Bursa Vatan Medya Gurubu Gazeteci Yazar Hasan Mesut Ekmen’in kaleminden
Dijital çağın sunduğu imkânlar sayesinde artık dünyanın herhangi bir noktasındaki bir insanla saniyeler içerisinde iletişim kurabiliyoruz. Sosyal medya platformları, sınırları ortadan kaldıran, insanları birbirine yakınlaştıran ve bilgiye erişimi kolaylaştıran önemli araçlar hâline geldi. Ancak her teknolojik gelişmede olduğu gibi bu kolaylığın beraberinde getirdiği bazı riskler de bulunuyor.
Özellikle son yıllarda sosyal medya üzerinden yapılan yardım çağrılarında dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Afrika başta olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinden gelen arkadaşlık istekleri, ardından gönderilen yardım mesajları ve duygusal hikâyeler birçok insanın vicdanına dokunuyor. Açlık çeken çocukların fotoğrafları, yoksulluk içinde yaşayan ailelerin görüntüleri ve yetimlerin dramını anlatan mesajlar karşısında kayıtsız kalmak elbette mümkün değil.
Çünkü merhamet, insanı insan yapan en büyük değerlerden biridir.
İslam medeniyeti de yardımlaşmayı, paylaşmayı, ihtiyaç sahibinin elinden tutmayı ve mazlumun yanında durmayı en büyük erdemlerden biri olarak kabul eder. Yetimin başını okşamak, açın karnını doyurmak, muhtacın ihtiyacını gidermek dinimizin en çok önem verdiği ibadetler arasında yer alır.
Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir gerçek vardır:
Yardım etmek kadar, yardımın doğru yere ulaştığından emin olmak da bir sorumluluktur.
Bugün sosyal medya üzerinden yapılan her çağrının gerçek olduğunu düşünmek ne kadar yanlışsa, her çağrıyı sahte kabul etmek de o kadar yanlıştır. Çünkü gerçekten yardıma muhtaç milyonlarca insan olduğu gibi, insanların vicdanını ve dini duygularını istismar ederek haksız kazanç elde etmeye çalışan kişiler de bulunmaktadır.
İşte bu noktada vicdan ile aklın birlikte hareket etmesi gerekir.
İslam, sadece vermeyi değil, emanet bilinciyle hareket etmeyi de emreder. Zekâtın, sadakanın ve yapılan her yardımın gerçek ihtiyaç sahibine ulaşması büyük bir kul hakkı ve sorumluluk meselesidir. Bu nedenle yardım eli uzatırken duygularımız kadar muhakememizi de devreye sokmalıyız.
Araştırmalı, sorgulamalı ve güvenilir kurumlar aracılığıyla hareket etmeliyiz.
Çünkü iyi niyet, tek başına yeterli değildir.
Doğru yönlendirilmemiş bir yardım bazen ihtiyaç sahibine ulaşmazken, gerçekten yardıma muhtaç insanların hakkının da kaybolmasına neden olabilir.
Dünyaya baktığımızda acının sınır tanımadığını görüyoruz.
Gazze’de bombaların gölgesinde yaşam mücadelesi veren çocuklar var. Açlığın, susuzluğun ve savaşın ortasında hayatta kalmaya çalışan aileler var. Her gün dünyanın gözleri önünde yaşanan insanlık dramı, vicdan sahibi herkesi derinden yaralıyor.
Doğu Türkistan’da yıllardır inançlarını, kültürlerini ve kimliklerini korumaya çalışan insanların yaşadığı sıkıntılar da insanlığın ortak vicdanında derin izler bırakıyor.
Afrika’nın birçok bölgesinde açlık ve yoksullukla mücadele eden milyonlarca insan bulunuyor.
Savaşlar, doğal afetler, ekonomik krizler ve insani felaketler nedeniyle dünyanın farklı coğrafyalarında milyonlarca insan temel yaşam ihtiyaçlarına ulaşmakta zorlanıyor.
Bütün bunlar karşısında duyarsız kalmak mümkün değildir.
Ancak yardım anlayışımız yalnızca kilometrelerce uzaktaki insanların dramıyla sınırlı kalmamalıdır.
Bazen gözümüzü çok uzaklara çevirirken yanı başımızdaki sessiz çığlıkları duyamayabiliyoruz.
Belki aynı apartmanda yaşayan yaşlı bir insan günlerdir yalnızdır.
Belki aynı mahallede yaşayan bir aile çocuklarına istediği gibi yemek hazırlayamamaktadır.
Belki okul yolunda karşılaştığımız bir öğrenci, ekonomik imkânsızlıklar nedeniyle eğitim hayatını sürdürmekte zorlanıyordur.
Belki de kapısını çalmadığımız bir komşu, yardım istemeye utanıyor ama içten içe destek bekliyordur.
Çünkü gerçek yoksulluk bazen konuşamamaktır.
Gerçek çaresizlik bazen yardım isteyememektir.
Ve en derin yalnızlık da fark edilmemektir.
Bizim medeniyetimizin temelinde komşuluk hukuku vardır. Yardımlaşma kültürü vardır. Mahalle dayanışması vardır. Paylaşmanın bereketine inanmak vardır.
Peygamber Efendimiz’in (sav) komşuluk hukukuna ilişkin öğütleri, toplumun en küçük biriminden başlayarak güçlü bir dayanışma ağı kurulmasını hedeflemiştir. Çünkü güçlü toplumlar sadece ekonomik imkânlarla değil, birbirine sahip çıkan insanlar sayesinde ayakta kalır.
Merhamet bir yarış değildir.
Yardım etmek sosyal medya gösterisi değildir.
İyilik, alkış bekleyen bir faaliyet değildir.
Gerçek yardım, yalnızca Allah rızasını gözeterek yapılan ve ihtiyaç sahibinin onurunu koruyan bir davranıştır.
Bu nedenle yardım ederken kalbimizi kapatmayalım.
Ama gözlerimizi de kapatmayalım.
Vicdanımızı koruyalım.
Ancak tedbiri de elden bırakmayalım.
Araştıralım.
Sorgulayalım.
Güvenilir kurumları tercih edelim.
Gerçek ihtiyaç sahiplerini bulmaya çalışalım.
Ve sadece bize ulaşanları değil, ulaşamayanları da görmeye gayret edelim.
Çünkü dünyanın neresinde olursa olsun mazlum mazlumdur.
Gözyaşının dili yoktur.
Açlığın dini, dili, ırkı ve milliyeti yoktur.
İnsanlığın ortak acıları karşısında duyarlı olmak hepimizin görevidir.
Fakat vicdanın da bir pusulası vardır.
O pusula bizi sadece gösterilen yere değil, gerçekten ihtiyaç duyulan yere yönlendirmelidir.
Rabbimizden niyazımız odur ki; bizleri paylaşmayı bilen, merhamet sahibi, yardımlaşmayı seven, ancak hakkı ve hakikati gözetmekten de vazgeçmeyen kullarından eylesin.
Çünkü gerçek iyilik sadece el uzatmak değildir.
Gerçek iyilik; doğru insana, doğru zamanda, doğru niyetle uzanan eldir.
İşte o zaman yardım, sadece bir destek değil; insanlığın vicdanında yankı bulan kalıcı bir iyilik hâline dönüşür.