Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;
Kimi şiir kitapları , okuruna yalnızca şiir sunmaz, aynı zamanda bir ruh hâlini, bir dünya görüşünü ve yaşama karşı alınmış etik bir tavrı da aktarır. Esra Dökmen’in Esra’rengiz Şeyler adlı kitabı da bu nitelikte bir yapıt. Şair, bireysel duyarlığı toplumsal belleğin içinden geçirerek kendine özgü bir şiir dili kuruyor.
Kitabın adı bile okuru ilk anda durduruyor. “Esra’rengiz” sözcüğü, şairin adıyla “giz” kavramını birleştirerek hem kişisel hem de şiirsel bir evren kuruyor. Nitekim kitabın ilk dizelerinden biri bunu doğrular nitelikte:
“Adım esra’rengiz şeylerden / İkinci adlar hep Özlem.”
Burada kimlik, yalnızca bir isim değil; özlemle, eksiklikle ve arayışla örülmüş bir varoluş biçimi olarak karşımıza çıkıyor.
Esra Dökmen’in şiiri, sürekli kendine dönen ama aynaya teslim olmayan bir iç konuşmanın şiiridir. Bunu en açık biçimde,
“Kendimi kendimden bakıp anlatıyorum, bu ayna değil.”
dizesinde görüyoruz. Şair kendini anlatırken narsistik bir kapanışa değil, içsel bir sorgulamaya yöneliyor. Aynanın yansıttığı görüntüyle değil, insanın kendi içinde kurduğu gerçeklerle ilgileniyor.
Ancak bu şiir yalnızca bireyin şiiri değildir. Kitabın en güçlü damarlarından biri toplumsal duyarlılığıdır.
“Ülkenin her bir bölgesinde barışın yanında olan, okuyarak bilgiye ulaşan, araştırıp sorgulayan çocuklarız biz.”
Bu dizelerde şiir, yalnızca estetik bir alan olmaktan çıkar; vicdanın, eğitimin ve özgürlüğün sesi olur. Şairin düşlediği toplum; sorgulayan, okuyan ve barışı savunan insanların toplumudur.
Şairin dili zaman zaman sertleşir.
“Kalem karanfildir, dilim muşta.”
Bu etkileyici metafor, şiirin iki yüzünü birlikte taşır. Kalem, karanfil gibi umut ve yaşam sunarken; dil gerektiğinde haksızlıklara karşı bir muştaya dönüşür. Esra Dökmen’in şiiri ne yalnızca romantiktir ne de yalnızca öfkelidir; ikisini aynı potada eriten bir direnme estetiği kurar.
Kitap boyunca eksiklik, yalnızlık ve kırgınlık sık sık karşımıza çıkar.
“Isırılmış günler kadar eksiğiz.”
Tek bir dizede çağın yorgunluğu, insanın eksilmişliği ve yaşamın kemirilmiş yanları görünür olur.
Buna karşın şair umudu elinden bırakmaz.
“Yine de kurtaracağız bacaklarından asılıp dünyayı.”
Bu dize, kitabın en güçlü direniş imgelerinden biridir. Dünya ağırdır, yaralıdır; ama onu kurtarma inadı hâlâ yaşamaktadır.
Esra Dökmen’in şiirlerinde doğa yalnızca dekor değildir. Deniz, taş, sahil, uçurtma, yıldız, ekşi maya, tuzlu su… Bunların her biri yaşanmışlığın simgesine dönüşür.
“Sahile bir taş ektim ve / Ellerim kirlendi.”
Taş ekilmez aslında. Ama şiir tam da olanaksızlığı olanaklı kıldığı yerde başlar. Bu dize, umutla umutsuzluk arasındaki ince çizgiyi başarıyla kuruyor.
Kitapta dil yalın görünse de çağrışım alanı oldukça geniştir. Okuru kolay tüketilen anlamlara değil, yeniden okumaya çağırır. Her okunuşta başka bir ayrıntı, başka bir yara, başka bir umut görünür.
Son sayfalara doğru gelen,
“Koskoca bir ülke istilasına dönüşürken / Başını gösterene dek aydınlık / Sokağın sonunda bekliyor olacağım.”
dizeleri ise yalnızca kişisel bir bekleyişi değil, ülkeye, geleceğe ve aydınlığa duyulan inancı dile getirir.
Sonuç olarak Esra’rengiz Şeyler, duyguyla düşünceyi, bireysel acıyla toplumsal sorumluluğu, kırgınlıkla umudu aynı şiir potasında buluşturan bir kitap. Esra Dökmen, gösterişli söz oyunlarına yaslanmadan; imgeyi, çağrışımı ve içtenliği önceleyen bir şiir kuruyor. Şiirleri okurun zihninde hemen tükenmiyor; okunduktan sonra da yaşamaya devam ediyor.
Bu nedenle Esra’rengiz Şeyler, yalnızca bir şiir kitabı değil; yaşamın acı, tatlı, tuzlu ve ekşi yanlarını aynı anda duyumsatan, okurunu düşünmeye ve yeniden umut etmeye çağıran güçlü bir şiir yolculuğu olarak değerlendirilebilir.
Kalemine, yüreğine sağlık Esra Dökmen. Okurun çok olsun.