KADINA ŞİDDET DİNMİYOR BİR TÜRLÜ

KADINA ŞİDDET DİNMİYOR BİR TÜRLÜ
Yayınlama: 01.11.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;

Kadınları kimden, kim koruyacak?
Nedir bu kadınlarla derdimiz? Neden kadınlara yönelik şiddetin önüne geçemiyoruz? Neden her gün yeni bir kadın cinayeti haberiyle uyanıyoruz? Neden kadınlar en çok güvenmeleri gereken insanların ellerinde can veriyor?

Eşleri, eski eşleri, sevgilileri, babaları, ağabeyleri… Yani çoğu zaman en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürülüyor kadınlar. Sevdikleri, güvendikleri, hayatlarını paylaştıkları insanlar, bir gün onların yaşam haklarını ellerinden alıyor.

Ne acıdır ki kadınların öldürülmesi artık sıradan bir haber gibi sunuluyor. Birkaç satırlık haber, birkaç dakikalık televizyon görüntüsü, ardından başka bir gündem… Oysa her cinayetin arkasında yarım kalmış bir hayat, gözü yaşlı çocuklar, dağılan aileler ve tarifsiz bir acı var.

Bir kadın daha öldürüldü!
Bu tümceye alışmak, bu cinayetleri kabullenmek, insanlığımızdan bir şeylerin eksilmesi demektir.
Peki, neden önleyemiyoruz?
Kadınlar öldürüldükten sonra üzülmek, kınamak, açıklama yapmak kolay. Asıl soru , kadınlar öldürülmeden önce onları koruyabilmek.

Uzaklaştırma kararları alınıyor. Koruma tedbirleri uygulanıyor. Kadınlar karakollara, savcılıklara başvuruyor. Şiddet gördüklerini, tehdit edildiklerini, can güvenliklerinin olmadığını anlatıyorlar. Boşanmak, ayrılmak, kendi hayatlarını kurmak istiyorlar. Ancak bütün bu başvurulara ve kararlara rağmen bazı kadınlar korunamıyor.
Öyleyse sormak gerekiyor: Koruma kararları neden kâğıt üzerinde kalıyor? Tehditler neden zamanında ciddiye alınmıyor? Şiddet uygulayanlar neden etkili biçimde denetlenmiyor? Bir kadının öldürülme riski ortadayken neden gerekli önlemler alınamıyor?
Bir hukuk düzeninde koruma kararı, yalnızca dosyaya konulan bir belge olmamalıdır. Kadının yaşamını güvence altına alan, uygulanması izlenen ve ihlali karşılıksız bırakılmayan gerçek bir koruma mekanizması olmalıdır.

Kadına yönelik şiddetin temelinde yalnızca bireysel öfke ya da kıskançlık yok. Bunun arkasında kadını erkeğin malı gibi gören, onun yaşamına, kararlarına ve özgürlüğüne müdahale etmeyi kendinde hak sayan bir anlayış var.
Kadın ayrılmak istiyorsa ayrılabilmelidir. Boşanmak istiyorsa boşanabilmelidir. Çalışmak, okumak, giyinmek, gezmek, arkadaş seçmek, kendi geleceğine karar vermek onun en doğal hakkıdır. Hiç kimse bu hakları kullandığı için şiddete uğramamalı, tehdit edilmemeli, öldürülmemelidir.

Sevgi, sahip olmak değildir. Evlilik, bir insan üzerinde egemenlik kurmak değildir. Aile olmak, kadının özgürlüğünü elinden almak değildir. Kıskançlık, baskı ve şiddet hiçbir zaman sevginin gerekçesi olamaz.

Burada önemli bir başka sorumluluk da toplumsal zihniyetin değiştirilmesidir.
Çocuklarımıza küçük yaşlardan başlayarak kadın ve erkeğin eşit olduğunu öğretmeliyiz. Erkek çocuklarına güçlü olmanın baskı kurmak, bağırmak, korkutmak ya da şiddet uygulamak olmadığını anlatmalıyız. Kız çocuklarını ise itaat etmeye değil, haklarını bilmeye, kendilerine güvenmeye ve özgür bireyler olarak yetişmeye teşvik etmeliyiz.

Eğitim ailede başlamalı, okulda sürmeli, toplumun bütün kurumlarında desteklenmelidir. Kadın-erkek eşitliği yalnızca söylemlerde değil, yaşamın her alanında benimsenmelidir.
Devletin sorumluluğu ise tartışmasızdır. Kadınların yaşam hakkını korumak, şiddeti önlemek, failleri etkili biçimde soruşturmak ve yargılamak devletin temel görevlerindendir. Kolluk kuvvetlerinden yargıya, sosyal hizmetlerden yerel yönetimlere kadar bütün kurumlar eş güdüm içinde çalışmalıdır. Risk altındaki kadınlar yalnız bırakılmamalı; güvenli barınma, ekonomik destek, psikolojik danışmanlık ve hukuki yardım hizmetlerine kolayca ulaşabilmelidir. Kadına yönelik şiddetle mücadele, birkaç özel günün etkinliklerine, pankartlara ve açıklamalara sığdırılamaz. Bu mücadele kararlı, sürekli ve sonuç alıcı politikalar gerektirir.

Bir de şu gerçeği unutmamalıyız: Kadın cinayetleri yalnızca kadınların sorunu değildir. Bu, bütün toplumun sorunudur. Kadınların korkmadan yaşayamadığı bir ülkede çocuklar da güvende değildir, aileler de huzurlu değildir, toplum da sağlıklı değildir.

Kadına şiddet karşısında susmak, görmezden gelmek, ‘Aile içi sorundur , bizi ilgilendirmez.’ demek, şiddetin sürmesine zemin hazırlamaktır. Şiddeti önlemek hepimizin sorumluluğudur. Ancak bu sorumluluk, öncelikle şiddeti uygulayanların ve kadınları korumakla yükümlü kurumların üzerindedir.

Biz ne zaman anlayacağız kadının bir birey olduğunu? Ne zaman kabul edeceğiz onun da erkekler kadar yaşama, özgür olma, karar verme ve mutlu olma hakkı bulunduğunu?
Ne zaman bir kadın, ayrılmak istediği için öldürülmeyeceğinden emin olacak? Ne zaman anneler, kızlarının akşam evine sağ salim dönmesi için endişe etmeyecek? Ne zaman çocuklar, annelerinin babaları tarafından öldürülmesine tanıklık etmeyecek?

Artık yeter!
Kadınlar ölmesin, çocuklar annesiz kalmasın, anneler evlat acısı yaşamasın. Hiçbir kadın sevdiği, güvendiği ya da ayrılmak istediği bir erkek tarafından yaşamından koparılmasın.
Unutmayalım: Kadınların yaşam hakkı bir lütuf değil, en temel insan hakkıdır. Kadınları korumak bir iyilik değil, devletin ve toplumun görevidir.
Bizler de bu sorumluluğun takipçisi olmalı, şiddete karşı sesimizi yükseltmeli, sessizliği kırmalıyız. Çünkü bir kadının daha öldürülmesini beklemeye tahammülümüz yok!
ŞİDDETE SESSİZ KALMA!
SESSİZLİĞİ KIR!

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.

Yeni Slow Radyo Yüz Ağdası