Araştırmacı yazar Murat Koç makalesinde; Bir hadis düşünün…
Rûmlar A‘mâk veya Dâbık’a kadar geliyor. Dünya tarihinin en büyük savaşlarından biri yaşanıyor. Müslüman ordusunun üçte biri kaçıyor, üçte biri şehit oluyor, kalan üçte biri ise muzaffer oluyor..
Ve zaferden sonra o Müslümanlar gidip Konstantiniyye’yi fethediyor..
Buraya kadar mesele yalnızca ahir zaman hadisleriyle ilgilenenlerin dikkatini çekebilir.
Ama şimdi bir dakika…
Konstantiniyye bugünkü İstanbul ise, İstanbul zaten 1453’ten beri Müslümanların elinde.
Öyleyse insanın aklına son derece rahatsız edici o soru geliyor: İSTANBUL NEDEN YENİDEN FETHEDİLECEK?
Demek “İstanbul İşgal Ediliyor..” diye düşünmek insanın ilk aklına gelen şey..
Fakat tabii ki bunun mahiyetini ve çerçevesini şu an da TAM bilemiyoruz..
İşte yaklaşık bir yıldır bu sorunun peşindeyim. Hatta GEÇEN YIL bu köşede İstanbul’un gelecekte yeniden fethi meselesini İLK DEFA yazmıştım.. Fakat o gün elimde bulunan parçalarla bugün önümde duran parçalar aynı değil…
Son aylarda, özellikle Nuaym b. Hammâd’ın Kitâbü’l-Fiten’indeki rivayetleri birbirleriyle karşılaştırdıkça çok daha büyük bir tablo ortaya çıkmaya başladı.
Ve işin garip tarafı şu:
İstanbul’un ikinci fethini araştırırken yolum önce Rûm’a, sonra melâhimlere, ardından “4 ve 5″e, oradan “Tayyâra”ya, sonra Donald Trump’a ve en sonunda Trump’ın oğluna kadar çıktı.
BİR ŞERH VE DÜRÜSTLÜK NOTU
Şimdi söyleyeceklerim sebebiyle en başta açık bir kayıt düşeyim:
Ben burada; “Trump kesin o adamdır” demeyeceğim. Barron Trump için de “Hadisteki genç kesin odur” iddiasında bulunmayacağım.
Çünkü gaybı yalnız Allah bilir.
Üstelik aşağıda kullanacağım rivayetlerin hepsi Sahih-i Buhârî veya Sahih-i Müslim seviyesinde değildir. İçlerinde zayıf rivayetler, sahabe sözleri ve Kâ‘b el-Ahbâr’dan gelen haberlerde vardır.
Fakat burada çok önemli bir hadis usulü ayrımı var.
Bir rivayetin zayıf olması, “bu söz hadis değildir” veya “mutlaka uydurmadır” demek değildir. Zayıflık, rivayetin isnadının sahih veya hasen şartlarına ulaşmadığını gösterir.
Yani; “Sened bakımından zayıftır” başka şeydir; “Kesinlikle uydurmadır ve manası da yanlıştır” başka şey…
Bediüzzaman Said Nursî bu noktada daha da dikkat çekici bir ölçü koyar. Mektubat’ta:
“Her mevzu şeyin mânası yanlıştır demek değildir. Belki ‘Bu söz hadis değildir’ demektir.” der.
Şualar’da ise bunu daha da açıklaştırır:
“Mevzu’dur manası; bu rivayet an’aneli, senedli hadis değil demektir. Yoksa manası yanlıştır demek değildir.”
Bu ifadeyi de yanlış anlamamak gerekir. Çünkü Bediüzzaman Said Nursi burada “Mevzu denilen her rivayet mutlaka doğrudur” demiyor.
Söylediği şey çok daha ince bir hakikat: Bir sözün Hz. Peygamber’e sağlam bir senedle ulaştığı sabit olmayabilir, fakat içerdiği mana başka delillerle, sahabe sözleriyle, tarihî tecrübeyle veya daha kuvvetli rivayetlerle örtüşebilir demiş oluyor..
İşte bizim yaptığımız da budur. Zayıf rivayeti kesinlikle sahih ilan etmiyoruz. Sened derecesini açıkça yazıyor, sonra o rivayetteki mananın daha kuvvetli metinlerle kesişip kesişmediğine bakıyoruz.
PEKİ NEDEN AHİR ZAMAN HADİSLERİNDE İŞARET, REMİZ VE TEVİL ARIYORUZ?
Tam burada Bediüzzaman’ın Beşinci Şua’da koyduğu metodolojik ölçü çok önemli. Beşinci Şua’nın daha girişinde kendisi aynen şöyle der:
“Âhirzamanda vukua gelecek hâdisâta dair hadislerin bir kısmı, müteşabihat-ı Kur’âniye gibi derin mânâları var. Muhkemat gibi tefsir edilmez ve herkes bilemez. Belki tefsir yerinde tevil ederler.”
Yani bazı ahir zaman haberleri, çıplak lafzın ilk anda verdiği anlamdan daha derin olabilir. Mesela remiz olabilir, temsil olabilir, mecaz olabilir. Simge, sembol dili içerebilir..
Mesela:
☆ Bir şahıs bazen bir siyasî cereyanı temsil edebilir.
☆ Eski çağın “kral” tabiri ilerideki bir cumhurbaşkanına, başbakana, lidere veya başka bir yönetici tipine bakabilir.
☆ Eski bir coğrafî tabir, daha sonraki çağlarda aynı siyasî veya medenî fonksiyonu taşıyan başka bir merkeze işaret edebilir!
Neden?
Çünkü Yirmi Dördüncü Söz’de Bediüzzaman çok temel bir düstur daha koyar: “Din bir imtihandır.“
Ve gelecekteki olaylar öyle bildirilecektir ki: “Akla kapı açacak, ihtiyarı elinden almayacak.”
İşte burası çok mühim. Çünkü âhir zamanda çıkacak bir şahsın adı, soyadı, doğum tarihi, şehir adı ve tabiri caizse eğer; pasaport numarası açıkça verilseydi artık ortada bir tevil ve imtihan alanı kalmazdı.!
Bu sebeple Mehdi, Süfyan, Mesih, Deccal ve diğer ahir zaman şahıslarıyla ilgili rivayetlerde işaretlerin bir kısmının ancak olaylar yaklaştıkça veya gerçekleştikten sonra anlaşılması, bu metodoloji içinde şaşırtıcı değildir.
Dolayısıyla birazdan göreceğiniz; 4 ve 5 rakamı, Tayyâra, hükümdar çocuğu, Rûm gibi ifadeleri yalnızca kelimenin çıplak dış yüzüyle değil, taşıyabilecekleri temsil ve remiz ihtimaliyle de okuyorum.
Ama bunu yaparken elimizdeki her benzerliği “kesin kehanet yahut kesin böyle” diye sunmuyorum.
PEKİ “İNCE İPLER BİR ARAYA GELİRSE HALAT OLUR.” TABİRİ NEDEN ÖNEMLİ?
☆ Bakınız mesela bir suç mahallinde yalnızca bir ayak izi bulursanız hemen “Katil budur!” diyemezsiniz.
☆ Bir kamera görüntüsü bulanık olabilir.
☆ Telefon sinyali tek başına yeterli olmayabilir.
☆ Bir tanık yanılabilir, yanıltabilir, mesela yahut yalan söyleyebilir veya korkabilir..
Fakat; eğer ayak izi, kamera görüntüsü, telefon kaydı, araç kaydı ve tanık beyanı birbirinden bağımsız biçimde aynı kişiyi göstermeye başlarsa, artık “Bunların hiçbiri tek başına yüzde yüz değil“ deyip dosyayı kapatamazsınız…
Evet, her biri tek başına, ayrı ayrı hüküm için yeterli olmayabilir. Ama eğer hep aynı yerde kesişiyorsa, aynı yeri işaret ediyorsa bu kesinlikle ciddiye alınması ve araştırılması gereken bir tablo meydana getirir..
İşte Bediüzzaman’ın başka bir meselede kullandığı o “Zayıf ve ince ipler içtima ettikçe kuvvetleşir…” düsturunu ben elbette ki burada hadis usulünün yerine koymuyorum. Çünkü on tane zayıf rivayeti üst üste dizerek bile sahih hadis üretilemez.. Ben buna inanıyorum.
Fakat, eğer farklı rivayetlerdeki bağımsız ayrıntılar, daha kuvvetli ve sahih hadislerdeki ana iskeletle birleşmeye başladığında artık orada “Bu gerçekten tesadüf mü, yoksa aynı hakikatin farklı kırıntıları mı?” sorusu meşru hâle gelir.
İşte benim bu yazıda yaptığım da tam olarak budur…
Şimdi gelin, izlerin peşine düşelim.
Birbirinden kopuk görünen ipuçlarını tek tek masaya yatıralım ve bizi nereye götürdüklerine birlikte bakalım.
Çünkü “4 ve 5” ile başlayacağımız bu yolculuğun nerede biteceğini baştan söylesem, muhtemelen inanmazsınız..
Kemerlerinizi bağladıysanız, başlayalım…
ÖNCE ŞU “4 VE 5” MESELESİ…
Nuaym b. Hammâd’da Kâ‘b el-Ahbâr’dan gelen çok garip bir haber var. Rûm/Heraklius ailesinden bir şahıstan bahsediliyor.
Yine Muhacir bin Habib, Resulullah’ın (s.av) “melahim’in (büyük savaşLAR) Herakl ailesinden BEŞİNCİNİN eliyle olacağını” buyurduğunu aktarıyor..
Bazı nüshalarda ifade “Dördüncü VE beşinci” şeklinde. Ve ardından şahsın adı fakat kuvvetle muhtemel LAKABI olarak TAYYÂRA zikrediliyor.
Başka nüshalarda ise “Dördüncü VEYA beşinci” şeklinde bir varyant mevcut.
Burada ilmî bir dürüstlük gerekiyor: Metin doğrudan “45. hükümdar” demiyor. 4 ve 5 ayrı kelimeler.
Dolayısıyla 4 ile 5’i birleştirip 45 olarak okumak tercüme değil, bir tevil/yorumdur.
Fakat insan yine de şu tesadüfün yanından kolay geçemiyor:
☆ Donald Trump…
☆ Amerika Birleşik Devletleri’nin gerçekten 45. BAŞKANI.
☆ Sonra bir dönem ara verip ikinci olarak tekrar seçildi ve 47. Başkan oldu.
Bu yorum değil, resmî tarih bilgisidir.
Peki “dördüncü ve beşinci” ifadesi gerçekten remzen (yani ima ederek, üstü kapalı bir şekilde..) 45’e bakıyor olabilir mi?
Hakikati bilmiyorum. Fakat eğer tek başına olsaydı üzerinde bu kadar durmazdım. Lakin tam burada karşıma hiç beklemediğim başka bir 45 çıktı.!
Hem de İslâmî bir kitaptan değil…
İŞAYA’dan!
AMA gördüğüm kadarı ile “45” İHTİMALİNİ yalnız biz okumuyoruz!
Burada araştırmanın yönünü değiştiren gerçekten çok ilginç bir ayrıntı var.
Çünkü Trump’ın 45. başkanlığına dinî ve kehanetî bir anlam yükleme fikri sadece bizim bugün yaptığımız bu araştırmayla başlamamış..
Mesela Amerikalı Evanjelik vaiz ve yazar Lance Wallnau, 2016 seçimleri sırasında Donald Trump hakkında son derece dikkat çekici bir yorum ortaya attı.
Wallnau’nun kendi anlatımına göre, Trump’ı Amerika Birleşik Devletleri’nin 45. Başkanı olarak gösteren bir görüntüyle karşılaştığında zihnine “İŞAYA 45’İ OKU” düşüncesi gelmiş..
İşaya 45’i açtığında ise karşısında tabii ki Donald Trump yokmuş. KOREŞ VARMIŞ.
Pers İmparatoru Büyük Kiros…
Yani Kitab-ı Mukaddes’teki adıyla Cyrus/Koreş.
Wallnau buradan:
AMERİKA’NIN 45. BAŞKANI,
İŞAYA 45,
KOREŞ,
TRUMP bağlantısını kurmuş..
Bu düşünce daha sonra bazı Amerikan Evanjelik çevrelerinde de kabul görüp Trump’ın “modern çağın Koreş’i” olduğu şeklindeki yorumun önemli kaynaklarından biri hâline geliyor.
Fakat yine dürüst olalım: İşaya 45, Donald Trump’tan yani onun isminden söz etmiyor.
Metnin tarihî şahsı Koreş’tir.
Dolayısıyla; “İşaya 45, Amerika’nın 45. Başkanı Trump’ı haber verdi” cümlesi Kitab-ı Mukaddes’in açık hükmü değildir.!
Bu, bazı modern Evanjeliklerin yaptığı tipolojik ve sayısal bir yorumdur.. Bunun en başta bilinmesi lazım..
Ama bizim dosyamız açısından tuhaf olan şey tam da burada başlıyor!
Çünkü biz İslâmî fiten literatüründeki “4 VE 5” ifadesinin remzen yani kapalı bir anlam, bir İMA yolu ile 45 olup olamayacağını tartışırken Trump’ın çevresindeki bambaşka bir dinî yorum geleneği de aynı adamın 45. BAŞKAN olmasını alıp İŞAYA 45 ile yan yana koymuş!
İki yorum elbette ki birbirini ispatlamaz. Fakat ikisinin birbirinden bağımsız biçimde aynı şahısta aynı sayıya ulaşması insanın önüne yeni bir soru bırakıyor!
Peki NEDİR o sorular?
☆ NEDEN YİNE 45?
☆ PEKİ KOREŞ KİMDİ?
Burada mesele daha da ilginçleşiyor. Çünkü Koreş Yahudi değildi. Pers hükümdarıydı.
İşaya 45’te ise işte buna rağmen son derece sıra dışı bir biçimde tanrı’nın “meshettiği” hükümdar olarak anılır.
Üstelik metinde Koreş’in (Kiros) İsrail’in tanrısını tanımadığı, kabul etmediğide belirtilir.
Fakat Koreş’in Yahudi tarihindeki yeri olağanüstüdür!
Çünkü kendisi Babil’i ele geçirmesinin ardından Yahudi sürgünlerinin ülkelerine dönmesine ve Kudüs’teki Mabedin yeniden kurulmasına izin veren hükümdar olarak Kitab-ı Mukaddes geleneğinde çok özel, müstesna bir yere sahiptir..
Malum, zamanında Babil Kralı Buhtunnasr Nebukatnezar, ilk Yahudi devleti olan “BİRLEŞİK İSRAİL KRALLIĞI’nın” Hz. Süleyman’dan sonra iç savaşlar ve anlaşmazlıklar neticesinde ikiye bölünmesiyle ortaya çıkan GÜNEY KRALLIĞI’nı yani Yahuda (Yehuda) Krallığı’nı yıkmıştı. Kuzey Krallığı ise daha önce yıkılmıştı.
Ve yine Buhtunnasr, Süleyman Mabedini (Birinci Tapınak) ve de Kudüs’ü MÖ 586 (veya MÖ 587) yılında yakıp yıkmış, yerle bir etmiş, hatta evlerin içlerine kadar girerek büyük bir toplu katliama imza atmış, kalan yahudileri ise zincire vurarak sürgün etmişti..
Pers Kralı KOREŞ (KİROS) ise 48 yıl sonra Babil devletini yıkarak, yahudilerin de bu zilletine son vermiş ve onları sürgünden dönmelerine ve mabedi yeniden yapmalarına izin vermişti.. O yüzden KİROS yahudiler açısından çok kıymetliydi..
İşte Evangelistler tarafından Trump–Koreş benzetmesinin mantığı tam da burada kuruluyor:
Koreş bir Yahudi değildi. Fakat aldığı siyasî kararlar Yahudi tarihinin yönünü değiştirdi.
Trump da Yahudi değildir. Fakat ilk başkanlık döneminde İsrail ve özellikle Kudüs konusunda Amerikan politikasında tarihî sonuçlar doğuran kararlar aldı.
☆ Mesela 6 Aralık 2017’de Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdı.
☆ Ardından Amerikan Büyükelçiliği Kudüs’e taşındı.
☆ Amerikan başkanları arasında İsraile en çok yardımı, en büyük desteği ben yaptım dedi..
Fakat şimdi sıkı durun. Çünkü Trump’ı Koreş çizgisine yerleştiren yalnız bir Amerikan Evanjelik vaizi değildi.
NETANYAHU DA KOREŞ DEDİ!
5 Mart 2018…
Yer; Beyaz Saray, Oval Ofis.
Trump’ın yanında dönemin İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu var.
Netanyahu konuşurken Yahudi halkının uzun bir hafızası bulunduğunu söylüyor. Ve yaklaşık 2500 yıl geriye giderek Pers Kralı Büyük Koreş’i hatırlatıyor. Koreş’in Babil’deki Yahudi sürgünlerinin geri dönmesine ve Kudüs’teki Mabedi yeniden kurmasına izin verdiğini söylüyor.
Ardından Lord Balfour’u… Harry Truman’ı… ve nihayet DONALD J. TRUMP’ı anıyor.
Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasını aynı tarihî hafıza zincirinin son halkasına yerleştiriyor.
Ve burada özellikle altını çiziyorum:
BU, BİZİM NETANYAHU’YA YAKIŞTIRDIĞIMIZ BİR SÖZ DEĞİL.
5 MART 2018 TARİHLİ BEYAZ SARAY’IN RESMÎ KONUŞMASI..
Üstelik mesele bununla da bitmiyor. Netanyahu 25 Mart 2019’da yine Beyaz Saray’da, bu defa Trump’ın Golan Tepeleri üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan bildiriyi imzaladığı törende, benzer tarih zincirini bir kez daha kuruyor: Koreş… Balfour… Truman… Trump…
Netanyahu’nun ifadesiyle: Yahudi tarihi içerisinde Yahudi olmayan liderlerin Yahudi halkı ve toprakları adına yaptıkları büyük ilanların çizgisi!
Yani Koreş ismi Trump’ın yanında bir defa tesadüfen ağızdan çıkmış değil.
Fakat biz yine sınırı koruyalım: Netanyahu’nun söylediği şey: Koreş’ten başlayan tarihî bir çizginin içine Trump’ın Kudüs ve Golan kararlarını yerleştirmektir.
Zaten sonra da TRUMP–KOREŞ PARASI BASILDI!
Şubat 2018’de üzerinde yan yana iki yüz bulunan özel bir “Temple Coin / Mabet Parası” basıldı.. DONALD TRUMP ve BÜYÜK KOREŞ..
Akabinde bir haham, Trump’ın aynı Koreş gibi Kudüs hakkında büyük bir ilan yaptığını söylüyordu..
Burada da tabii ki bir genelleme yapmayalım. Bu “Yahudiler Trump’ı Koreş kabul ediyor” demek değildir.
Fakat bütün bunlara bakıldığında Trump’ın etrafında oluşan dinî-siyasî dile de bakın lütfen:
☆ Başkan…
☆ İşaya 45…
☆ Koreş…
☆ Kudüs…
☆ Mabet…
☆ Trump ve Koreş’in aynı para üzerinde buluşması…
Ve öbür tarafta ise bizim başladığımız o küçücük ifade: 4 ve 5…
Şimdi parçaları yalnızca yan yana koyun lütfen, ki çok daha fazlası var, az sonra geliyor…
Özetle: Ben bu çok ilginç tesadüf’e hâlâ “4 ve 5 kesinlikle 45 demektir” demiyorum.. Denilmez çünkü, hâlâ yeterli değil..
Fakat artık bu sayı dosyasını da görmezden gelemiyorum..
Bunların her birinin bağlamı elbette ki farklıdır. Birini ötekine yapıştırıp “İşte kehanet çözüldü!” demek elbette bir araştırma olmaz. Fakat hepsinin aynı siyasal figürün çevresinde ortaya çıkması da araştırılmaya değer bir olgudur..
Ve tüm bunların dışında, asırlar önce İslâmî fiten literatüründe duran o garip ifade hâlâ masamızda: 4 ve 5…
Peki hepsi bu mu? Hayır.
Çünkü şimdi “45”i bırakıp aynı eski metindeki başka bir kelimeye dönüyoruz.
Ve o kelime en az 45 kadar tuhaf: TAYYÂRA…
Bu kelimeye az sonra yine geleceğiz.
Ama doğru zamanda, doğru yerde..
PEKİ O GÜNÜN RÛM’U, BUGÜN NEDEN AMERİKA OLABİLİR?
Burada siz okuyucuların haklı olarak soracağı soru şudur: “Hadiste Rûm deniyor. Sen neden Trump’a ve Amerika’ya bakıyorsun?”
Çok haklı bir soru. Önce tarihî Rûm’un ne olduğuna bakalım.
Hz. Peygamber döneminde Rûm, yalnızca bugünkü anlamıyla “Yunan milleti” değildi. Arap-İslâm kaynaklarında Rûm adı; Doğu Roma/Bizans İmparatorluğu’nu ve onun siyasî-medenî dünyasını ifade ediyordu.
Üstelik bu imparatorluğun içinde yalnız Grekler yoktu; Ermeniler, Slavlar, Bulgarlar ve başka unsurlar da bulunuyordu. Yani “Rûm” kelimesi daha o dönemde bile yalnızca saf bir etnik kimlik değil, büyük ölçüde bir siyasî-imparatorluk ve medeniyet alanının adıydı.
Daha da önemlisi: Hz. Peygamber döneminde Rûm neyi temsil ediyordu?
Dönemin en büyük Hristiyan siyasî ve askerî güçlerinden birini..
Peki Heraklius kimdi?
O Hristiyan imparatorluk dünyasının başındaki hükümdarlardan biriydi.
Şimdi Beşinci Şua’nın biraz önce anlattığımız tevil metodunu buraya uygulayalım.
Eğer ahir zaman hadisi, gelecekte aynı fonksiyonu taşıyacak bir siyasî gücü kendi çağının bilinen adıyla haber veriyorsa, gelecekte mutlaka haritada “Bizans İmparatorluğu” yazan bir devlet aramak zorunda değiliz.!
Asıl soru şudur: Bugün Hristiyan-Batı dünyasının askerî, siyasî ve küresel ağırlık merkezi nerede?
Bugünün dünyasında Amerika Birleşik Devletleri; dünyanın en büyük askerî güçlerinden biri, Batı güvenlik sisteminin ana aktörü, NATO’nun askerî kapasitesinin merkezindeki devlet ve küresel Hristiyan-Batı siyasî düzeninin başlıca güç merkezidir.
Dolayısıyla LAFIZ OLARAK “RÛM = AMERİKA” diye bir hadis yoktur. Bunu özellikle ve en baştan yazıyorum.
Fakat o günkü Rûm’un taşıdığı tarihî fonksiyon ile bugünkü Amerika’nın Batı dünyasındaki fonksiyonu arasında bir temsil benzerliği kurmak elbetteki mümkündür.
Yani benim Trump’ı bu dosyaya sokmam keyfî bir oyun değildir. Benim sorduğum kritik soru şudur:
O gün Rûm neydi?
Cevap: Büyük Hristiyan siyasî-askerî blok.
Peki bugün bu rolün en güçlü merkezlerinden biri kim?
Herhalde ki insanların kahir ekseriyeti buna soruya “Amerika.” diyecektir..
Üstelik Rûm rivayetlerinde tek bir millet değil, farklı kralların, kavimlerin ve askerî unsurların bir araya geldiği geniş bir koalisyon görüntüsü çıkıyor. Bu yönüyle de yalnız Amerika’dan ziyade, Amerika merkezli Batı/NATO/Haçlı sistemi daha ilginç bir modern mukayese hâline geliyor..
Tekrar hatırlatmak isterim k: Bu, hadisin açık tercümesi değil; Bediüzzaman’ın Beşinci Şua metoduyla yapılmış bir tevildir.
Ama Trump dosyasının neden Amerika üzerinden okunabileceğini açıklayan temel köprü de budur…
“TAYYÂRA” ve “TİBARİS” NÜSHALARI NEDEN BU KADAR İLGİNÇ?
Bazı nüshalarda şahsın ismi; Tabar, Tabâra, Tabâris şeklinde geçerken, yani OKUNUŞLARIYLA geçerken, Süheyl Zekkâr neşrinde doğrudan TAYYÂRA şeklinde yer alıyor.
Kelimenin peşine düştüğümüzde karşımıza tek bir sıfat değil, sanki iki farklı sembolik katman çıkıyor.
Mesela: Tabar okunuşuna bakalım:
Eğer bu okunuş arapçadaki (t-b-r) köküyle ilişkilendirilirse ve bu ifadeyi sembolik dili olarak Arapça kökbilim (iştikak) açısından okuduğumuzda, karşımıza çarpıcı bir karakter haritası çıkıyor.
Bu kökün anlam alanında doğrudan “helak, mahvolma, yıkım, yok edici güç” bulunuyor.
Yani kendisine TABAR (t-b-r) denen kişi isim olarak değil ama sıfat olarak; kendi gücünün sarhoşu olmuş, narsist, kibriyle büyülenmiş, nerede ise kendine âşık ve bastığı yere yıkım getiren bir lider profilini tarif ediyor olabilir…
Peki bu özellikler size KİMİ hatırlatıyor?
Gelelim ikinci ve en az onun kadar sarsıcı olan Tayyâra okunuşuna:
Kelime Arapçada doğrudan “uçmak, havada yükselmek” kökünden gelir ve bugün bildiğimiz anlamıyla “uçak” demektir. Malum, eskiden dedelerimiz, ninelerimiz Uçak’a TEYYARE derlerdi.
Bin küsur yıl önceki bir metinde bu kelimenin yer alması, kanaatimce haber verilen o şahsın doğrudan en belirgin askeri, görsel veya icraat noktasında yahut ilgi alanı olan bir vasfına/remzine işaret ediyor, ima ediyor olabilir.
Ve işte tam bu noktada, önümde yine son derece garip bir fotoğraf belirdi.
Çünkü 25 Eylül 2025 de Donald Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Beyaz Saray’da ağırlamıştı.
Çok ilginçtir; Trump’ın yakasında altın renkli bir F-22 Raptor savaş uçağı rozeti var. Rozetin gerçekten F-22 olduğu doğrulandı. Fakat neden özellikle bu rozeti tercih ettiği ise açıklanmadı..
Malum, F-22 Raptor Savaş Uçağı; savaş ve manevra kabiliyeti ile çok-çok üstün, Amerika’nın hiç kimseye, hatta en yakın müttefiklerine bile, İsrail ve İngiltere dahi hiç kimseye satmadığı, paylaşmadığı ve hatta bunu yasayla güvence altına aldığı bir savaş uçağıdır..
Mesele F-35 savaş uçakları bir çok müttefikinin kullanımına açılmışken F-22 sadece ABD Hava Kuvvetlerinin kullanımına özel kalmıştır..
Trump’ın kendisini; en özel, en etkili ve en kabiliyetli uçak olarak bilinen F-22 Raptor ile temsil etmiş olması, bununla gururlanması, böylece aslında o taşıdığı rozetle ABD’nin Uçak-Hava Gücü’nün benzersizliğine de atıf yapması size de ilginç gelmiyor mu?
Şimdi, tüm bunları dosyaya yan yana yazın:
☆ 4 ve 5…
☆ 45…
☆ İşaya 45…
☆ Koreş…
☆ Tayyâra…
☆ Uçak…
☆ Savaş uçağı rozeti…
Bu kadar ilginçlik, bu kadar tesadüf sizcede fazla değil mi?
Bunların herhangi biri elbette ki tek başına Trump’ı hiçbir şeye dönüştürmez, kabul. Ama insan en azından “Acaba devamında ne var?” diye sormaz mı?
İşte ben sordum. Ve asıl şaşırdığım şey ondan sonra çıktı…
MEĞER MESELE TEK BİR ADAM DEĞİLMİŞ!
Nuaym’daki başka bir rivayette Abdullah b. Amr’dan “Melâhim beştir” haberi aktarılıyor.
Bakın “Melhame” değil, MELÂHİM.
Yani çoğul hâli..
Tek bir savaş değil, büyük savaşlar zinciri..
Rivayetin devamında o beş’in ikisinin geçtiği, üçünün kaldığı, kalanlar arasında ise Türk melhamesi, A‘mâk melhamesi ve Deccal melhamesi zikrediliyor.
Bu ayrıntı, geçmişte bir çok insanın da zaman zaman birbirine karıştırdığı bazı kavramları yeniden düşünmeyi gerektiriyor: Armagedon, III. Dünya Savaşı, Melhame-i Kübra, A‘mâk/Dâbık…
Bunların hepsini tek savaşın dört ayrı adıymış gibi kullanmak doğru olmayabilir..
Belki rivayetlerin anlattığı tablo, tek bir büyük patlamadan ziyade birbirine eklenen büyük savaşlar zinciridir ki yüksek ihtimalle öyle gözüküyor..
İşte Trump meselesi tam da burada büyümeye başlıyor.
Çünkü bir tarafta;
☆ “Melâhim onun eliyle…” denilen bir Rûm figürü var.
☆ Bir tarafta 4 ve 5…
☆ Bir tarafta Tayyâra…
Ve ardından bambaşka bir figür sahneye çıkıyor: BİR GENÇ!
Kim mi?
Donald Trump’ın Melania Trump’tan olan tek oğlu.. Ama diğer 3 oğlu arasında ise en küçüğü olan BARRON TRUMP’
PEKİ NEDEN BARRON TRUMP?
Bu soruya çok dikkatli cevap vermek gerekiyor. Çünkü yalnızca “Barron çok uzun boylu” demek bizi hiçbir yere götürmez.
Nuaym b. Hammâd’da Abdullah b. Amr’dan gelen haberde Rûm içerisinde bir genç yetiştiği anlatılıyor. Ve genç için sıradan bir fizikî tarif yapılmıyor: “Bir yılda, başka bir gencin on yılda büyüdüğü kadar büyür.” deniliyor.
Daha ayrıntılı Huzeyfe b. Yemân rivayetinde ise o genç, “Rûm krallarının çocuklarından bir genç” olarak tanımlanıyor.
Ve çok dikkat çekici biçimde anlatının odağı; onun yetişkinlikteki ulaştığı boyu değil, ÇOCUKLUKTAN BÜLUĞA KADARKİ HIZLI GELİŞİMİ.!
Bir günde başka çocuğun bir ayda…
Bir ayda başka çocuğun bir yılda gösterdiği kadar gelişimden söz ediliyor.
Sonra genç büluğa ulaşıyor.
Ve bundan sonra rivayet fizikî gelişimden siyasî safhaya geçiyor.
☆ Toplumu onu benimsiyor.
☆ Onu başlarına getiriyor.
☆ Ardından büyük askerî hareket başlatıyor…
Şimdi Barron Trump’a bakalım. Donald
☆ Trump’ın en küçük oğlu.
☆ 2006 doğumlu.
☆ Henüz ergenlik yıllarında olağanüstü uzun boyuyla dünya basınının dikkatini çekti.
☆ 15 yaşları civarında iki metreyi aşmış görüntüsü dünya basınında geniş biçimde konuşuldu.
☆ Daha sonraki yıllarda Donald Trump oğlunun boyunu yaklaşık 2,06 metre olarak ifade etti.
Ama burada sınırı açıkça çiziyorum: Rivayette büluğa kadarki alışılmadık fizikî gelişimi özellikle vurgulanan bir hükümdar çocuğu var.
Günümüzde ise dünyanın en görünür siyasî ailelerinden birinin oğlunda, tam da ergenlik yıllarında kamuoyunun dikkatini çeken sıra dışı bir fizikî gelişim görüyoruz..
İşte benzerlik buradadır.
Ama elbette ki HÜKÜM ise burada değildir..
Üstelik Barron sıradan bir ailenin çocuğu değil.
Babası Amerika Birleşik Devletleri’nin 45. ve 47. Başkanı.
Rivayetin bin küsur yıl önce kullandığı dil: “Rûm krallarının çocuklarından…”
Demek o Rum kralı’nın başa çocuklarıda var..
Fakat bugünkü cumhuriyet sisteminde bunun birebir karşılığı elbette “kral oğlu” değildir.
Siz o KRAL/HÜKÜMDAR kelimesini bugün BAŞKAN, CUMHURBAŞKANI gibi de okuyabilirsiniz.
Fakat müteşabih bir gelecek haberinin kendi çağının diliyle gelecekteki bir yönetici ailesini anlatmış olması ihtimali neden peşinen dışlansın?
İşte tartıştığımız nokta bu.
RÛM ONU KENDİ BAŞINA GETİRİYOR
Abdullah b. Amr varyantında bir ayrıntı daha var;
☆ Genç Rûm içinde yetişiyor.
☆ Sonra: “Rûm onu kendi üzerlerine yönetici yapıyor.”
Dikkat edin… Metin “Babası öldü, taht otomatik olarak ona geçti” demiyor.
Toplumun veya siyasî yapının onu başına getirdiği bir model anlatıyor.
Bunun modern seçim düzenleriyle benzeştirilmesi mümkün müdür? Olabilir.
Ama bu yalnızca bir yorumdur. Buradan “Barron Trump mutlaka başkan olacak” sonucu çıkarılamaz.
Asıl önemli olan sonraki safha:
☆ Genç büyük bir siyasî-askerî hareket başlatıyor.
☆ Çeşitli kuvvetler çağrılıyor.
☆ Ordular toplanıyor.
☆ Bazı varyantlarda 80 sancak ve her sancağın altında 12.000 savaşçı zikrediliyor.
Başka varyantlarda dev deniz kuvvetlerinden söz ediliyor.
☆ Tabiri caizse BİR HAÇLI İTTİFAKI toplanıyor..
Dolayısıyla Barron ihtimalini ilginç yapan yalnız uzun boy değildir.
Şimdi lütfen bütün diziyi beraber okuyun:
☆ Rûm içinden bir genç,
☆ Yönetici ailesinin çocuğu,
☆ Büluğ öncesi olağan dışı gelişim vurgusu,
☆ Halkın onu benimsemesi ve sevmesi,
☆ Onu başlarına geçirmeleri,
☆ Ardından çok büyük askerî sefer.
Bugün bu özelliklerin tamamına veya önemli kısmına başka bir şahsın daha iyi uyduğunu gösteren biri çıkarsa elbette ona da bakılır. Çünkü maksat bir ismi rivayete zorla yapıştırmak değil, rivayetin tarif ettiği profili aramaktır!
DEVAM…
Haber verilen 4 ve 5 rakamım remzen (ima yoluyla) 45 sayısına tekabül etmesi gerçekten ilginç ve latif ve tevafuktur..
Ama bu ne kadar doğrudur? Şu anda onu kesin bir bilgi ile bilmiyoruz. Ve zaten müteşabih bir haberde beklememiz gereken ihtiyat da budur…
Fakat artık bu ihtimalin yanında yeni ve çok garip bir tarihî olgu daha duruyor: Trump’ın 45. başkanlığına dinî anlam yükleyenler bizden yıllar önce gerçekten vardı. Hem de bunu doğrudan İŞAYA 45 üzerinden yapmışlardı.
Bu, elbette ki bizim 4 ve 5; 45’i remzen (ima ile) işaret eder yorumumuzu kesin olarak ispatlamaz. Ama dosyadaki “45” başlığını artık çok daha ilginç hâle getirir..
DOSYA BİR ANDA DÜNYA SAVAŞINA DÖNÜŞÜYOR
Kâ‘b el-Ahbâr’dan gelen başka bir haberde Büyük Melhame’ye 12 hükümdarın katılacağı anlatılıyor.
Rûm hükümdarının (Bize göre o Rum: Amerika’dır..) bunların arasında en büyük orduya sahip olmadığı, fakat diğer kuvvetleri çağıran ve bir araya getiren taraf olduğu aktarılıyor.
Yani metindeki model;
☆ TEK DEVLETİN SAVAŞI DEĞİL.
☆ Bir koalisyon.
☆ Bir Haçlı İttifakı görünümünde’
Müslüman tarafa da Yemen yönünden büyük yardım kuvvetlerinden söz ediliyor.
Modern dünyayla benzetme yapılacaksa çok devletli ve müşterek hareket eden askerî ittifak modeli elbette NATO benzeri yapılara bakmayı mümkün kılar. Fakat tekrar: “Rûm, NATO’dur” şeklinde LAFZEN bir hadis yoktur..
Zaten bu tarz geleceğe dair haber veren hadislerde de kâhir ekseriyetle LAFZEN her şey açıkça söylenmez.. Çünkü o zaman KİMİN aslında KİM olduğunu, NEYİN ise o haber verilip bahsedilen hâdisenin kendisi olduğunu herkes bilir ve anlar.. Fakat işte o zaman ise İMTİHAN SIRRI bozulur.. Bu tarz şeyler, haberler genelde KAPALI olarak gelir.. Buna “MÜTEŞABİHLİK” denir.
80 SANCAK ARTIK SADECE ZAYIF RİVAYET MESELESİ DEĞİL
Şimdi tartışmalı ayrıntıları bir kenara bırakıp daha sağlam zemine basalım.
Ebû Dâvûd’daki kuvvetli rivayette Hz. Peygamber’in haber verdiği ana zincir şöyledir:
☆ Müslümanlarla Rûmlar güvenli bir sulh yapacak.
☆ İki taraf ortak bir düşmana karşı beraber savaşacak.
☆ Zafer kazanacaklar.
☆ Dönüşte bir Hristiyanın “Haç galip geldi!” deyip zaferi tek başına üzerine almaya çalışmasıyla kriz çıkacak..
☆ Bir Müslüman o haçı kıracak.
☆ O karargahta çatışma çılacak..
☆ Sulh bozulacak ve Rûmlar büyük savaş için toplanacak.
☆ 80 sancak halinde Müslümanların üzerine gelecekler ve her sancağın altında 12.000 asker olacak..
İşte tüm bu ayrıntılar; aynı büyük Rûm savaşı çevresindeki başka kuvvetli rivayetlerde de karşımıza çıkıyor.
Burada önemli olan şu: Zayıf fiten rivayetinde gördüğümüz 80 sancaklık Rûm ordusu, tamamen izole, dayanaksız bir ayrıntı değildir. Yani daha güçlü hadis geleneğinde de aynı ana askerî mimari ve sayılar karşımıza çıkmaktadır.
İşte benim bu yazının en başlarında, Bediüzzaman Said Nursi’den ilmi bir DÜSTUR olarak yazdığım; “ince iplerin toplanıp HALAT olması” tabirinin değeri hem burada hem de diğer bir çok meselede ortaya çıkar.!
PEKİ O ORTAK DÜŞMAN KİM?
Hadis isim vermiyor. Dolayısıyla “Kesin İsrail”, “Kesin İran”, “Kesin Rusya” demek metnin önüne geçmek olur. Bu ise ilmi değil.
Bugünkü Doğu Akdeniz şartlarını, İsrail-Yunanistan yakınlaşmasını veya sonraki doğu cephesini İran üzerinden okumak elbette mümkündür.
Fakat bana göre, benim okumama göre; GERÇEK asla bu değildir!
İran; görünürdeki hedeftir..
İkinci, üçüncü ve hatta belki dördüncü sıradaki bir hedeftir..
Evet, İran’a bir saldırı olacaktır ve İran yıkılacak, dağılacaktır..
Ama şimdi değil!
Vakti şimdi değil…
Yine benim okumama göre:
O Ortak Düşman; SİYONİZM ve İSRAİL’dir!
Çünkü Siyonizmin ve İsrail’in ne kadar dehşetli ve tarifsiz bir tehlike olduğunu artık Hristiyanlarda görmüş ve iyice anlamış durumdadır..
Ve onlar; Siyonizme ve İsrail’e 3 yıl bile beklenip katlanılmasının artık mümkün olmadığına inanıyor!
Eğer daha fazla beklenirse kontrolü tamamen kaybedeceklerine, İsrail’in ve Siyonizm’in, Dünya’yı kontrol etme ve her önemli yeri, mevkiyi ele geçirme noktasında artık geri dönülemez bir noktaya geleceklerine inanıyor..
Bu zaten oldu ama kontrolü bütün-bütün kaybedip artık geri dönülemez bir noktaya geleceklerine inanıyor..
Bu sebeple geçici olarak, İsrail ve Siyonizme karşı MÜSLÜMAN-HRİSTİYAN İTTİFAKI OLACAKTIR!
Çünkü maalesef iki tarafında tek başına İSRAİL ve SİYONİZME şu an da gücü yetmiyor!
Üzgünüm ama benim tespitim tamamen budur.
Yani iki tarafta, o ortak dehşetli düşmana karşı, İTTİFAK ETMEYE MECBURDUR..
Ve ilk hedefleri budur..
Sonra ise, yani bu dehşetli SİYONİZM tehlikesi ve o lanetli kavmin devleti olan İsrail ortadan kaldırıldıktan sonra HRİSTİYAN-MÜSLÜMAN savaşları başlayacaktır..
Rumlar yani Hristiyanlar ordular toplayıp, bir nevi yeniden bir HAÇLI İTTİFAKI KURUP Ortadoğuya geleceklerdir..
Onların kutsalı ve hedefi de KUDÜS’tür!
Bu hiç unutulmasın…
Ve bunun için mutlaka geleceklerdir…
Benim beklentim ve inancım tamamen bu yöndedir…
DOSYANIN EN SARSICI YERİ: İSTANBUL
Bütün bu küresel denklemde bizleri en doğrudan ilgilendiren şehir ise: İSTANBUL..
Nuaym’daki bir rivayette Müslümanlardan bir ordunun Rûmlara yardım etmek üzere Konstantiniyye’de bulunduğu anlatılıyor.
Ortak bir düşman geliyor. Birlikte savaşıyorlar. Zafer kazanıyorlar. Sonra hadiste bahsedilen “haç galip geldi” deyip zaferi sahiplenme krizi çıkıyor. Ve bu tartışma o an da ortak karargah veya toplantıda çatışmaya dönüşüyor..
Rûmlar bunun üzerine Konstantiniyye’ye dönüyor ve orada güven içinde bulunan Müslümanları öldürüyor!
Bunun yaptıkları ihanetin ardından geleceklerini düşündükleri Müslüman kuvvetine karşı büyük askerî hazırlığa girişiyorlar.
Bu arada şu en son bahsettiğim ÖLDÜRME VE İHANETTEN bahseden o rivayet zayıftır. Ama biraz önceki söylemiş olduğum daha kuvvetli hadisin iskeletini siz tekrar düşünün!
Yani detay içeren hadis zayıf. Ama temel iskelet pek çok hadisde daha güçlü ve sahih seviyesinde..
Sulh… Ortak düşman… Ortak zafer… Haç krizi… İhanet… Büyük Rûm ordusunun toplanması…
Nuaym’daki zayıf varyant bu iskeletin arasına başka bir önemli coğrafya ve detay yerleştiriyor: KONSTANTİNİYYE.
ÜÇ KONSTANTİNİYYE SEFERİ
Başka bir Abdullah b. Amr haberinde ise: “Konstantiniyye’ye üç sefer yapacaksınız” deniliyor.
☆ İlkinde büyük sıkıntı ve zorluklar…
☆ İkincide Rûmlarla sulh, Müslümanların şehirde mescitler kurması…
☆ Ardından Rûmlarla birlikte Konstantiniyye’nin ötesindeki ortak düşmanla savaş…
Ve üçüncüsünde şehrin tekbirlerle fethedilmesi.
Uzun süre ilk iki safhanın geçmişte gerçekleşmiş olabileceğini düşündüm.
Ama bugün bundan eskisi kadar emin değilim..
Çünkü üç seferin tamamını geçmişe yerleştirdiğimizde karşımıza çok basit fakat ciddi bir soru çıkıyor:
1453 BU ÜÇLÜ TASVİRİN NERESİNDE?
Fatih Sultan Mehmed’in tarihî fethi tartışmasızdır. Fakat bu rivayetin üçüncü safhasındaki ayrıntılar 1453’le birebir örtüşmüyor..
Dolayısıyla başka bir ihtimali masada tutmak gerekiyor: Kim bilir belki bu üç sefer 1453 kronolojisi değildir.
Belki aynı gelecekteki ikinci Konstantiniyye fethine giden üç ayrı safhayı tarif etmektedir.
Ama belki de bu zamanı ilgilendiren kısım: Üçüncü olandır.
SAHİH-İ MÜSLİM NOKTAYI KOYUYOR
Burada artık tartışmalı bir fiten haberi değil, SAHİH-İ MÜSLİM 2897 konuşuyor:
☆ Rûmlar A‘mâk veya Dâbık’a iner.
☆ Medine’den Müslüman ordusu gelir.
☆ Büyük savaş yaşanır.
☆ Müslüman ordusunun üçte biri kaçar, üçte biri şehit olur, kalan üçte biri galip gelir.
☆ Ve ardından: KONSTANTİNİYYE’Yİ FETHEDERLER.
Şimdi yalnız mantıkla soralım: İstanbul bugün Müslüman çoğunluklu Türkiye’nin hâkimiyetinde.
Eğer buradaki Konstantiniyye gerçekten bugünkü İstanbul ise ve hadis, henüz gelecekteki bir hadiseyi anlatıyorsa:
İSTANBUL NEDEN BİR DAHA FETHEDİLECEK?
Hadis “İstanbul şu devlet tarafından işgal edilecek” demiyor. Dolayısıyla ben de demiyorum..
Fakat bunun tersini de peşinen varsayamayız. Çünkü bir şehrin gelecekte yeniden fethedilmesi, mevcut siyasî veya askerî statüsünde bir değişiklik yaşanmış olması ihtimalini doğal olarak gündeme getirir.
Bu değişikliğin; işgal mi, yönetim değişikliği mi, uluslararası askerî kontrol mü, yoksa başka bir siyasî yapı mı olacağını metin açıklamıyor.
Ama soru ortada duruyor. Ve bu, İstanbul’da yaşayan milyonlar açısından küçümsenecek bir soru değil.
İSTANBUL’luların BU RİVAYETLERİ BİLMEYE HAKKI VAR..
Ama korkmak için değil. Bilmek için. Araştırmak için. Tedbir almak ve basiretle hareket edebilmek için.
SAVAŞ SİSTEMİ VE BÜYÜK HESAPLAŞMA
Bu meseledeki rivayetleri tek bir harita üzerine yerleştirdiğinizde; İskenderiye, Akka, Ariş, Antakya, A‘mâk, Dâbık, Konstantiniyye gibi birbirinden uzak merkezler karşımıza çıkıyor.
Bir yerde hükümdarlar, bir yerde sancaklar, bir yerde büyük deniz kuvvetleri, bir yerde kara orduları…
Dolayısıyla zayıf ayrıntıların rakamlarına mahkûm olmadan baktığımızda bile ortaya çıkan genel tablo KÜÇÜK BİR SINIR SAVAŞI DEĞİLDİR.
Çok devletli, çok cepheli, deniz ve kara kuvvetlerini kapsayan büyük bir savaş sistemi…
Bugün dünyaya bakıyoruz: Savaşlar, füzeler, Akdeniz’de donanmalar, İsrail, İran, Rusya, Amerika…
Ve doğal olarak “Acaba süreç başladı mı?” diye soruyoruz.
Fakat belki daha ürpertici soru başkadır:
Ya hadislerdeki asıl zincir gerçektende; önce sulh, sonra ortak düşmana karşı müşterek savaş, sonra zafer, sonra haç krizi, ardından büyük Rûm seferberliği, sonra A‘mâk/Dâbık ve ardından KONSTANTİNİYYE şeklinde ilerliyorsa?
O zaman bugün gördüğümüz savaşların hiçbiri, bir çok insanın sandığının aksine olarak duran-duracak olan “son savaş” değil de, ASIL BÜYÜL SAVAŞLARIN BAŞLANGICIYSA?
VE ASIL SORUN ARTIK TRUMP DA DEĞİL..
☆ Trump bu büyük ve dehşetli savaşları başlatacak o kişi olabilir yada olmayabilir.
☆ Barron Trump ise o genç olabilir ya da olmayabilir.
☆ 4 ve 5 rakamları 45’e bakmıyor olabilir. ☆ İşaya 45 ile Trump arasında kurulan Koreş bağlantısı yalnızca modern Evanjelik bir tevil olabilir.
☆ Tayyâra yalnız eski bir isim olabilir.
☆ Bugünkü Amerika/Batı sistemiyle Rûm arasında kurduğumuz tevil yanlış da çıkabilir.
Bunların hepsi mümkündür.
Fakat bunların yanlış olma ihtimali, Sahih-i Müslim’deki ana kronolojiyi ortadan kaldırmaz…
Ve fiten rivayetlerinde o sahih iskeletin çevresine tekrar tekrar dizilen;
☆ 4 ve 5,
☆ Tayyâra,
☆ Rûm yöneticisi,
☆ Hükümdar çocuğu genç,
☆ Olağan dışı büyüme tasviri,
☆ Rumlarla ortak düşmana karşı sulh,
☆ Bu savaşın kazanılması sonrası İHANET,
☆ 80 sancak,
☆ Geniş koalisyon,
☆ A‘mâk,
☆ Konstantiniyye
gibi unsurların neden aynı dosyada toplandığını sormamıza da engel değildir.
Şimdi bunlara bir başka tarihî gerçek daha eklenmiş durumda:
Zira Trump’ın 45. başkanlığına dinî anlam yükleyen bir Evanjelik yorum gerçekten var: 45. Başkan
İşaya 45
Koreş.
Netanyahu gerçekten Koreş’i, Kudüs’ü ve Trump’ı aynı tarihsel anlatı içerisinde zikretti.
Hem de Beyaz Saray’ın resmî kayıtlarında…
Trump ile Koreş’in yüzleri gerçekten bir “Mabet parası” üzerinde yan yana getirildi.
Trump gerçekten “Ben seçilmiş kişiyim” dedi.
Gerçi bu sözünün bağlamı farklıydı ve sonra şaka olduğunu söyledi. Fakat herkes bilir ve duymuştur ki; Her şakanın altında aslında gizli bir ciddiyet yattığı söylenir…
Bütün bunları birbirine yapıştırarak elbette kehanet üretmek kolaydır.
Ama ben bunu yapmak istemiyorum.
Belki cevap tesadüftür.
Belki bazılarını yanlış eşleştiriyoruz.
Belki olayların zamanını bile henüz doğru okuyamıyoruz.
Ama bir araştırmacının görevi; önceden istediği cevabı rivayete zorla söyletmek olmadığı gibi, önündeki kesişmeleri görmemek de değildir.!
Ben bu işi kazdım.
Ve önce 4 ve 5 çıktı.
Sonra başka bir yerden 45. Başkan ve İşaya 45…
Sonra Koreş…
Sonra Kudüs…
Sonra Tayyâra…
Sonra Rûm…
Sonra hükümdar çocuğu bir genç…
Sonra 80 sancak…
Sonra A‘mâk…
Ve bütün yolların sonunda tekrar: İSTANBUL…
O nedenle benim için artık asıl soru “Trump o kişi mi?” sorusundan daha büyüktür..
Ve benim asıl soru artık şudur:
YA BU RİVAYETLER TEK BİR ŞAHSI DEĞİL, BÜTÜN BİR SAVAŞ KRONOLOJİSİNİ ANLATIYORSA?
Ve daha da ağır soru ise:
YA DÜNYADAKİ BUNCA GERİLİME RAĞMEN, HADİSLERDEKİ ASIL BÜYÜK HESAPLAŞMA, HENÜZ DAHA HİÇ BAŞLAMADIYSA?
Şu halde 1000 yılın en dehşetli yılları yaşanacak demektir…
Allah en doğrusunu bilir.
Bir sonraki bölümde başka bir hayati düğümü açacağız.
Çünkü Yahudiler bir Mesih bekliyor. Evanjelikler Hz. İsa’nın dönüşünü bekliyor. İslâm da Hz. İsa’nın nüzulünü haber veriyor.
Fakat aynı Kudüs’e bakan bu üç anlatının ortasında çok şaşırtıcı bir gerçek var:
AYNI MESİH’İ BEKLEMİYORLAR!
Devam edecek…
Selam, dua ve hürmet ile…