İSLAM’DA EVLİLİK: SADECE NİKÂH DEĞİL; RIZA, AKIL, SORUMLULUK VE MERHAMET

İSLAM’DA EVLİLİK: SADECE NİKÂH DEĞİL; RIZA, AKIL, SORUMLULUK VE MERHAMET
Yayınlama: 20.08.2026
A+
A-

HABER / ANALİZ
Haber kaynağı: Börük Türk Haber Ajansı / Vatan Medya Bursa
Gazeteci-Yazar: Hasan Mesut Ekmen

Evlilik Yaşı Tartışması Yeniden Gündemde: İslam’da Rıza, Olgunluk ve Çocuğun Korunması Ne Anlama Geliyor?

Toplumların en hassas başlıklarından biri olan evlilik yaşı tartışması, yalnızca hukuk, gelenek veya toplumsal alışkanlıklar üzerinden ele alınabilecek bir konu değil. Mesele aynı zamanda insan onuru, çocuk hakları, aile sorumluluğu, bireysel irade, dinî yorum ve toplumsal vicdan açısından da büyük önem taşıyor.

“İslam’da evlilik yaşı nedir?”, “Erkek ve kadın ne zaman evlenebilir?”, “Evlilikte kızın rızası şart mıdır?”, “Buluğ çağı evlilik için tek başına yeterli midir?” ve özellikle “6 yaşındaki bir çocuk evlendirilebilir mi?” soruları, dinî metinlerin yanı sıra günümüzün çocuk koruma anlayışı açısından da dikkatle değerlendirilmesi gereken sorular arasında yer alıyor.

Bu tartışmada en önemli ihtiyaç ise sloganlardan uzaklaşmak. Ne geçmişteki bütün uygulamaları sorgulanamaz dinî emirler olarak kabul etmek ne de İslam’ın evlilik anlayışını yalnızca modern kavramlarla açıklamaya çalışmak sağlıklı bir yaklaşım olur.

Konunun merkezine insanı, rızayı, sorumluluğu, adaleti, merhameti ve çocuğun üstün yararını koymak gerekiyor.


EVLİLİK YALNIZCA BİR NİKÂH AKDİ DEĞİLDİR

İslam geleneğinde nikâh, iki kişinin hayatlarını bir araya getiren önemli bir akit olarak değerlendirilir. Ancak evlilik yalnızca birkaç cümleden oluşan bir sözleşmeye indirgenemez.

Evlilik; eşlerin birbirlerine karşı hak ve sorumluluklarını, ekonomik yükümlülükleri, aile ilişkilerini, birlikte yaşamayı, gerektiğinde çocukların bakımını ve uzun vadeli bir hayat ortaklığını beraberinde getirir.

Bu nedenle “nikâh yapılabiliyor mu?” sorusunun yanında şu soruların da sorulması gerekir:

  • Taraflar evliliğin anlamını anlayabiliyor mu?
  • Karar özgür iradeyle mi veriliyor?
  • Baskı veya tehdit söz konusu mu?
  • Taraflar birbirlerinin haklarını ve sorumluluklarını kavrayabilecek durumda mı?
  • Evliliğin ekonomik, psikolojik ve sosyal yükleri taşınabilir mi?
  • Çocuğun eğitimi, sağlığı, güvenliği ve gelişimi korunuyor mu?

Bu sorular, evliliğin yalnızca biyolojik gelişim üzerinden değerlendirilmesinin yetersiz kalabileceğini ortaya koyuyor.


NİSÂ 6. AYETTE “EVLİLİK ÇAĞI” VE “RÜŞD” VURGUSU

Kur’an-ı Kerim’in Nisâ Suresi 6. ayetinde yetimlerin mallarının kendilerine teslim edilmesi bağlamında, onların “nikâh çağına ulaşmaları” ve ardından kendilerinde “rüşd” görülmesi birlikte zikrediliyor.

Ayetin konusu doğrudan bir “evlilik yaşı belirleme maddesi” olmamakla birlikte, ayette geçen nikâh çağı ve rüşd ifadeleri İslam düşüncesinde insanın yalnızca biyolojik gelişimi değil, sorumluluk ve olgunluk kapasitesi bakımından da değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin önemli bir tartışma alanı oluşturuyor.

Buradan hareketle, “Buluğ çağına ulaştıysa bütün evlilik sorumluluklarını yerine getirebilir” şeklindeki tek boyutlu yaklaşımın İslam’ın aile ve sorumluluk anlayışının tamamını açıklamakta yetersiz kalacağı ileri sürülebilir.

Özellikle evlilik gibi hayatın tamamını etkileyen bir karar söz konusu olduğunda akıl, irade, sorumluluk ve zarar görmeme ilkeleri birlikte düşünülmelidir.


ERKEK NE ZAMAN EVLENEBİLİR?

İslam’da erkeğin belirli bir takvim yaşına geldiği gün mutlaka evlenmesini emreden genel bir yaş kuralından söz etmek mümkün değildir.

Evlilik açısından kişinin yalnızca biyolojik olarak gelişmiş olması değil, üstleneceği sorumlulukları taşıyabilecek durumda olması da önemlidir.

Bir erkek evlendiğinde yalnızca kendi hayatıyla ilgili bir karar vermiş olmaz. Eşinin hakları, ortak yaşamın gerektirdiği yükümlülükler, ekonomik sorumluluklar ve varsa çocukların bakım ve eğitimi de gündeme gelir.

Bu nedenle evlilik, “artık fiziksel olarak mümkün” anlayışından daha geniş bir sorumluluk çerçevesinde ele alınmalıdır.


KADININ RIZASI: EVLİLİKTE İRADE NEDEN ÖNEMLİ?

Evlilik doğrudan kişinin hayatını ilgilendiren bir karardır.

Bu nedenle kadının iradesinin yok sayılması, “ailesi uygun gördü, o halde evlenmek zorunda” şeklinde bir anlayışla açıklanmamalıdır.

İslam hukuk geleneğinde velinin rolü konusunda farklı mezhep ve yorumlar bulunmakla birlikte, kadının rızası meselesi İslamî kaynaklarda önemli bir yere sahiptir.

Hz. Peygamber’e atfedilen sahih rivayetlerde, daha önce evlenmiş kadının kendi nefsi üzerinde velisinden daha fazla hak sahibi olduğu, bekâr kızın da izninin alınması gerektiği aktarılır. Ayrıca zorla evlendirildiğini bildiren kadınların durumuyla ilgili rivayetler de İslam hukukunda rızanın önemine ilişkin tartışmalarda temel kaynaklar arasında yer almıştır.

Dolayısıyla “Ben babasıyım, karar benim” anlayışıyla kişinin iradesini tamamen ortadan kaldırmak, evliliği iki tarafın ortaklığı olmaktan çıkarıp tek taraflı bir tasarrufa dönüştürme riski taşır.

Bir baba kızının geleceği hakkında karar verirken öncelikle “Ben ne istiyorum?” değil, “Kızım için hayırlı ve güvenli olan nedir?” sorusunu sormalıdır.


6 YAŞINDAKİ BİR ÇOCUK EVLİLİĞE RIZA GÖSTEREBİLİR Mİ?

Bu soru, tartışmanın en kritik noktalarından biridir.

Altı yaşındaki bir çocuğun gelişimsel özellikleri dikkate alındığında, onun yetişkinlerin üstlendiği evlilik ilişkisinin anlamını, uzun vadeli sonuçlarını ve beraberinde getirdiği sorumlulukları kavrayarak özgür ve bilinçli bir yetişkin rızası ortaya koyması beklenemez.

Bu nedenle bir çocuğun “evet” demesi ile yetişkin bir bireyin evlilik konusunda özgür, bilinçli ve sonuçlarını anlayarak verdiği rıza aynı şey değildir.

Altı yaşındaki bir çocuğun temel ihtiyaçları eğitim, oyun, güvenlik, aile sevgisi, sağlık ve sağlıklı gelişimdir.

Çocukluk dönemini evlilik sorumluluğuyla değiştirmek; eğitimden uzaklaşma, psikolojik zarar, sosyal izolasyon ve fiziksel sağlık bakımından ciddi riskler oluşturabilir.

Bu nedenle 6 yaşındaki bir çocuğun evlendirilmesini çocuk hakları ve çocuğun üstün yararı açısından kabul edilebilir bir uygulama olarak değerlendirmek mümkün değildir.

Burada dinî bir tartışmadan önce çok temel bir insanlık sorusu ortaya çıkar:

Bir çocuk, hayatını değiştirecek böylesine ağır bir kararı gerçekten özgür ve bilinçli biçimde verebilir mi?


“BULUĞ” İLE “RÜŞD” AYNI KAVRAM DEĞİLDİR

Evlilik yaşı tartışmalarında sıkça karşılaşılan sorunlardan biri, buluğ ile rüşd kavramlarının birbirine eşitlenmesidir.

Buluğ, genel olarak biyolojik ve cinsel gelişimle ilişkili bir kavramdır.

Rüşd ise bağlama göre doğru karar verebilme, malî ve sosyal sorumlulukları yönetebilme ve olgunluk gösterebilme anlamları taşıyan daha geniş bir kavramdır.

Bu ayrım, evlilik meselesini yalnızca biyolojik gelişime indirgeyen yorumların neden tartışmalı olduğunu göstermektedir.

Çünkü evlilik yalnızca biyolojik bir olay değildir.

Evlilik;

duygusal olgunluk,

sorumluluk,

özgür irade,

karar verme kapasitesi,

ekonomik yükümlülük,

karşılıklı haklar

ve toplumsal hayat gibi birçok unsuru birlikte içerir.


TARİHSEL UYGULAMA İLE DİNÎ İLKEYİ BİRBİRİNE KARIŞTIRMAMAK GEREKİYOR

Tarih boyunca farklı toplumlarda bugünkü ölçülerle çok erken sayılabilecek yaşlarda evlilikler gerçekleşmiştir.

Bunun nedenleri arasında dönemin yaşam süresi algısı, ekonomik yapı, toplumsal örgütlenme, eğitim koşulları, savaşlar, aile yapısı ve kültürel normlar gibi çok sayıda faktör bulunuyordu.

İslam hukuk tarihinde de erken evlilik ve evlilik ehliyeti konusunda farklı yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Bu nedenle tarihsel fıkıh literatürünün varlığı inkâr edilemez.

Ancak burada kritik ayrım şudur:

Tarihsel olarak belirli bir toplumda veya dönemde uygulanmış olması, o uygulamanın bütün çağlarda ve bütün toplumlarda değişmez bir dinî emir olduğu anlamına gelmez.

Aynı şekilde günümüzün bütün hukukî ve toplumsal standartlarını geçmiş dönemlere doğrudan uygulamak da tarihsel gerçekliği anlamayı zorlaştırabilir.

Sağlıklı yaklaşım, hem tarihsel bağlamı hem de İslam’ın temel ahlaki ilkelerini birlikte değerlendirmektir.


İSLAM’IN TEMEL AHLAKİ İLKELERİ AÇISINDAN MESELE

İslam düşüncesinde insanın canının, aklının, neslinin, malının ve dininin korunması gibi amaçlar üzerinden geliştirilen makâsıdü’ş-şerîa yaklaşımı, hukuki hükümlerin insan hayatı üzerindeki sonuçlarının dikkate alınmasını da önemli bir tartışma alanı haline getirmiştir.

Bunun yanında Kur’an’da adalet, merhamet, iyilik ve zulümden kaçınma konusunda güçlü vurgular bulunmaktadır.

Kur’an’ın Nahl Suresi 90. ayetinde Allah’ın adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emrettiği; çirkinliği, kötülüğü ve azgınlığı yasakladığı bildirilir.

İslam’ın ahlaki dünyasında insanı koruma, zulme engel olma ve adalet duygusu bu nedenle merkezi öneme sahiptir.

Bu çerçevede çocukların zarar görmesine yol açabilecek herhangi bir uygulamanın yalnızca “geçmişte böyle yapılıyordu” gerekçesiyle eleştiriden muaf tutulması doğru değildir.


EVLİLİKTE RIZA NEDEN MERKEZDE OLMALI?

Rıza, evliliğin en önemli ahlaki meselelerinden biridir.

Ancak rızadan söz ederken “çocuk bir şekilde kabul etti” ile “özgür, bilinçli ve sonuçlarını anlayan bir bireyin iradesi” arasındaki farkın da görülmesi gerekir.

Gerçek rıza;

  • baskı altında olmamayı,
  • tehdit edilmemeyi,
  • zorlanmamayı,
  • kararın sonuçlarını anlayabilmeyi,
  • alternatifleri değerlendirebilmeyi,
  • kararını özgürce açıklayabilmeyi

gerektirir.

Aile baskısı, ekonomik bağımlılık veya toplumsal zorunluluklar altında verilen kararların ne ölçüde özgür olduğu da ayrıca değerlendirilmelidir.

Dolayısıyla evlilikte “rıza var mı?” sorusu kadar “Bu rıza gerçekten özgür mü?” sorusu da önemlidir.


EVLİLİK SAHİP OLMAK DEĞİL, EMANET BİLMEKTİR

Evlilik, bir insanın başka bir insan üzerinde mülkiyet kurması değildir.

Eşler birbirlerinin sahibi değil, hayat ortağıdır.

Bu nedenle evlilik;

zorbalık değil rıza,

baskı değil gönül birliği,

menfaat değil sorumluluk,

sahip olmak değil emanet bilinci,

korku değil güven

üzerine kurulmalıdır.

Kur’an’ın Rum Suresi 21. ayetinde eşler arasında huzur, sevgi ve merhamet bulunmasına dikkat çekilmesi, İslam’ın evlilik tasavvurunun yalnızca hukuki bir akitten ibaret olmadığını göstermesi bakımından önemlidir.

Eşler arasında “meveddet” ve “rahmet” kavramlarının öne çıkarılması, evliliğin duygusal ve ahlaki boyutunun da bulunduğuna işaret eder.


ÇOCUKLUK DA BİR EMANETTİR

Çocuk hakları perspektifinden bakıldığında çocukların güvenli bir ortamda büyümesi, eğitim alması, sağlık hizmetlerine erişmesi, fiziksel ve psikolojik bütünlüğünün korunması temel meselelerdir.

Bir çocuğun evlilik nedeniyle eğitiminden uzaklaştırılması veya yetişkin sorumluluklarıyla karşı karşıya bırakılması, yalnızca aile içinde yaşanan özel bir mesele olarak görülemez.

Çocuk evlilikleri dünya genelinde eğitim, sağlık, yoksulluk ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi sorunlarla ilişkilendirilen bir konu olarak Birleşmiş Milletler kuruluşlarının da gündemindedir.

UNICEF ve UNFPA gibi kuruluşlar, çocuk yaşta evliliğin çocukların eğitimine, sağlığına, ekonomik geleceğine ve karar alma özgürlüğüne zarar verebileceğine dikkat çekmektedir.

Bu nedenle çocukların korunması yalnızca modern bir hukuk meselesi değil, aynı zamanda insan onuru açısından evrensel bir sorumluluk olarak ele alınmaktadır.


“İSLAM BÖYLE EMREDİYOR” DEMEDEN ÖNCE KAYNAĞA BAKMAK GEREKİYOR

Dinî konularda en tehlikeli yaklaşımlardan biri, karmaşık bir tarihsel ve fıkhî meseleyi tek bir cümleyle açıklamaktır.

“İslam çocuk evliliğini emrediyor” demek de, “İslam tarihinde erken yaşta evlilik diye bir şey hiç olmadı” demek de meseleyi aşırı basitleştirebilir.

Daha doğru yaklaşım;

Kur’an ne söylüyor?

Hadis kaynaklarında hangi ilkeler yer alıyor?

Fıkıh âlimleri meseleyi hangi şartlarla değerlendirmiş?

Tarihsel uygulamalar hangi sosyal koşullarda ortaya çıkmış?

Bugün çocukların fiziksel ve psikolojik gelişimi hakkında hangi bilimsel bilgiler mevcut?

Çocuğun üstün yararı nasıl korunabilir?

sorularını birlikte sormaktır.

Dinî bir hükmü aktarırken kaynağın kendisi ile tarihsel yorumunu birbirinden ayırmak da aynı derecede önemlidir.


GÜNÜMÜZDE EVLİLİK KARARI SADECE YAŞ ÜZERİNDEN VERİLEMEZ

Modern toplumlarda evlilik kararı alınırken hukuki yaş sınırlarının yanı sıra bireyin eğitim, ekonomik bağımsızlık, psikolojik hazırlık ve sosyal sorumluluk kapasitesi de önem taşımaktadır.

Bir insanın evlenebilmesi ile sağlıklı bir evlilik sürdürebilmesi aynı şey değildir.

Kâğıt üzerinde evli olmak başka, sağlıklı bir aile hayatı kurabilmek başkadır.

Bu nedenle gençlerin evliliğe hazırlanmasında;

  • eğitim,
  • meslek sahibi olma,
  • ekonomik güvence,
  • iletişim becerileri,
  • psikolojik olgunluk,
  • çatışma çözme kapasitesi,
  • aile içi şiddetin önlenmesi,
  • çocuk bakımına ilişkin bilinç

gibi konuların da dikkate alınması gerekir.


GENÇLER NEDEN EVLENEMİYOR?

Evlilik tartışmasının diğer tarafında ise günümüz gençlerinin karşı karşıya olduğu ekonomik sorunlar bulunuyor.

Konut fiyatları ve kiralar, işsizlik, düzensiz gelir, düğün ve ev kurma maliyetleri, eğitim sürecinin uzaması ve ekonomik belirsizlikler birçok gencin evlilik kararını ertelemesine neden olabiliyor.

Burada topluma düşen görev gençleri “Neden evlenmiyorsun?” diyerek baskı altına almak değil, onların sağlıklı bir aile kurabilmelerini sağlayacak sosyal ve ekonomik koşulların oluşturulmasına katkıda bulunmaktır.

Ailelerin desteği, sosyal politikalar, uygun konut imkânları, istihdam olanakları ve gençlerin ekonomik bağımsızlığını güçlendiren politikalar bu tartışmanın önemli parçalarıdır.

Çünkü sağlıklı aile politikası, yalnızca evlenmeyi teşvik etmekten ibaret değildir.

Sağlıklı evliliklerin kurulabileceği şartları oluşturmak da aile politikasının bir parçasıdır.


DİN, HUKUK VE ÇOCUK HAKLARI BİRBİRİNE KARŞI KONUMLANDIRILMAMALI

Çocukların korunması konusunda din ile insan haklarının mutlaka karşı karşıya getirilmesi de doğru değildir.

İslam’ın adalet, merhamet, insan onuru, zarar vermeme ve hakkaniyet gibi temel değerleri üzerinden çocukların korunmasını savunmak mümkündür.

Burada esas olan, dinî kavramların çocukların zarar görmesini meşrulaştırmak için kullanılmamasıdır.

Bir çocuğun korkusunu “rıza” olarak adlandırmak, onun yaşadığı baskıyı görmezden gelmek veya geleceğini etkileyen bir kararı yalnızca yetişkinlerin iradesine bırakmak ciddi etik sorunlar doğurur.

Çocukların korunması, ailelerin veya toplumun keyfî tasarrufuna bırakılabilecek bir alan olarak görülmemelidir.


BİR EVLİLİĞİN GERÇEKTEN SAĞLIKLI OLABİLMESİ İÇİN NE GEREKİR?

Sağlıklı bir evlilik yalnızca nikâh akdinin gerçekleşmesiyle başlamaz.

Evliliğin sürdürülebilir olması için en azından şu temel unsurların bulunması gerekir:

1. Özgür irade:
Tarafların evliliği istemesi ve baskı altında bırakılmaması.

2. Bilinçli karar:
Evliliğin sonuçlarının ve sorumluluklarının anlaşılması.

3. Karşılıklı saygı:
Eşlerin birbirinin kişiliğine ve haklarına saygı göstermesi.

4. Sorumluluk:
Ekonomik, duygusal ve ailevi yükümlülüklerin üstlenilebilmesi.

5. Güvenlik:
Şiddet, tehdit ve istismarın bulunmadığı bir ilişki ortamı.

6. Merhamet:
Evliliğin yalnızca hukukî değil, insani bir birliktelik olarak görülmesi.

7. Gelecek bilinci:
Eşlerin ortak hayatın uzun vadeli sonuçlarını değerlendirebilmesi.

Bu kriterler düşünüldüğünde evlilik, yalnızca “nikâh yapılabilir mi?” sorusundan çok daha geniş bir mesele haline gelir.


SONUÇ: EVLİLİK KUTSALSA, ÇOCUKLUK DA KORUNMASI GEREKEN BİR EMANETTİR

İslam’da evlilik, insan hayatının önemli kurumlarından biridir.

Ancak evliliği kutsal kabul etmek, çocukların korunması gerektiği gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Tam tersine, insan onuru, adalet, merhamet, sorumluluk ve zarar vermeme ilkeleri birlikte düşünüldüğünde, çocukların güvenliğinin korunması temel bir ahlaki sorumluluk olarak görülmelidir.

Bu nedenle 6 yaşındaki bir çocuğun evlendirilmesi meselesinde “nikâh mümkün mü?” sorusuna indirgenmiş bir tartışma yerine, çocuğun özgür ve bilinçli rıza kapasitesi, fiziksel ve psikolojik gelişimi, eğitim hakkı, güvenliği ve üstün yararı esas alınmalıdır.

Bir çocuğun gözyaşını kader diyerek geçiştiremeyiz.

Bir çocuğun korkusunu rıza olarak nitelendiremeyiz.

Bir çocuğun eğitim hakkından mahrum bırakılmasını sıradanlaştırmamalıyız.

Çocuğun geleceğini yetişkinlerin tercihleri uğruna feda etmemeliyiz.

Altı yaşındaki çocuğun yeri gelinlik değil, okul sırasıdır.

Onun önceliği eş olmak değil, çocuk olmaktır.

Onun eline evlilik sorumluluğundan önce kitap, kalem ve oyun imkânı verilmelidir.

Evlilikte asıl mesele yalnızca “nikâh kıyıldı mı?” değildir.

Asıl mesele şudur:

Rıza var mı?
Özgür irade var mı?
Sorumluluk taşıyabilecek olgunluk var mı?
Güvenlik var mı?
Merhamet var mı?
Adalet var mı?

Çünkü evlilik iki insanın hayat ortaklığıdır.

Ve çocukluk, insanın elinden alınabilecek sıradan bir dönem değil; korunması gereken eşsiz bir emanettir.

KAYNAKLAR VE İLERİ OKUMA

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.

Yeni Slow Radyo