Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;
Kimi romanlar okurunu olayların peşinden sürükler. Kimileri ise okurun elinden tutup onu insan ruhunun karanlık koridorlarında dolaştırır. Muhsine Arda’nın “İntihar Gözyaşları” romanı, ikinci türden bir eser. Çünkü bu kitapta asıl sorun bir insanın ölümü değil, o ölümün ardından yaşamaya mahkûm olanların sessiz çığlığıdır.
Roman, Emirsultan’dan Karacaali Mezarlığı’na uzanan hüzünlü bir yolculukla başlıyor. Bir ağacın dalına asılı bulunan genç bir beden ve cebinden çıkan bir isim: Barış Umut. Daha ilk sayfalarda okur, ölümün soğuk yüzüyle karşı karşıya kalıyor. Ancak Muhsine Arda’nın amacı bir polisiye merak yaratmak değil; “Neden intihar etti?” sorusunun ardına düşerek insan ruhunun kırılma noktalarını araştırmak.
İntihar, yalnızca kişinin kendi yaşamına son vermesi değildir. Geride kalanların yaşamında da kapanmayan bir yara açar. Romanın en güçlü yanı, bu yarayı bütün çıplaklığıyla göstermesidir. Özellikle baba figürü üzerinden işlenen ruhsal çöküş, kitabın en etkileyici bölümlerini oluşturuyor. Bir babanın, oğlunun ölümünü kabullenemeyişi; sürekli geçmişe dönmesi, kendisini sorgulaması ve suçluluk duygusuyla hesaplaşması, romanı sıradan bir olay örgüsünün ötesine taşıyor.
Muhsine Arda’nın anlatımında dikkat çeken bir başka özellik ise iç konuşmaların yoğunluğu. Karakterler kadar anlatıcı da kendi vicdanıyla konuşuyor. Bu nedenle roman zaman zaman bir öyküden çok uzun bir iç hesaplaşmayı andırıyor. İnsan, sayfaları çevirdikçe kendi yaşamına, kendi kayıplarına ve kendi eksikliklerine dönüp bakma gereksinimi duyuyor.
Eserde mevlitler, bayramlar, aile toplantıları ve gündelik yaşamın sıradan görünen ayrıntıları önemli bir yer tutuyor. Çünkü yazar, ölümün yalnızca mezarlıkta yaşanmadığını anlatıyor bize. Acı; sofralarda, bayram ziyaretlerinde, sessiz odalarda ve gecenin ilerleyen saatlerinde yeniden yeniden ortaya çıkıyor. Hayat devam ederken bile eksilen bir insanın yokluğu her yerde hissediliyor.
Romanın dili yalın. Süslenmiş cümlelere, gösterişli anlatımlara rastlamıyoruz. Muhsine Arda, okuruyla karşılıklı oturmuş sohbet ediyormuş gibi yazıyor. Bu sadelik, anlatılan acının daha sahici hissedilmesini sağlıyor. Çünkü büyük acılar çoğu zaman büyük sözlerle değil, sıradan tümcelerle dile gelir.
“İntihar Gözyaşları”, aslında bir ölüm romanı değil; yaşamın anlamını sorgulayan bir roman. Ölüm ile yaşam arasındaki ince çizgide yürüyen insanların öyküsü. İnsanca yaşamanın, sevilmenin, anlaşılmanın ve umutla tutunmanın önemini anımsatan bir eser.
Kitabın son sayfası kapandığında akılda tek bir soru kalıyor: Bir insanı yaşama bağlayan şey nedir? Ve o bağ koptuğunda geride kalanlar nasıl yaşar?
Muhsine Arda, bu sorulara kesin yanıtlar vermiyor. Ama okurunu düşünmeye, sorgulamaya ve insan ruhunun derinliklerine inmeye davet ediyor. Belki de edebiyatın en önemli görevi budur: Yanıt vermekten çok, insanın içine dokunan sorular bırakmak. İntihar Gözyaşları da tam olarak bunu başarıyor.
Kaleminize, yüreğinize sağlık Muhsine ARDA. Bir solukta okunan, sürükleyici bir roman. Okurun çok olsun.