Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı avukat Cüneyt Bülent Şeker makalesinde;
Bu soruyu bana bir önceki yazıma yorum yapan bir beyefendi sordu, daha doğrusu onun tespiti bu yönde idi, ben de buna cevaben; “Evet bunun doğru olduğu yönler var, ama bence sosyal medya olmayan bir şeyi de ortaya çıkartmadı, sadece olan şeyi yeşertti, kolaylaştırdı…” demiştim.
Ben kendimi bildim bileli bizim bir kısım medyamız Türk ahlak ve aile yapısını tahrip etme işini başarılı bir şekilde yapıyordu…
Bundan 15-20 yıl önce çıplak kadın fotosu basılı dergi ve gazeteler poşetsiz gazete bayilerinde açıktan satılırdı, çoluk çocuk herkese göz banyosu yaptırılırdı, sonradan bunlar poşete girdi, erotik gazeteler ise son yıllarda gazete reyonlarından kalktı. Tabi o zamanlar kanıksadığımız için kadın etini sergilemek üzerine kurulu bu çirkin ticareti de garipsemiyorduk?
Gazetelerin veya eklerinin üst köşesindeki (ilgisiz haberler ile servis edilmiş) bikinili veya seksi kadın fotolarının tek bir amaca hizmet ettiğini düşünmüşümdür, o da Türk halkını kafasının aydınlanması (!?) ve gençlerin utanma duygusundan kurtulmasını sağlamak. Tabi o zamanlar bunlara zinhar küçük bir laf ederseniz derhal gerici olurdunuz.
Böylece artık plajda geziyormuş gibi ana caddelerde rahatça dolaşmaya başladık! Halbuki o fotoğrafları bize kanıksatanların amacı bile; insanları plajda şortla, mayo ile gezdirmekti, kadınların şehir ortasında plajda gezer gibi yarı çıplak dolaşılması değil!
Sonra filmler- diziler vardı, bu furya Dallas ile başladı (Dallas artık yeni Türk dizileri yanında çok masum kalıyor.) İlk defa TRT den başka televizyonlar ortaya çıkınca, Star TV ile başlayan “gece keyfi” filmlerini furyası başladı.
Adı böyleydi; gece keyfi…
Benim hatırladığım kadarı ile bundan 30-40 yıl önce insanlar daha genişti, gece hayatı, alkol tüketimi daha yaygındı, hatta bunlar öğünerek yapılan şeylerdi, doksanlı yıllardan sonra muhafazakârlık bir akım halinde ülkeyi sardı. Eskiden de örtülü, muhafazakâr insanlar vardı, ama örtüye yönelik baskıların da etkisi ile örtü örten kadınların samimi olduğuna kimsenin şüphesi yoktu ve bunlar usulünce örtünürdü. Ak Partinin güçlenmesinden sonra, yani son 15 yıllık dönemde ise muhafazakârlık moda oldu, dar pantolon ve dar elbiseler giyip başörtüsü takan, size “Keşke başörtüsü takmasalardı” dedirten garip kadın nesli türedi…
Son olarak da (Aile ve Sosyal Politikalar bakanlığının ve KADEM gibi dış güdülü derneklerin de ısrarı ile) Ak Parti kadın oylarını almak için 6284 gibi öyle kanuni düzenlemeler yapıldı ki Türk aile düzenine son darbeyi aldı. Türkiye de kadına şiddet vakıaları batıya nispeten çok cılız kalmasına rağmen, kadına şiddet konusu şişirildi, üçüncü sayfa haberleri cımbız ile çekilip günlerce manşetten verildi, kadının beyanı esas hale getirildi, artık erkeğin akıbeti kadının iki dudağı arasından çıkacak sözlere bağlıydı.
Böylece kadınlar evlenirken de boşanırken de kârlı hale geldi, kadınlar bir telefon ile karakolu arayarak ve (delilsiz ve kanıtsız bir şekilde) “Şiddet gördüklerini iddia ederek” kocalarını evden uzaklaştırıp, sonrasında buna dayanarak açtıkları boşanma, mal ortaklığı, nafaka ve tazminat davaları ile erkeklerin (çocuklar dâhil) her şeylerini ellerinden alabilir hale geldiler. Ve yargı içtihatları ile kadının beyanı esas alındı, hiçbir delil aranmaksızın erkekler sarkıntılık suçu iddiası ile hapse girebilir hale geldiler.
6284 gibi kanunlar; bazen bir karı koca kavgasının sonunda, kadınlar tarafından bir kızgınlık anında bilinçsizce kullanıldı, bu (6284 kanunu kullanarak evden uzaklaştırma) aşamasında erkek karısı ile barışmaya kalksa veya çocuklarını görmeye çalışsa hapse girmeye başladı, boşanan erkeğin çocuklarını görmesi nerede ise fiilen imkânsız hale geldi. Elbette bunlar talimat ile hareket eden basın ve yargının eli ile yapıldı.
Bu izlenen politikalar ile; her şeye hakkı olduğunu düşünen ama ne istediğini bilmeyen, bu sebeple de bir türlü tatmin de edilemeyen bir kadın nesli ortaya çıkarttı. Erkeklerin ise evlenmekten gözü korktu, boşanma oranları artarken evlilikler azaldı, daha doğrusu erkekler resmi evlilikten, hatta uzun süreli ilişkilerden kaçar hale geldiler.
Bu gün kadın ve erkeği birbirine düşman etmek için dış talimatlar ile bu tezgâhların kurulduğunu anlıyoruz. Ülkemizdeki taciz ve kadına şiddet oranları Avrupa ve ABD’den çok daha düşük olmasına rağmen, sarkıntılık veya saldırı korkusu ile dışarı çıkmaya korkan bir orta yaş kadın ve bunlarla konuşmaya, aynı asansöre binmeye korkan erkek nesli var. Tabi bunun yanı sıra ulu orta öpüşen/sevişen (ve kimsenin ses çıkartmaya cesaret edemediği) bir genç nesilde ortaya çıktı.
Bu yazdıklarım kadınlara karşı hiç suç işlenmediği, kadınların hiç taciz edilmediği, fiziksel, sosyal, duygusal sebepler ile korunmaya ihtiyaçları olmadığı anlamına gelmiyor elbette, ancak bu oranlar ciddi bir şekilde abartıldı ve Türkiye deki erkekleri ezmek için kullanıldı. Kadınlar eskiden erkekler tarafından korunuyorken, artık erkeğin yerini Devlet koruması aldı, kadın hem çalışmaya teşvik edilerek hem de erkeğin korumasına ihtiyaç duymaz hale getirilerek yalnızlaştırıldı…
Kadının korunması eskiden dini inanç, gelenekler ve mahalle kültürü ile sağlanırdı ve bazılarının iddia ettiğinin tam aksine Türkiye kadınlar için en güvenli ülkelerden birisiydi. Ama şimdi (Adeta erkeklerden öç alırcasına) kötüye kullanılan kanunlar ve düzenlemeler ile toplumdaki kadın ve erkeğin rolleri değişti diyebiliriz. Artık Türkiye külhanbeyi kadınlar ve tırsak erkekler ülkesi haline geldi, kadınlar trafikte/sokakta erkekler gibi kavga etmeye, hatta erkekleri bu kavgalarda bastırmaya başladılar.
Farkında olmasalar da bu gelişmelerden en çok Türkiye de yaşayan kadınlar zarar gördü. Neticede kadın aynı zamanda bir erkeğin annesi, kardeşi ve kızıydı… Böylece başka kadınlar tarafından mağdur edilen erkeklerin anneleri, kardeşleri, kızları da mağdur oldu. Kadınların gördüğü diğer zararda yalnız ve çocuklu-çocuksuz bekâr kadın sayısının artması oldu. Artık çevremiz kedi-köpekle kafayı bozmuş yalnız yaşlı kadınlar ile dolu.
Her etki kendi tepkisini doğurduğu için, bu yaşananların kadınlar açısından ciddi sonuçları da ortaya çıkmaya başladı. Türk erkekleri ise artık evlenmemeyi yahut yabancı kadınlar ile evlenmeyi tercih etmeye başladılar. Böylece (evlenmeyi başarsa dahi) kısa sürede boşanıp çocuklarını yanında bir güvence olarak tutan, onlarında evlenmesine izin vermeyen, çocukları evlendi ise onları boşanmaya iten veya hiç evlenemeyip köpeği-kedisi ile yalnız yaşayan bir kadın nesli de ortaya çıktı…
Toplum mühendisliğinin bir sonucu kadınlar bütün yaşadığı sorunların erkeklerden kaynaklandığına inandı, kadınları iyi erkeklerin kıymeti takdir etmedi veya edemedi, bu da onları kötü niyetli, kadınları maddi ve fiziki olarak sömürmek isteyen erkeklerin oyuncağı haline getirdi. Böylece psikopat-kendisini sömüren erkeklere aşık olan, sürekli dayak yemesine rağmen bu tür ilişkilerden vazgeçemeyen bir kadın nesli de peydah oldu.
İyi ve yumuşak huylu, her konuda kadınları onaylayan erkekler ise; görüntüde kadınların tercih ettiği erkek tipi olarak lanse edilse de, aslında kadınların çekici bulmadıkları, kısa süre içinde ilgilerin kaybettikleri erkeklerdi, çünkü kadın ve erkek arasındaki çekim gücü zıtlıktan kaynaklanan bir cazibedir ve kadınlar yaradılışları gereği kadınsı-yumuşak erkeklerden hoşlanmazlar.
Benim avukatlık tecrübeme göre, kadının korunmasına yönelik kanun ve düzenlemelere daha çok doğudan gelmiş veya doğuda yaşayan aşiret-töre baskısı altındaki kadınlar muhtaçtı, ama bunların aşireti ve hatta kendi akrabalarını karşısına alarak kocasını polise-mahkemeye şikâyet edip evden uzaklaştırabildiklerini söyleyemeyiz.
Bir suç örgütünün tuzağına düşmüş kadınlar, eğlence sektöründe “sanatçı” adı altında konsomatris olarak çalıştırılan kadınlar, eskortlar, alkol ve uyuşturucu bağımlılarının, akıl hastalarının eşleri… asıl korumaya muhtaç kadınlar bunlar olmasına rağmen 6284 ve mevcut düzenlemeler onları koruyamadı, çünkü bu kanun ve düzenlemeler asıl korunmaya muhtaç kadınları korumak için hazırlanmamıştı. 6284 sayılı kanun; kaybedecek bir şeyi olmayan bir bağımlının/psikopatın/mafya tetikçisinin kadını silahı ile köşe başında beklemesine engel olmadı.
Bir psikopatı, akıl hastasını, bağımlıyı, aşiret tetikçisini yahut mafya üyesini 6284 Say. Kanuna göre verilmiş bir uzaklaştırama kararı durdurabilir mi? Zaman ile bu kanun ve düzenlemelerin sadece efendi, işinde gücündeki insanlara söktüğü görüldü, yani buradaki amaç normal, işinde-gücünde, kanundan korkan erkekleri aileden uzaklaştırmaktı, bu amaca da ulaşıldı!
6284 daha çok büyük şehirlerde yaşayan, kocasını sevmediği veya parasını istediği için yahut çevresinin gazına geldiği için boşanmak isteyen kadınlar tarafından (kötü niyetli bir şekilde) kullanılır hale geldi, kısaca suistimal edildi…. Kadın avukatların bile bu kanun ve düzenlemelerden artık yaka silktiğini, illallah dediğine şahit oldum.
Sonuç olarak artık günümüz kadınlarının vicdanlarından başka hiç bir şeyden korkmadıkları bir döneme girdik. Kadınlar cinnet geçirip kadınları doğrayan psikopat adamlardan başka hiçbir erkekten çekinmez hale geldi, sistem de bu tür erkekleri adeta üretti, acımasızca suistimal edilen kadınlara ayrıcalık tanıyan haklar cinnet geçirip kadınları katleden erkeklerin sayısını arttırdı…
Sosyal medya; aldatmaları, kadın erkek arasındaki tanışmaları kolaylaştırdı mı?
Evet, ama sosyal medya sadece bir araç…
Sosyal medyanın elbette ahlakın bozulmasında etkileri oldu, ama bazı faydaları da oldu; Örneğin sosyal medyanın sansürü etkisiz kılmakta ve halkın haber alma ve bilgi paylaşım özgürlüğünün gelişmesinde çok büyük katkıları oldu. Artık hepimiz kendi çapında bir köşe yazarıyız ve kendi çapımızda ünlüyüz.
Ayrıca sosyal medya üzerinden tanışıp evlenen kadın ve erkekler de az değil, bu da güzel bir şey, yani sosyal medya yalnızca yuva yıkmıyor, bazen de yuva yapıyor.
Eskiden insanlar genç yaşta evlendirilmeye çalışılırdı, eşi vefat edenlerin 40’ı çıktıktan sonra dost – arkadaş- akrabaları aracı olur, onu evlendirmek için gayret ederlerdi. Yani boşanan veya eşi ölen insan eskiden toplum tarafından yalnızlığa terk edilmezdi, ama artık bu toplumsal vazife unutuldu, çok sayıda insan, özellikle yaşlı insanlar yalnız yaşıyor. Bence bu konuda toplumun büyük günahı var!
İkinci baharını yaşamak isteyen insanların önüne en kalın takozu ise genellikle çocukları koyuyor, bunda yaşlı insanları dolandırmak isteyen suçluların sayısındaki artışın da büyük etkisi var, ancak asıl sorun mirasın bölünmesinin istenmemesi ve cici baba istemeyen, anne babalarının da duygusal ihtiyaçları olduğunu düşünmeyen belcileşmiş çocuklar.
Bizden önceki nesilden bir önceki kadın nesli belki de Türkiye deki en kötü kadın nesliydi, onlar ne Cumhuriyet dönemi başındaki kadınlar gibi iyi eğitimliydi, ne Osmanlı kültür ve terbiyesinin izlerini taşıyordu ne de günümüz kadınları gibi batı tarzı hayat felsefesini benimsemiş, iş hayatı deneyimi olmayan kadınlardı. Ya evden ve anne-baba baskısından kurtulmak için veya evlilik ile mali güç ve statü kazanmak için evlenmişlerdi. Yani çoğu akrabaların-çevrenin “artık evlen” baskısına karşı koyamadığı için evlenmişti.
Ve bu nesil çocuklarının da başına bela oldu. Gözlemime göre çoğu ne istediklerini bilmedikleri ve gerçek bir amaç sahibi olmadıkları için mutlu değildi, bir çoğu (aileleri boşanmasına destek olmadığı için) mali sebepler ile eşlerinden boşanamamıştı. Kendi heves ve yaşanmamışlıklarını çocuklarına yansıtıyor, gelinlerini hiçbir şekilde oğullarına layık görmüyor, kızlarını zengin erkekler ile evlenmeye zorluyor, eğer damatları yeterince zengin değilse onları küçümsüyor, kızlarını daha çok şey istemesi için kışkırtıyorlardı.
Çocuklarını ise sadece para ve mevki kazanması için okumaya zorluyorlardı, çocukları sayesinde onlarında mali güçleri ve statüleri artmış olacaktı.
Bu neslin kadınları biraz destek ile aşılabilinecek evlilik içi bir sorunda çocuklarını boşanmanın eşiğine getiriyorlardı. Avukatlık yaparken boşanmaların ardındaki birinci sebebin kız tarafının ailesi ve en çokta bu tür anneler olduğunu gördüm. İşte bu neslin yetiştirdiği çocuklar daha sonra kendi başlarına da bela oldu, bu sorunlu ebeveynler çocuklarından da aynı bencil muameleyi gördüler, çocukları da eşlerinin ölümünden/boşanmalarından sonra onların ikinci evlilik yapmasına mani oldu.
Şimdilerde; bekar komşusunu – akrabasını evlendirmeye çalışmak şöyle dursun; “…Ahlak çok bozuldu abi yaa..” diye ahkam kesen, ama evli iken gizli kapaklı her haltı yiyip (herkesi de kendisi gibi bildiği için) bekar kiracılara, öğrencilere (Aman karımıza-kızımıza sarkarlar veya kocamızı ayartırlar) vs. endişeleri ile efelik yapıp, göz dağı vermeye çalışan, komşusunun ayıbını, özel hayatının, evine girip çıkanı gözetleyip, dedikodusunu yapan, ama muhtaç komşusu ile ilgilenmeyen bir insan güruhu zuhura etti… tabi bunlar kenar mahallerin sorunları, orta ve üstü kesimler, plazalarda-sitelerde yaşayanlar karşı komşusunu dahi tanımıyor.
Tamam bir zamanlar sosyal medya yoktu ama başka şeyler vardı, örneğin düğünler vardı, bu düğünlerde-partilerde tanımadığınız kadınları-kızları dansa kaldırmak bir zamanlar normal sayılıyordu, mektup arkadaşlığı vardı, tanışma partileri yaygındı, gazete-dergi ilanları ile tanışma dahi vardı, çevirmeli telefonlar veya telsizle rast gele birilerini arayıp sohbet etmeye çalışmak gibi şeyler vardı… Yani sosyal medyadan önce de aldatmak isteyenler için bu işlerin bir yolu vardı.
Kısaca sosyal medya bıçak gibi bir araç, onunla cinayet de işleyebilirsiniz, yemekte yapabilirsiniz, yani sosyal medya iyiye kullanırsan çok iyi bir şey, kötüye kullanırsan kötü bir şey, ama asıl önemli olan soru şu; “Sosyal medya iptal olsa Türkiye nin ahlaki ve aile sorunları gerçekten sona erecek mi?” Sanmıyorum.
Sevgi bir ihtiyaç, cinsellik bir ihtiyaç, aile kurmak bir ihtiyaç, bu çok doğal ihtiyaçları giderecek en güzel kurum da evlilik, ama biz evliliği her açıdan zorlaştırdığımız gibi, onu yıkacak ne varsa yapıyoruz. Bizde her şey gizli-kapaklı, saklı-gizli, göz görmeyince gönül katlanıyor misali yürüyor, hareket noktası bozuk olunca varılacak hedefte bozuk oluyor, sosyal medyayı bahane etmeyelim.
Ha bu arada Türk toplumunda ki kadın erkek arasındaki çifte standart’ı da unutmayalım; kadın yaparsa sürtük, erkek yaparsa “aslan oğlum, çapkın erkek” çarpıklığı da var. Bu bakış açısı Türkiye deki kadınları iyi yalancılar haline getirdi. Pekiyi bu aslan oğullar çapkınlığı kiminle yapıyor, tabi ki başka anne ve babaların aslan kızlarıyla, konu-komşunun kızı ile yapıyorlar. Çok yaman çelişkiler içinde olduğumuz bir gerçek.
Türkiye de Ahlakın ve Aile Kurumun iyiye gitmesini istiyorsak bence şunları yapmalıyız:
1-) Evlenecek çiftlere eğitim verelim, peki ne eğitimi verelim?
a-) Öncelikle doğru dini eğitim verelim, ör: peygamberimiz A.S. hayatı boyunca hiç bir kadına, çocuğa vurmamış, eşleri ile güzel geçinmiş, onun güzel yaşamını kendimize örnek alalım.
b-) Gençlere ve evlenecek çiftelere ev ekonomisi, eşlere karşı güzel davranış ve nezaket bilgisi, çocuk yetiştirme bilgisi, cinsel eğitim dersleri verelim, hatta bunu zorunlu tutalım.
2-) Gençlerin evlenmesini kolaylaştıralım, israfı ve (düğünden başlayarak) evlilik için ağır mali şartlar isteme kültürünü terk edelim, sade yaşamayı, tutumlu olmayı artık moda haline getirelim, böylece geçimsizliğe dayalı boşanmaları büyük oranda azaltmış oluruz, evlilikteki mali beklentiler ne küçük olursa, hayal kırıklığı da o derece az olur.
3-) Fakir insanları, yaşlıları el birliği ile baş göz edelim, evlendirelim, çocuklarımızı evlilik konusunda başıboş bırakmak veya onlara (kendi keyfimize göre) eş aramak yerine, doğru insanla evlenmesi için, geleneksel ve bilimsel yöntemlerden yararlanalım, devlet ve STK lar bu konuda seferber olsun.
4-) Evlilik yaşını erkene alalım, mesela (eğer evlenmek istiyorlar ise) üniversite aşamasında gençleri evlendirelim, eğer ailelerin mali imkânı yok ise; şimdilik evin bir odasını onlara tahsis edelim, bu evlilik için yeterli, binlerce yıldır böyle yapılmış, neden şimdi yapılmasın? Evlenmek için mutlaka ayrı ev açma şartlanmasını bırakalım.
Bence cinsel isteklerin en güçlü olduğu çağlarda gençlere; “..para kazanıp kariyer yapıncaya kadar kendini tut..” demek kadar büyük saçmalık olamaz. Çoğu gencin doğal cinsel isteklerin frenlemeye çalıştığı için veya genç yaşta kontrolsüz çok sayıda flörtler yaşadığı için psikolojisinin bozulduğunu görmüşümdür, halbuki Allah ın yarattığı insan tabiatı ile mücadele edilemez, ona uyum sağlanır, çünkü cinsel enerji ve duygusal ihtiyaçlar yok edilemez, bekletilemez, ama iyi bir yola yönlendirilebilir.
Gençlerin evlenmelerini ve evliliği yürütmelerini kolaylaştıralım, yoksa Türk Aile Yapısının ve ahlakın çöküşüne kapı açarız.
Bence ülkedeki her sorunumuzun çözümü aile kurumunun düzeltilmesinden geçiyor.
Av. Cüneyt Bülent Şeker