıl getirilecek?

Ve belki de en önemlisi:

Türkiye, yapay zekâyı yalnızca kullanan bir ülke mi olacak, yoksa yapay zekâ üreten ve ihraç eden bir ülke mi?


Hindistan’ın mesajı: “Kendi yapay zekâ ekosistemini kur”

Hindistan örneği, yapay zekâ çağında devlet ile özel sektör arasındaki ilişkinin de değiştiğini gösteriyor.

Devletin görevi artık yalnızca düzenleme yapmak değil.

Altyapı kurmak, araştırmayı desteklemek, hesaplama kapasitesini erişilebilir hale getirmek, insan kaynağı yetiştirmek ve yerli teknoloji şirketlerinin küresel rekabete çıkmasını sağlamak da stratejik görevlerin bir parçası haline geliyor.

Özel sektörün rolü ise yalnızca yazılım geliştirmekten ibaret değil.

Veri merkezi, bulut, kurumsal entegrasyon, model geliştirme, uygulama ve küresel pazara açılma süreçlerinin tamamında sorumluluk üstleniyor.

Hindistan’ın yaptığı tam olarak bu iki alanı birleştirmek.


Sonuç: Hindistan artık yalnızca “yazılım ülkesi” olmak istemiyor

Hindistan’ın yapay zekâ stratejisinin geldiği nokta, ülkenin teknoloji politikasında önemli bir kırılmaya işaret ediyor.

Geçmişte Hindistan denildiğinde akla büyük ölçüde yazılım mühendisleri, dış kaynak hizmetleri, çağrı merkezleri ve IT hizmetleri geliyordu.

Yeni Hindistan ise bunun üzerine başka katmanlar eklemek istiyor:

GPU.

Veri merkezi.

Egemen yapay zekâ modeli.

Çok dilli AI.

Kurumsal yapay zekâ.

Yapay zekâ girişimleri.

Milyonlarca AI yeteneği.

Küresel teknoloji ortaklıkları.

Ve devasa bir kullanıcı pazarı.

Bu nedenle Prof. Dr. Necmi Gürsakal’ın değerlendirmesiyle Hindistan’ın asıl hamlesi, tek başına yeni bir yapay zekâ modeli geliştirmekten çok daha büyük bir anlam taşıyor.

Hindistan, yapay zekânın yalnızca kullanıcısı değil; altyapısını kuran, modellerini geliştiren, insan kaynağını yetiştiren ve küresel şirketleri kendi ekosistemine çeken bir ülke olmaya çalışıyor.

Ve 2026 itibarıyla ortaya çıkan en önemli yenilik de burada:

Hindistan artık yalnızca yapay zekâ şirketlerini büyütmeye değil, yapay zekânın stratejik altyapısında doğrudan kapasite sahibi olmaya yöneliyor.

Bu gelişme, küresel yapay zekâ yarışının geleceğinde önemli bir değişime işaret ediyor:

Gelecekte kazanan yalnızca en iyi modeli geliştiren ülke olmayacak. En güçlü yapay zekâ ekosistemini kurabilen ülkeler öne çıkacak.

Hindistan’ın verdiği mesaj ise oldukça açık:

“Yapay zekâyı kullanmak yetmez; onu üretecek altyapıya, yeteneğe, veriye ve ekosisteme de sahip olmalısınız.”

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.

Yeni Slow Radyo