Bursa Vatan Medya Grubu köşe yazarı Avukat Cüneyt Bülent Şeker, topuk kanı uygulamalarına ilişkin açılan davalarda kullanılmak üzere hazırlanan dilekçelerin amacının, idareyi hukuki zeminde cevap vermek zorunda bırakacak sorularla karşı karşıya getirmek olduğunu belirterek, dilekçelerin farklı kullanım alanları nedeniyle tercih hakkını vatandaşlara bıraktığını ifade etti. Topuk kanı mağdurlarının açtığı davalarda kullanılmak üzere hazırlanan dilekçeleri değerlendiren Bursa Vatan Medya Grubu köşe yazarı Avukat Cüneyt Bülent Şeker, bu başvuruların temel amacının idareyi kritik sorular karşısında açıklama yapmaya zorlamak olduğunu söyledi.
Aileye baskı yapılaması halinde ilgili idareye DİREKT OLARAK gönderilmesi ve cevap istenmesi mümkün olduğu gibi, tarafınıza dava açılması halinde MAHKEME ARACILIĞI İLE DE (mahkemeye duruşma esnasında veya duruşma öncesinde sunulacak bir dilekçe ile) bilgi istenmesi mümkündür.
Bu dilekçenin amacı: Zaman kazanmak, idarenin sorulara cevap verememesi halinde tedbir talebinin amacına uymadığını mahkemeye göstermek ve yanıltıcı cevaplar vermesi halinde daha sonra idareye açılacak davalar için bir alt yapı oluşturmaktadır.
Ne yazık ki günümüzde Sağlık Bakanlığı soyut gerekçeler ile topuk kanı istemekte ve mahkemeler de bu yetersiz gerekçeleri “Devlet kurumudur” diyerek güvenmektedir, bu güvenin altının boş olduğu idarenin bu dilekçeye verdiği cevaplar veya cevap verememesi sebebi ile ortaya çıkması hedeflenmektedir.
Tarih: ……….
…………….. İL/İLÇE SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜNE
(Ve-veya) İletilmek üzere
………….. İLÇESİ 666… NUMARALI ……….AŞI SEVER…. AİLE SAĞLIĞI MERKEZİ’NE
(Veya)
………….ASLİYE-AİLE-ÇOCUK MAHKEMESİNE
(Dilekçenin idareye direk gönderilmesi halinde)
KONU: 4982 Sayılı (Bilgi Edinme ) kanunu çerçevesinde, aşağıda zikrettiğimiz konularda tarafımıza sayın makamınızca yazılı bilgi verilmesi talebinden ibarettir.
(Dilekçenin Mahkemeye aracılığı ile idareye sorulması halinde)
DOSYA NO…….: 2026/…….E.
KONU………….: Tedbir talebi hakkında idareye 4982 Sayılı “Bilgi edinme kanunu” ve HMK 152. Sorularımızın mahkeme aracılığı ile sorulmasından ibarettir.
TALEPTE BULUNANLAR : X. X. ( TC…..)
Adres:
Y.Y. ( TC….)
Adres:
TALEP KONUSU : Fatma CESUR…………..tarihinde ……….. hastanesinde doğum yapmıştır, daha sonra ……….. tarihinde tarafımız …………….Sağlık Ocağı-Aile Hekimliği / ( Veya) ………..Hastane Müdürlüğü (Veya) ……..İl-İlçe Sağlık Müdürlüğü tarafından ……. tarihinde ve sonraki tarihlerde ve sonraki tarihlerde ……….. telefonumuz aranarak yeni doğmuş müşterek çocuğumuz Z.Z. …… ( TC……) TOPUK KANI alınması için getirmemiz istenmiştir, …………… Hekimliği ( vs) tarafından ………. Kişice ………. Telefon numarasından yapılan aramalarda bu konuyu araştırdığımızı belirtmemiz karşın, ısrar edilmiş, topuk kanı vermenin Türkiye Cumhuriyetinde zorunlu olduğu, hatta vermemenin suç olduğu söylenmiştir, hatta çocuğumuzun elimizden alınabileceği, kapımıza polis gönderileceği belirtilmiştir!
AY.17 maddesi; “Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında…vücut bütünlüğüne müdahale edilemeyeceğini” belirtmiştir. Topuk kanının verilmemesinin suç (veya zorunlu) olduğuna dair açık bir kanun hükmü bulunmadığı gibi, koruyucu hekimlik kapsamında olduğu söylenen bu tür tıbbi müdahaleler “TIBBİ ZORUNLULUK” yani zaruret hali kavramı içinde de değildir. Şöyle ki;
Velayet hakkını düzenleyen Türk Medeni Kanunu 335 ve devamı maddeleri gereğince çocuğun bakımı, dolayısı ile ona uygulanacak tedaviye karar verme hakkı anne-babaya aittir.1219 sayılı Tababet Ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un m.70/f.I, c.1; “Tabipler…..yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar…” demektedir.Hasta Hakları Yönetmeliği m.24/f.I ; “Tıbbi müdahalelerde hastanın rızası gerekir, hasta küçük veya mahcur ise velisinden veya vasisinden izin alınır…” demektedir.1999 tarihli Hekimlik Mesleği Etik Kuralları 42. Maddesi; 2003 tarihli Bioetik Sözleşmesinin 6/2. Maddesi dahil Türkiyeni nin imzaladığı ve TBMM onaylandığı için kanun hükmünde olan ve Anayasaya aykırılığı dahi iddia edilemeyen çok sayıda sözleşme maddeleri; “Reşit ve/veya mümeyyiz olmayan kişiler yönünden veli veya vasisinin aydınlatılmış onamı gerekir…” demektedir. Tıbbi müdahaleye izin verme hakkı (0-15 yaş arasında çocuk için) anne-baba (ebeveyn) yahut kanuni temsilciye aittir, bu kanun ile güvence altına alınmış devredilemez, dokunulamaz Anayasal bir haktır.
Kan ve DNA 6698 sayılı kanunun 6. maddesine göre bir insanın en önemli kişisel verisidir. İzinsiz-zorla alınması ve tıbbi deney ve çalışmalarda kullanılması-işlenmesi; 6284 Sayılı Kanun, TCK m 86 (Kasten yaralama) TCK. 90 (İnsan Üzerinde Deney) ve TCK m 135-139 (Kişisel Verilerin izinsiz alınması, kaydedilmesi, saklanması ve yayılması) TCK. m. 90 (İnsan Üzerinde Deney) kapsamında suçtur.
Her ne kardar 3359 Sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 3. Maddesinin (I) bendi ; “Yeni doğan bebeklerin metabolizma hastalıkları için gerekli olan testlerden geçirilerek risk taşıyanların belirlenmesine ilişkin tedbirler alınır…” Demekte ise de lafzından, gerekçesinden hatta kanun isminden de anlaşıldığı üzere bu kanunun muhatabı halk değildir, bu adı üzerinde ilgili yetkililerin bu hizmetlerini nasıl yapacağını düzenleyen bir kanundur, bu kanun lafzından da anlaşılan; “Sağlık Bakanlığı ve onun denetiminde olan sağlık hizmeti verenlerin bu hizmet için (Ör: testler için) gerekli imkân ve alt yapıyı sağlaması ve ihtiyaç duyanların hizmetine sunmasıdır.”Bu kanun metninden; “Vücut dokunulmazlığını koruyan tüm hukuk mevzuatının, anne-babaya kanun ile tanınmış olan tedaviyi seçme ve tıbbi müdahaleyi ret haklarının yok sayılabileceği, topuk kanı vermek istemeyen ailelerin kolluk güçlerince etkisiz hale getirilerek, bebeğin anne kucağından zorla kopartılarak, bebekten topuk kanı alındıktan sonra aileye iade edilebileceğine…” dair bir anlam çıkarmak mümkün değildir. Zaten bu anlama gelen bir kanun olsa idi dahi, bu diğer kanun ve Anayasa hükümleri (Ve Uluslar arası sözleşmeler) çelişir idi.
Biz velileri olarak müşterek çocuğumuz …….dan topuk kanı alınması halinde bu kanın ve analiz edilmesi sonucu oluşan verilerin bilimsel çalışma ve deneylerde kullanılmasına, bu kan örneği ve analiz verilerinin yurt dışına gönderilmesine rızamız yoktur, iş bu sebep ile topuk kanı verilip verilmemesi hakkında karar vermeden önce şu aşağıdaki hususlarda bilgi alarak tatmin olmak istemekteyiz:
1-) Alınacak topuk kanı örneği-örnekleri ve analiz edilmesinden doğan verilerin çocuğumuzun şahsi hastalığının tespitinden başka bir amaçla, örneğin bilimsel çalışmalar için kullanılmakta mıdır? Bu veriler (Kurumunuza hizmeti veren laboratuar aracılığı ile) yurt dışına gönderilmekte midir?
2-) Alınacak topuk kanı ve analiz bulguları ile yakalanması ihtimali olduğu iddia edilen hastalıkların (Eğer bebekte mevcut ise) sadece kanın doğru analizi ile kesin ve şüpheye yer vermeyecek şekilde tespit edilmekte midir? Eğer kesin olarak hastalık tespiti yapılıyor ise bu testler ile hastalık taşıyıcısı ile ileride hasta olacak çocuğu ayırt etmekte midir? Çünkü bilindiği üzere taşıyıcı olmak ileride hasta olunacağı anlamına gelmemektedir. Eğer klinik hastalık bulgusu olmadan sadece test ile erken tanı koyarak ilaç-tedavi uygulanması söz konusu ise (basına da yansıdığı üzere) yanlış teşhis ve tedavi ile çocuğumuzun zarar görmesi ihtimali mevcut mudur? Bu durumun vukuu halinde kurumunuz meydana gelebilecek zarar ve ölümlerden doğan hukuki ve cezai olarak sorumluluğu üzerinize almakta mıdır?
3-) Alınacak topuk kanı ve analiz bulguları ile sayılan 6 genetik hastalık-hastalıklar tespit edilmiş ise bunların kesin olarak tedavi edilmekte midir? Bu tedavi giderlerinin (Sağlık Sektörünün tavsiye ettiği ve aileleri yönlendirdiği ilaç ve tedaviler dahil) tamamını Devlet tarafından karşılanmakta mıdır? Tarafınızca zorunlu olduğu iddiası olduğuna göre bu ilaç ve tedavilerin tümü Devletimiz tarafından güvenilir bir şekilde üretilmekte midir? Yoksa bu çok pahalı ilaçlar ABD merkezli şirketler tarafından mı ülkemize satılmakta mıdır?
4-) Topuk kanı alımı işleminin çocuğumuza psikolojik ve patolojik bir zarar vermeyeceğinin (kesin olarak) tarafınızca garanti verilebilir mi? Topuk kanı alımı işlemi sırasında ve sonrasında, çocuğa hastalık bulaşmayacağı, bulaştırılmayacağı, bebeğin enfeksiyon kapmayacağı veya bu topuk kanı alımı işleminin sinirlere yaptığı baskı ve tahribat sebebi ile çocuğun herhangi bir organında kalıcı-geçici hasar oluşmayacağı, yahut kan alımı sebebi ile çocukta doğuştan mevcut olan hemofili ve T-hücre eksikliği gibi bir hastalık sebebi ile çocuğun savunma sistemine-sağlığına zarar vermeyeceğine dair makamınızca garanti verilebilir mi? Çünkü bu işlemden sonra rahatsızlanan ve hatta yoğun bakıma kaldırılan çok sayıda yenidoğan bilgisi tarafımıza ulaşmıştır.
5-) Başka hiçbir hastalık incelenmesinde topuktan kan alınmaz iken, sadece taranan bu 6 hastalığa münhasır yeni doğan çocuğun topuğunun 3 yerinden delinerek kan alınmasının sebebi nedir? Bu hastalıkların taranmasının idrar, ter ve tükürük ile yapılabileceği Sağlık Bakanlığı tarafından da ret edilmemekte iken, venöz kan alımı ise bu hastalıkların taranması için fazlası ile yeterli olmasına karşın ( ve ailelerin de bu seçeneklere karşı olmamasına rağmen) topuğun 3 yerinden delinmesi sureti ile kan-doku örneği toplamanızın sebebi nedir? Neden bazı genelgelerinizde 1 ay geçtiğinde topuktan kan alınmasına gerek olmadığı, venöz kan alınmasının kâfi olduğu, bazı genelgelerinizde 6 aydan sonra laboratuarlarınızda topuk kanı analizi yapılamadığını iddia etmektesiniz, bunun bilimsel ve mantıklı açıklaması var mıdır?
6-) Zaten çocuğun bakımı ve hastalanması halinde ihmalinden anne-babanın sorumlu olduğu da dikkate alındığında, topuk kanı alma işlemini ret ettiğimiz gerekçesi ile neden bize “ hukuki ve cezai sorumluluğu üzerimize aldığımıza dair…“ bir belge imzalatılmak istenmekte, hatta tarafımız bu belgeyi imzalamaya zorlanmaktadır? Sağlık Bakanlığı ve ilgili sağlık personelinin topuk kanı verilerine ve sonuçlarının doğruluğuna ilişkin herhangi bir sorumluluk mevcut mudur?
7-) SMA dahil birçok genetik hastalık konusunda evlilik öncesi anne-baba adayı test yapılmaktadır, taranan hastalıkların çoğunda ise çocuğun hasta olması için anne-babanın ikisinin birden taşıyıcı olması gerekmekte olduğu bilinmektedir, o halde anne-baba’dan ikisinin de (veya birinin) hastalık geni taşımadığı hallerde dahi neden SMA gibi hastalıkların taranması için topuk kanı istemektesiniz? Ve neden çocuğun bu genetik hastalıklara yakalanması ihtimali olmayan durumlarda dahi ilgili testleri ailelere zorlamaktasınız? Bu durumlarda aradığınız şey tam olarak nedir?
😎 Yukarıda arz ettiğimiz kanunlar çerçevesinde anne-baba veya kanuni temsilcinin, velayetten veya vesayetten doğan tıbbi müdahaleyi-tedaviyi-doktoru seçme-ret hakkı koruyan bu hakları, genel sağlık taraması kapsamında, hiçbir garanti verilmeyen bir testi ret etmek için kullanılamayacak ise nerede kullanılacaktır? Bu yapılan uygulama anne-babanın velayet hakkının yok edilmesi değil midir?
9-) ………………. tarafımıza aranarak (veya kapımıza gelinerek) “topuk kanı vermeniz zorunlu, Devletin-Sağlık Bakanlığının emri var” denmektedir. Sağlıkta Dönüşüm sürecinin de tamamlandığı düşünülür ise günümüzde Devletin sağlık hizmeti vermek, hatta verilen hizmeti doğru olup olmadığını denetleme yetkisi var mıdır? Yapılan (ve yapılacak) test ve tedavi prosedürleri Sağlık Bakanlığınca mı belirlenmektedir? Eğer bu sorulara yanıtınız olumsuz ise Bakanlık nereden aldığı güç ve yetki ile sağlık sektörü hesabına test-tarama işleri ile uğraşmakta, insanları bu testi ret ettikleri için mahkemelere vermektedir? Bu aynı zamanda mahkeme zoru ile Sağlık Sektörüne müşteri bulma faaliyeti değil midir?
10-) Tedbir talep eden idarenin topuk kanı veren ve vermeyen çocukları kıyasladığı, test yaptırmayan çocuklarda daha fazla hastalık ve ölüm vs. olduğuna dair (Ve İlaç şirketlerinden bağımsız) olarak yaptığı bir (karşılaştırmalı-bilimsel) çalışma var mıdır? Çünkü böyle bir çalışma olmadan değil bu testlerin zorunlu olduğu, fayda sağladığı dahi iddia edilemez.
11-) …… Sağlık Ocağı- Aile hekimliği-Aile Sağlığı Merkezi ( İl Sağlık Müdürlüğü-Memuru-Hastanesi vs) “Kapınıza polis ile gelip zorla çocuğundan kan almak, bu da yapılamaz ise çocuklarımızı mahkeme kararı ile elimizden zorla almak, ceza alıp hapse gireceğimiz…” gibi tehditler savurmuştur” bu sebep ile lohusa olan annemiz strese girmiş, bu stres sütünün kesilmesine sebep olmuştur. Kadına psikolojik şiddet hatta işkence sayılacak bu fiilleri Sayın Makamınızdan aldıkları talimat ile mi yapmaktadırlar, yoksa bunlar ilgili ……… memur ve sağlık görevlilerinin bireysel suçları mıdır?
TALEP : Yukarıda arz ettiğimiz soruları 4982 Sayılı (Bilgi Edinme ) kanunu çerçevesinde yazılı olarak tarafımıza (bildirdiğimiz adrese) göndermenizi saygı ile talep ederiz.
Anne Baba
Y.Y. X.X
Bu dilekçenin amacı: Zaman kazanmak, idarenin sorulara cevap verememesi halinde tedbir talebinin amacına uymadığını mahkemeye göstermek ve yanıltıcı cevaplar vermesi halinde daha sonra idareye açılacak davalar için bir alt yapı oluşturmaktadır.
Ne yazık ki günümüzde Sağlık Bakanlığı soyut gerekçeler ile topuk kanı istemekte ve mahkemeler de bu yetersiz gerekçeleri “Devlet kurumudur” diyerek güvenmektedir, bu güvenin altının boş olduğu idarenin bu dilekçeye verdiği cevaplar veya cevap verememesi sebebi ile ortaya çıkması hedeflenmektedir.
……………….AİLE (VEYA ASLİYE) MAHKEMESİ ‘NE
Dosya No……….: 2026/…….E.
KONU………….: Tedbir talebi hakkında idareye 4982 Sayılı “Bilgi edinme kanunu” ve HMK 152. Sorularımızın mahkeme aracılığı ile sorulmasından ibarettir.
TEDBİR TALEBİNDE BULUNAN İDAREYE MAHKEME ARACILIĞI İLE SORULARIMIZ:
1-) Klinik bulgu (hastalık belirtisi) gösteren insanlarda dahi hastalıkların teşhisi; bir tahminden ve görüşten ibarettir, bu görüş de doktordan doktora göre farklılık arz edebilmektedir. Her insanın fizyolojisinin farklı olması, aynı klinik bulguları oluşturacak çok sayıda iç ve dış faktör bulunması sebebi ile doğruya en yakın teşhis yönteminin “klinik bulguların ortaya çıkmasından sonra testler ile teşhisin kuvvetlendirilmesi” olduğu bilinmektedir. Topuk kanı testleri hakkında ise;
“Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğünce” yayınlanan; Yenidoğan Metabolik ve Endokrin Tarama Programı sf.15 de; “Kesin bir tanı yöntemi olmadığı, (Pozitif çıkmasının) sadece hastalık şüphesi verebileceği.” açıkça belirtilmektedir.
Yine Sağlık Bakanlığınca da otorite kabul edilen “National Institutes of Health” kuruluşunun (ABD Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı olarak biyomedikal ve halk sağlığı alanlarında temel araştırmalar yapan kurum.) yayınladığı “Yenidogan Taraması” adlı makalesinde; “Bazen bu testler “Yanlış pozitif” üretirler, yani test sonucu pozitif olsa bile, bebekte aslında hastalık yoktur.” Demektedir.
Bu bilgi de bizi iki sonuca götürmektedir;
a-) Topuk kanı ile testi ile taranan hastalıklara ileride yakalanması ihtimali olan çocuk bu testler ile tespit edilemeyebilir, bu durumda testlerin sonucuna garanti veremeyen idare “İleride oluşacak hastalıkları, ölümleri, kamu zararını” engellediğini nasıl iddia edebilmektedir ve daha da önemlisi (zaten taranan hastalıklara yakalanma ihtimali çok zayıf olan) bu testlerin zorunlu olduğunu nasıl iddia edebilmektedir?
b-) Yanlış tanı ve tedavi uygulanmasından doğan zararlardan ve ölümlerden kim sorumlu olacaktır? Bu Türkiye de çok rastlanan bir durumdur ve basına yansıyan çok sayıda haber ve dava mevcuttur, Sağlık Sektörü ise bu gün “hayat kurtarır” dediği bir ilaç veya tedaviden, yarın “Bilim ilerledi, ilaç-tedavi yanlışmış” diyerek vazgeçebilmektedir. Pekiyi idare bu konudaki cezai ve hukuki sorumluluğu üzerine almakta mıdır?
(EK-1 ve Ek-2)
2-) Yine yenidoğan Metabolik ve Endokrin Tarama Programına göre “Her 100 kişiden 4 tanesi FKÜ (Fenilketonüri) hastalık geni taşımaktadır” (Sf.7), FKÜ ise 10.000/1 çocukta görüldüğüne göre her 10.000 çocuktan 400 tanesi (Sağlık Bakanlığına göre) hastalık geni taşımaktadır? ancak testler ile sadece bir maddenin varlığı veya hatalı bir genin varlığının tespit edilmektedir, bilindiği üzere hastalık geni taşımak ise (Bozuk gen taşımak) ileride hasta olunacağı anlamına gelmemektedir.. (Doç.Dr.Cüneyt Konuralp-Bağışıklığın Arka Bahçesi Sf.89-120)
Bu da bize her 10.000 çocuktan 399 tanesine yanlış tanı ile tedavi-ilaç uygulanabileceği anlamına gelmektedir. (Taranan diğer 5 hastalıkta da durum benzerdir, örneğin Sağlık Bakanlığına göre SMA da bu oran 1/160) O halde idare yaptırdığı testler ile ileride hasta olacak çocuğu tespit edilebileceğini mortaliteyi vs. engelleyeceğini nasıl iddia edebilmektedir? (EK-3)
3-) Ülkemizde Anne-babalar evlenmeden önce SMA testi yapılamaktadır, anne ve babada taşıyıcı olmadığı hallerde dahi (Anne-babanın ikisi birden fozitif ise çocuğun SMA olma ihtimali ¼ olarak görülmektedir) Pekiyi neden SMA testi son yıllarda topuk kanı testlerine eklemiştir ve neden anne-baba SMA pozitif olamayan aile çocuklarını da SMA taraması yapmaktadır?
4-) Anayasa Mahkemesinin 29.06.2016 K. tarih, 2014/4077 (Muhammed Ali Bayram) Başvuru numaralı dosyasına sunulan ve kararın 3. Sayfasında da geçen, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 13.03.2009 tarih, 2009/17 sayılı genelgesinde; “…Topuk kanı alma işleminin ise çocuğun doğumundan hemen sonra ve bir hafta sonra olmak üzere yapıldığı, bir ayı geçmesi halinde ise koldan kan alınarak tahlil yapıldığı…” belirtilmektedir.
Yine Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Yenidoğan Metabolik ve Endokrin Tarama Programı 24. Sayfasında ise “Bebeğin iki ayağı alçıda ise ve topuk kanı örneği alınamıyor ise venöz (Damar yolundan) kan alınabilir” demektedir.
Demek ki idarenin de kabul ettiği üzere bu testler için topuk delmek gerekli değildir. Bu testlerin yapılması için ter, idrar, dil altından alınan tükürük de yeterlidir. (Doç.Dr. Cüneyt Konuralp Bağışıklığın arka bahçesi Sf. 106) Venöz (Damar içinden) alınan kan ise fazlası ile yeterlidir.
Pekiyi idare neden (Çoğu aile sadece venöz kan alınması ile test yapılamasına razı olduğu halde) üç yerinden topuk delmek sureti ile (DNA haritası çıkartılmasında kullanılan) kan ile birlikte doku örneği alınmasında ısrar edilmektedir? Hatta 2 defa kan aldığı çocuklardan dahi 3. örneği, bazen 4. Örneği istemektedir
5-) Topuk kanı testi ile taranan 6 hastalıktan önemli olan 3 tanesinin (SMA, Kistik Fibrosis, Fenilketonüri) sağlık sektörünce tavsiye edilen, aileni yönlendirildiği tedavi/gıda ve ilaçları SGK ve Devlet tarafından ödenmemektedir, ancak bu aileler (Özellikle bir dozu 2.100.000,oo Dolar olan SMA için) valilik izni ile kent meydanlarında dilendirilmektedir, (EK-4) Sağlık Bakanlığı bu duruma özet ile “Ailenin tercihi” demektedir. Pekiyi ailenin tercihine bu kadar saygılı olan idare neden ailenin test tercihine saygı göstermemektedir? Bu yapılan çok pahalı ilaçlara müşteri bulma faaliyeti değil midir?
5-) Bu gün tıp sektörünce 6000 genetik ve 500 metabolik hastalık olduğu belirtilmektedir, aile 6 hastalığa ilişkin testleri ret ettiği için sorumlu tutulmaktadır, pekiyi bu taranmayan 6494 genetik-metabolik hastalıkların (bunların arasında daha önemli ve acil tedavisi gereken hastalıklar olduğuna göre) taranmamasından kim sorumludur? Neden çocuğun üstün menfaati astronomik tedavi ücreti olan birkaç hastalık için düşünülmektedir?
6-) Tedbir talep eden idarenin topuk kanı veren ve vermeyen çocukları kıyasladığı, test yaptırmayan çocuklarda daha fazla hastalık ve ölüm vs. olduğuna dair (Ve İlaç şirketlerinden bağımsız) olarak yaptığı bir bilimsel çalışma var mıdır? Çünkü böyle bir çalışma olmadan değil bu testlerin zorunlu olduğu, fayda sağladığı dahi iddia edilemez.
7-) HMK m, 190’e göre “İspat yükü iddia edene” aittir. CMK da ise ispat yükü iddia makamına aittir. Neden bu ispat yükü konu topuk kanı olunca tersine çevrilmektedir? Eğer çocuk sağlıklı doğmuş ise karine bu sağlığın devam edeceği yönündedir.
Pekiyi neden çocuğun yakalanması “bir gün başına saksı düşeme” ihtimalinden daha zayıf hastalıklara yakalanmayacağının test ile ispat etmesi istenmekte, hatta daha da ileri giderek; “Hangi gerekçe ile test vermedin” şeklinde hesaba çekilmekte, ona bir suçlu gibi (Geçmişte emsali görülmemiş bir şekilde) baskı yapılmaktadır? Tarih;
Anne…… Baba……..
İmza. İmza
EK-5 https://www.youtube.com/watch?v=jLieZ1eifeU) (https://www.klimik.org.tr/2021/05/11/covidde-sitma-ilaci-peki-favipiravirin-etkisi-var-mi/