Sürdürülebilir Mağduriyet Değil, Sıfır Mağduriyet!

Sürdürülebilir Mağduriyet Değil, Sıfır Mağduriyet!
Yayınlama: 04.11.2026
A+
A-

Bir mağduriyet yıllarca çözümsüz kaldığında yalnızca bir hak arayışı olmaktan çıkar; insanların hayatının bir parçası hâline gelir. Çalışma kararlarını, aile bütçelerini, sağlık ihtiyaçlarını ve gelecek hayallerini etkiler. İnsanlar beklemeye alışır, ertelemeyi normal kabul eder. Ancak unutmayalım: Bir mağduriyete alışmak, onun çözüldüğü anlamına gelmez.

Görseldeki “Sürdürülebilir Mağduriyet Kaldıracı” tam da bu gerçeği anlatıyor. Bir tarafta yıllardır biriken ertelemeler, dışlamalar ve denetimsizlik; diğer tarafta bu kararların yükünü taşıyan milyonlarca insan var. Artık yalnızca sonuçları değil, bu mağduriyetleri sürekli üreten sistemi de sorgulamalıyız.

Çünkü çözüm, insanları yıllarca bekletmekte değil, hak kaybına neden olan eksiklikleri ortadan kaldırmaktadır.

Bugün sosyal güvenlik alanında çözüm bekleyen dokuz önemli başlık var:

1. Çırak ve stajyerler: Çocuk yaşta üretime katılan, emek veren ve çalışma hayatının risklerini yaşayan gençlerin emeği görmezden gelinmemeli. Konu yalnızca emeklilik başlangıcından ibaret değildir. Geçmiş emek, iş kazası, yıpranma ve sosyal güvenlik hakları bir bütün olarak değerlendirilmelidir.

2. Bağ-Kur: Küçük esnafın prim yükü, tescil, ihya ve statüler arasındaki eşitsizlikleri birlikte ele alınmalıdır. 7200 gün düzenlemesi önemli olsa da bütün sorunları çözmeye yetmez. Esnafın geçmişteki çıraklık ve staj emeği de unutulmamalıdır.

3. Engelli emekliliği: Sağlık durumuna bağlı olarak çalışma hayatında zorluk yaşayan insanların gelecek güvencesi belirsizliğe bırakılmamalıdır. İnsanların hayatlarını planladıkları haklar korunmalı, engelli emekliliği yeni engellerle karşı karşıya bırakılmamalıdır.

4. Taşeron çalışanları: Kadro hakkı yalnızca bir unvan değişikliği değildir. Ücret, kıdem, izin, iş güvencesi ve özlük haklarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Bir sorunu çözerken başka bir hak kaybı yaratılmamalıdır.

5. Annelik hakkı: Çocuk büyütmek, bakım emeği vermek ve aileyi ayakta tutmak da emeğin bir parçasıdır. Annelerin bu süreçte prim ve emeklilik hakları zayıflamamalı; annelik, sosyal güvenlik açısından bir kayıp nedeni olmamalıdır.

6. Polis, asker ve memurlar: Kamu hizmeti yürütenlerin görev koşulları, mesleki riskleri ve yıpranmaları dikkate alınmalıdır. Ücretlerin emekliliğe yansıması, özlük hakları ve çalışma süreleri adil biçimde düzenlenmelidir. Görevdeki emeğin karşılığı emeklilikte de korunmalıdır.

7. Emeklilikte kademe bekleyenler: Geçmişteki tarih sınırlarının oluşturduğu eşitsizlikler giderilmelidir. Adil, açık ve öngörülebilir bir geçiş sistemi kurulmalı; hiçbir kesimin talebi diğerinin hakkının önüne konulmamalıdır.

8. Düşük emekli aylıkları: Yıllarca çalışmış, prim ödemiş insanların emeklilikte geçim mücadelesi vermesi kabul edilebilir değildir. Emekli aylıkları, prim karşılığı ve hayat pahalılığı birlikte değerlendirilerek kalıcı bir iyileştirme sağlanmalıdır.

9. Diğer mağduriyetler: Sesi yeterince duyulmayan, örgütlenemeyen veya gündeme gelemeyen insanların sorunları da görülmelidir. Hiçbir mağduriyet, kamuoyunda yeterince görünür olmadığı için önemsiz sayılamaz.

Elbette bu dokuz başlığın çözümü birbirinden farklıdır. Ancak hepsinde ortak bir anlayışa ihtiyacımız var: İnsanları dinlemek, doğru verileri toplamak, kapsamı açıkça belirlemek, bütçeyi ve uygulama takvimini hazırlamak, yapılan düzenlemeleri denetlemek.

Bir başka önemli konu da mağduriyet yaşayan insanların birbirini rakip olarak görmemesidir.

Çırağın emeğinin tanınması esnafın hakkını azaltmaz. Engelli çalışanın güvencesi taşeron çalışanın kadrosuna engel değildir. Polis, asker ve memurun haklarını savunmak emeklinin geçim sorununu görmezden gelmek değildir.

Bir grubun hakkı, diğerinin hakkını eksiltmez.

Bizim ihtiyacımız olan şey, sorunları birbirleriyle yarıştırmak değil, her birini kendi gerçekliği içinde çözmektir.

Başarıyı yalnızca yeni bir düzenleme yapılmasıyla ölçemeyiz. Asıl soru şudur: Bu düzenleme kimin hayatını değiştirdi? Kaç kişinin hakkı teslim edildi? Kimler hâlâ sistemin dışında kaldı?

Sosyal güvenliğin amacı insanları yıllarca bekletmek değil, hayatın her döneminde güvence altında tutmaktır.

Bu nedenle hedefimiz geçici çözümler değil, yeni mağduriyetler üretmeyen adil bir sistem olmalıdır.

Sıfır mağduriyet bir hayal değil, doğru planlama, adil mevzuat ve kararlı uygulamayla ulaşılabilecek bir sistem mühendisliği meselesidir.

Sürdürülebilir olan mağduriyet değil; insan onuru, emeğin karşılığı ve sosyal güvence olmalıdır.

Çünkü herkes için adalet, bir başkasının hakkından vazgeçmeden de mümkündür.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.

Yeni Slow Radyo Yüz Ağdası