KANLA YAZILAN TARİH: SÖMÜRGELER, İŞGALLER, YAĞMALAR VE “DEMOKRASİ” MASKESİ ALTINDA İNSANLIĞIN UTANÇ DEFTERİ

KANLA YAZILAN TARİH: SÖMÜRGELER, İŞGALLER, YAĞMALAR VE “DEMOKRASİ” MASKESİ ALTINDA İNSANLIĞIN UTANÇ DEFTERİ
Yayınlama: 02.05.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Grubu Araştırmacı Köşe Yazarı Gazeteci Hasan Mesut Ekmen’in Kaleminden

Tarih…

Tarih sadece geçmişin tozlu raflarında kalmış bir hatıra değildir.
Tarih, bazen bir çocuğun gözyaşında, bazen bir annenin feryadında, bazen de zincire vurulmuş bir halkın sessiz çığlığında yaşamaya devam eder.
Ve ne yazık ki insanlık tarihi yalnızca medeniyetlerin yükselişiyle değil, aynı zamanda güçlünün zayıfı ezdiği, sömürünün yasalaştırıldığı, işgalin “özgürlük” diye pazarlandığı karanlık dönemlerle de doludur.

Dünya haritasına dikkatle bakıldığında; kanın aktığı yerlerin çoğunun ya petrol, ya altın, ya elmas, ya doğalgaz ya da stratejik geçiş yollarına sahip olduğu görülür. Bu bir tesadüf değildir. Çünkü yüzyıllardır değişmeyen kirli düzen şudur:
Önce bir ülkeyi “geri kalmış”, “tehlikeli”, “medeniyete muhtaç” ilan et…
Sonra oraya demokrasi, insan hakları ve özgürlük götürme bahanesiyle gir…
Ardından yer altı ve yer üstü zenginliklerini kontrol et…
Direnenleri terörist ilan et…
Ve tüm yağmayı uluslararası hukuk maskesiyle meşrulaştır…

Afrika…
Yüzyıllarca insanlığın vicdanını utandıran bir kıta…
Oysa Afrika fakir değildi…
Fakirleştirildi…
Toprakları bereketliydi…
Ama bereketi çalındı…
İnsanları ilkel değildi…
İlkel gösterildi…

Avrupalı sömürgeciler, Afrika’ya çıktıklarında ellerinde haç, gemilerinde silah, akıllarında ise altın ve köle ticareti vardı.
Milyonlarca siyahi insan ailelerinden koparıldı…
Gemilere zincirlendi…
Kadınlar tecavüze uğradı…
Çocuklar annelerinden koparıldı…
İnsanlar, hayvanlardan daha aşağı görülerek satıldı…

Belçika’nın Kongo’daki vahşeti…
Fransa’nın Cezayir’deki katliamları…
İngiltere’nin kıtaları böl-parçala-yönet siyaseti…
Bunların hiçbiri medeniyet değildi…
Bunlar modern görünümlü barbarlıktı…
Cezayir’de insanlar diri diri yakıldı…
Köyler topluca yok edildi…
Bağımsızlık isteyen halk işkencelerden geçirildi…
Fransa, yıllarca “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” sloganı atarken; Cezayir’de kan döküyordu…
İşte Batı’nın iki yüzlülüğü tam da burada başlıyordu…

Amerika kıtası…
Kızılderililere “uygarlık” götürdüğünü söyleyenler, milyonlarca yerliyi ya öldürdü ya da kültürel soykırıma uğrattı…
Topraklarını aldı…
Dillerini yok etti…
Nesillerini tüketti…
Sonra buna kader dediler…

Ortadoğu ise bitmeyen hesapların merkezi oldu…
Çünkü bu coğrafya sadece tarih değil, enerji demekti…
Petrol demekti…
Jeopolitik güç demekti…

Irak…
2003’te dünyaya “kitle imha silahları” yalanı söylendi…
Milyonlarca insan bu yalanın altında ezildi…
Bir ülke parçalandı…
Çocuklar öldü…
Kadınlar dul kaldı…
Şehirler yerle bir oldu…
Sonra ne çıktı?
Koca bir yalan…
Ama ölenler geri gelmedi…

Suriye…
Bir halk, küresel çıkar savaşlarının ortasında bırakıldı…
Şehirler yıkıldı…
Milyonlar mülteci oldu…
İnsanlık, kıyıya vuran çocuk bedenleriyle kendi vicdanını kaybetti…

Libya…
Bir zamanlar Afrika’nın ekonomik gücü olan ülke, müdahaleler sonrası kabile savaşlarına ve parçalanmışlığa sürüklendi…

Lübnan…
Yıllarca vekâlet savaşlarının, dış müdahalelerin, istikrarsızlığın yükünü taşıdı…

Ve Filistin…
Ah Filistin…
Belki de çağımızın en büyük insanlık yarası…
Bir halkın evi elinden alındı…
Toprakları işgal edildi…
Çocukları tutuklandı…
Anneleri ağlatıldı…
Bebekleri enkaz altında can verdi…
Dünyanın gözü önünde hastaneler vuruldu…
Mülteci kampları bombalandı…
Gazeteciler öldürüldü…
Ama insan hakları savunucularının çoğu sadece izledi…
Çünkü mazlum Müslüman’dı…
Çünkü çıkar dengeleri vicdandan ağır geldi…

Bugün Filistinli bir çocuğun taşıdığı taş, bazen dünyanın en büyük ordularından daha ağırdır…
Çünkü o taş; işgale karşı onurun, çaresizlik içindeki direnişin sembolüdür…

Kıbrıs 1964…
Rum saldırılarında katledilen masum Türkler…
Sadece kimliklerinden dolayı hedef alınan insanlar…
Yakılan köyler…
Parçalanan aileler…
Ve yine uluslararası sessizlik…

Bosna…
Srebrenitsa…
Avrupa’nın göbeğinde, Birleşmiş Milletler gözetiminde katledilen binlerce Müslüman…
Kadınlar…
Çocuklar…
Toplu mezarlar…
Ve insan hakları nutukları atan bir dünyanın utancı…

Bugün İran üzerinden yürüyen gerilimler, Lübnan’daki kırılganlık, Gazze’deki insanlık dramı…
Hepsi bize aynı soruyu sorduruyor:
Gerçekten barış mı isteniyor, yoksa kontrollü kaos mu?

Ve ey kendini Müslüman olarak tanımlayıp mazlumun çığlığına sırt dönenler…
Unutulmamalıdır ki; zulme engel olamıyorsan bile ona alkış tutmak, susarak meşrulaştırmak da ağır bir vebaldir…

Makamlar geçer…
Servet biter…
Siyasi dengeler değişir…
Ama mazlumun ahı, tarihin en ağır yüklerinden biridir…

Bugün dünya yeni bir sömürgecilik düzeniyle karşı karşıyadır…
Artık zincirler görünmüyor olabilir…
Ama borçla esaret var…
Medyayla algı yönetimi var…
Silahla demokrasi götürme yalanı var…
Enerji için çıkarılan savaşlar var…
Eskiden toprak işgal ediliyordu…
Bugün zihinler işgal ediliyor…

Bize düşen; sadece geçmişi anmak değil, gerçeği görmek zorundayız…
Çünkü tarih; unutulursa tekrar eder…

Eğer Afrika’nın çalınan elmaslarını unutursak…
Cezayir’in kanını unutursak…
Kıbrıs’ın acısını unutursak…
Irak’ın yalanlarla işgalini unutursak…
Bosna’nın toplu mezarlarını unutursak…
Filistin’in çocuklarını unutursak…
Yarın aynı karanlık başka coğrafyalarda yeniden sahne alacaktır…

Unutulmamalıdır:
Adalet sadece güçlüye işlediğinde değil, mazlumu koruduğunda adalettir…
Demokrasi sadece çıkar sağladığında değil, insanı yaşattığında demokrasidir…
Medeniyet ise bomba ile değil; vicdan, merhamet ve hakkaniyetle kurulur…

Tarih bir gün herkesi yazacaktır…
Sömürenleri de…
Sessiz kalanları da…
Direnenleri de…
Ve o gün geldiğinde;
Sorulacak tek soru şudur:
Zulüm çağında sen kimin yanındaydın?
Mazlumun mu…
Yoksa susanların mı?

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.