Türkiye’de sağlık çalışanlarının diploma, uzmanlık ve mesleki yeterliliklerinin nasıl denetlendiği tartışma konusu olmaya devam ediyor. Son dönemde özellikle sosyal medyada bazı özel ve kamu hastanelerinde sahte diploma kullanan kişilerin çalıştırıldığı, bazı personelin ise siyasi, cemaat veya tarikat bağlantıları üzerinden kadrolara yerleştirildiği yönünde iddialar gündeme geliyor. Ancak bu iddiaların önemli bir bölümünü doğrulayabilecek resmî ve bağımsız veriler kamuoyuna sunulmuş değil.
Sağlık hizmetlerinde görev yapan bir kişinin diplomasının, uzmanlığının ve mesleki yetkisinin doğrulanması yalnızca idari bir mesele değil, doğrudan hasta güvenliği açısından da büyük önem taşıyor.
Bu nedenle ortaya atılan iddiaların siyasi tartışmaların ötesine taşınarak, belgeler ve resmî kayıtlar üzerinden araştırılması gerekiyor.
Türkiye’de özel hastaneler, sağlık hizmetlerinin önemli bir bölümünü karşılıyor. Bu kurumlarda görev yapan hekim ve diğer sağlık personelinin gerekli eğitim ve mesleki yeterliliklere sahip olması mevzuat gereği zorunlu.
Ancak kamuoyunda zaman zaman bazı hastanelerde liyakat yerine kişisel bağlantıların etkili olduğu, bazı çalışanların ise sahip olmadıkları eğitim veya unvanları kullandıkları yönünde iddialar ortaya atılıyor.
Burada kritik soru şu:
Bir sağlık çalışanının diploması ve mesleki yetkisi, hasta tarafından bağımsız şekilde doğrulanabiliyor mu?
Bu soruya verilecek yanıt, sağlık sistemine duyulan güven açısından büyük önem taşıyor.
Sahte diploma iddiası son derece ciddi bir suçlama.
Bir kişinin gerçekten sahte diploma kullandığının ortaya konulabilmesi için üniversite kayıtları, diploma doğrulaması, YÖK kayıtları, ilgili meslek kuruluşlarının kayıtları ve gerektiğinde adli soruşturma sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.
Dolayısıyla yalnızca sosyal medyada paylaşılan bir isim, fotoğraf veya belge görüntüsü kişinin sahte doktor olduğunu kanıtlamaz.
Ancak böyle bir şüphe varsa, bunun araştırılmasının önünde de hiçbir engel bulunmamalı.
Kamuoyunda ayrıca “Mohamad Amsar” isimli bir kişinin Kocaeli Devlet Hastanesi’nde sahte doktor olarak çalıştığı yönünde bir iddia dile getiriliyor.
Yapılan açık kaynak taramasında bu iddiayı doğrulayacak güvenilir bir resmî kayıt veya bağımsız haber kaynağına ulaşılamadı. Bu nedenle söz konusu kişi hakkında “sahte doktor” ifadesinin kesin bir gerçek olarak kullanılması doğru değildir.
Bununla birlikte iddia gerçekten mevcutsa, konu ilgili kurumlar tarafından kolaylıkla araştırılabilir:
karşılaştırılabilir.
Eğer herhangi bir usulsüzlük varsa bunun kamuoyuna açıklanması, yoksa da ilgili kişi hakkındaki şüphelerin giderilmesi gerekir.
Bir başka tartışma konusu ise sağlık kurumlarında işe alımlarda cemaat, tarikat, siyasi veya kişisel referansların kullanıldığı iddiaları.
Bu konuda da genelleme yapmak yerine somut vakalar üzerinden hareket edilmesi gerekiyor.
Bir kişinin herhangi bir sosyal, dini veya siyasi çevreyle bağlantısının bulunması tek başına onun mesleki yeterliliğini veya diplomasının geçerliliğini tartışmalı hale getirmez. Asıl mesele, işe alım ve görevde yükselme süreçlerinde objektif liyakat kriterlerinin uygulanıp uygulanmadığıdır.
Denetim yalnızca özel hastanelerle sınırlı kalmamalı.
Devlet hastanelerinde de görev yapan sağlık personelinin diploma, uzmanlık, çalışma yetkisi ve görev tanımlarının düzenli biçimde denetlenmesi, kamu hizmetine duyulan güven açısından zorunlu.
Çünkü sağlık hizmetinde “özel hastane–devlet hastanesi” ayrımından önce “yetkin personel–yetkin olmayan personel” ayrımı önem taşıyor.
Bu tür iddiaların araştırılmasında gazeteciliğin en önemli görevi, iddia ile kanıt arasındaki çizgiyi korumak.
Bir gazeteci;
“Şu kişi sahte doktordur.”
demeden önce diplomanın gerçekten sahte olup olmadığını araştırmalı.
Aynı şekilde;
“Hastanelerde çalışanların çoğu sahte diplomalıdır.”
gibi geniş bir iddia ortaya atılıyorsa, bunun dayandığı istatistik ve belgeler kamuoyuna gösterilmeli.
Bununla birlikte, iddiaların araştırılmasını istemek de suçlama yapmak anlamına gelmez.
Sağlıkta diploma ve liyakat meselesi, siyasi görüşlerden bağımsız olarak araştırılması gereken bir kamu güvenliği konusudur.
Bu soruların açık ve belgeli biçimde cevaplanması, hem sağlık çalışanlarının itibarının korunmasına hem de hastaların güvenliğinin sağlanmasına katkı sağlayacaktır.