SMMM, Bağımsız Denetçi ve Kooperatif Dış Denetçisi Selma Çalışır, Türkiye’de yatırım fonları ve borsa çevresinde yaşanan gelişmelerin yalnızca finansal kayıplar üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, yaşanan sürecin ekonomik güven, toplumsal adalet ve kurumlara duyulan inanç açısından önemli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.
Türkiye’de yatırım fonları çevresinde yaşanan sorunlar ve bu gelişmelerin borsaya yansımaları, finans piyasalarında güven tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Selma Çalışır, sermaye piyasalarının yalnızca yatırımcıların kazanç ve kayıplarından ibaret olmadığını, ülkenin tasarruflarını üretime ve geleceğe taşıyan önemli bir mekanizma olduğunu vurguladı.
SMMM, Bağımsız Denetçi, Kooperatif Dış Denetçisi ve Bankacılık ve Finans Yüksek Lisans mezunu olan Çalışır, finansal güvenin zedelenmesinin yatırımlardan gelir dağılımına, toplumsal adalet duygusundan siyasal kurumlara duyulan güvene kadar geniş bir alanı etkileyebileceğini ifade etti.
“SORUNLARI NE BÜYÜTMELİ NE DE KÜÇÜMSEMELİYİZ”
Yaşanan gelişmelerin doğru değerlendirilmesi gerektiğini belirten Çalışır, Hazine ve Maliye Bakanlığının 17 Eylül 2026 tarihli açıklamasında sorunların sınırlı sayıdaki portföy yönetim şirketinin bazı fonlarında yaşanan kredi ve likidite güçlüklerinden kaynaklandığının belirtildiğini hatırlattı.
Çalışır, bütün finansal sistemin çöktüğü yönünde bir algı oluşturmanın da belirli fonlarda yaşanan sorunları önemsiz göstermenin de doğru olmadığını kaydetti.
SPK’nın açıklamalarında düşük fiilî dolaşıma sahip hisselerde ekonomik temellerle açıklanamayan fiyat hareketleri ve ilişkili taraflar arasındaki teminatsız borçlanmaların gündeme geldiğine işaret eden Çalışır, fiyat oluşumu, değerleme, likidite yönetimi ve çıkar çatışmalarının titizlikle incelenmesi gerektiğini vurguladı.
TASARRUFLAR ÜRETİMDEN UZAKLAŞABİLİR
Çalışır’a göre yaşanan gelişmelerin ekonomik açıdan oluşturabileceği en önemli risklerden biri, yatırımcıların sermaye piyasalarına duyduğu güvenin azalması.
Birikimlerinin adil ve şeffaf kurallarla yönetilmediğini düşünen yatırımcıların piyasalardan uzaklaşabileceğini belirten Çalışır, tasarrufların üretken yatırımlara ulaşmasının zorlaşmasının şirketlerin finansman imkânlarını da daraltabileceğini ifade etti.
Fon yatırımcılarının aynı anda paralarını geri çekmek istemesinin likidite baskısı oluşturabileceğine dikkat çeken Çalışır, fonların varlık satmak zorunda kalmasıyla fiyat düşüşlerinin hızlanabileceğini ve bunun yeni çıkış taleplerini beraberinde getirebileceğini belirtti.
“KAYIPLARIN KİMİN ÜZERİNDE YOĞUNLAŞTIĞI ÖNEMLİ”
Konunun toplumsal boyutuna da dikkat çeken Çalışır, aynı orandaki finansal kaybın toplumun farklı kesimleri üzerinde aynı etkiyi yaratmadığını vurguladı.
Varlıklı bir yatırımcı için portföy küçülmesi anlamına gelen kaybın, emeklilik birikimini değerlendiren bir vatandaş açısından yıllarca yaptığı tasarrufların ve gelecek planlarının zarar görmesi anlamına gelebileceğini belirten Çalışır, borçlanarak yatırım yapan vatandaşların ise aile bütçelerine kadar uzanan sorunlarla karşılaşabileceğini kaydetti.
Çalışır, finansal krizlerin yalnızca toplam zarar üzerinden değil, bu zararların hangi kesimlerin üzerinde yoğunlaştığı üzerinden de değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
KURUMLARA GÜVENİN ANAHTARI ŞEFFAFLIK VE HESAP VEREBİLİRLİK
Yaşanan gelişmelerin siyasal ve toplumsal sonuçlarının kurumların vereceği yanıta bağlı olduğunu belirten Çalışır, yatırımcıların yalnızca paralarının ne zaman geri ödeneceğini değil, risklerin ne zaman fark edildiğini, hangi önlemlerin alındığını ve sorumlulukların nasıl belirleneceğini de bilmek istediğini dile getirdi.
Sürecin belirsiz bırakılmasının denetim mekanizmalarının tarafsızlığına ve hukuk önünde eşitlik ilkesine yönelik soru işaretlerini artırabileceğini belirten Çalışır, zamanında ve anlaşılır bilgilendirmenin kurumsal güven açısından vazgeçilmez olduğunu vurguladı.
“ÇÖZÜM SADECE CEZALANDIRMA DEĞİL”
Çalışır, çözümün yalnızca sorumluların cezalandırılması üzerinden şekillendirilmemesi gerektiğini belirterek gerçek yatırım riskinden kaynaklanan zararlarla yanlış bilgilendirme, usulsüz işlem ve yükümlülük ihlallerinden doğan zararların birbirinden ayrılması gerektiğini ifade etti.
Piyasa risklerinin tamamının kamuya yüklenmesinin gelecekte aşırı risk almayı teşvik edebileceğine, kanıtlanmış ihlaller karşısında yatırımcıların korumasız bırakılmasının ise güven kaybını derinleştireceğine dikkat çekti.
Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu temel adımların bağımsız ve etkin gözetim, doğrulanabilir değerleme, ilişkili taraf işlemlerinde şeffaflık, güçlü iç kontrol mekanizmaları ve yatırımcıların anlayabileceği açık bilgilendirme olduğunu belirtti.
TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ GÜVENİ YENİDEN TESİS ETMEYE BAĞLI
Değerlendirmesinin sonunda finansal okuryazarlığın önemine değinen Selma Çalışır, ancak yatırımcıların bilinçlendirilmesinin kurumların sorumluluğunun yerine geçemeyeceğini vurguladı.
Türkiye’nin önünde önemli bir tercih bulunduğunu ifade eden Çalışır, sermaye piyasalarının yaşanan süreçten daha dar ve güvensiz bir yapıyla mı, yoksa daha şeffaf, denetlenebilir ve hesap verebilir kurumlarla mı çıkacağının belirleyici olacağını kaydetti.
Çalışır’ın değerlendirmesine göre Türkiye’nin ekonomik geleceği, tasarruf sahiplerinin kurallara güvenerek yatırım yapabildiği, sermayenin üretime yöneldiği ve kurumların hesap verebildiği sağlam bir finansal yapının oluşturulmasına bağlı.