İnsanlık, kendi yarattığı düzenin içinde giderek daha fazla kırılganlaşıyor

İnsanlık, kendi yarattığı düzenin içinde giderek daha fazla kırılganlaşıyor
Yayınlama: 23.04.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Sevgi Yıldız makalesinde;

Kadınlar, çocuklar katlediliyor; acımasızca yok ediliyor. Tecavüzler, dayaklar, kadınlara yönelik şiddet her geçen gün daha görünür, daha yakıcı bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor. Bir yandan haberler artıyor, bir yandan tanıklıklar çoğalıyor, bir yandan da insanın içinde aynı ağırlıkla tekrar eden bir soru kalıyor: Bu nasıl bir gerçeklik?

İnsanlık, kendi yarattığı düzenin içinde giderek daha fazla kırılganlaşıyor. Şiddet, yalnızca sokakta ya da kapalı kapılar ardında gerçekleşen bireysel bir sapma değil; aynı zamanda toplumsal alışkanlıkların, sessizliklerin ve görmezden gelmelerin bir sonucu olarak büyüyor. Bir davranış biçimi, eğer yeterince uzun süre karşılıksız kalırsa, zamanla “olağan” gibi görünmeye başlıyor. Oysa olağanlaşan şey, çoğu zaman en derin sorunların kendisi oluyor.

Şiddetin kökeninde çoğu zaman kontrol etme arzusu yatıyor. Güç kaybı korkusu, bastırılmış öfke, öğrenilmiş yanlışlar ve çözülememiş toplumsal gerilimler, bireylerin davranışlarına sızıyor. Bu durum özellikle kadınlara yönelik şiddette daha görünür hale geliyor; çünkü tarihsel olarak kurulmuş güç ilişkileri, bu şiddetin zeminini hazırlayan yapıları hâlâ içinde taşıyor. Bu nedenle mesele yalnızca bireysel “kötülük” değil, aynı zamanda uzun süre biriken eşitsizlikler ve bunların ürettiği kültürel reflekslerdir.

Bununla birlikte, bu karanlık tablo yalnızca şiddetin arttığı anlamına gelmiyor. Aynı zamanda daha önce saklı kalan, konuşulmayan, üstü örtülen birçok şeyin artık görünür hale geldiği bir dönemde yaşıyoruz. Sessizlik kırılıyor. Tanıklıklar çoğalıyor. İnsanlar artık yaşananları daha açık bir şekilde dile getiriyor. Bu görünürlük, acının büyüdüğünü hissettirse de aynı zamanda bir yüzleşme alanı da açıyor.

Toplumlar çoğu zaman değişimi, görünürlük arttığında fark eder. Çünkü bastırılmış olan, bir anda yok olmaz; sadece konuşulmadığı için yok sayılır. Bugün yaşanan da büyük ölçüde budur: Uzun süre görmezden gelinen gerçekler artık saklanamıyor.

Yine de bu tablo tek yönlü değildir. Şiddetin arttığı kadar, ona karşı duranların sayısı da artmaktadır. Kadınlar, çocuklar, hak savunucuları, sivil toplum örgütleri ve bireyler; daha önce kabul edilen pek çok şeyi artık kabul etmiyor. Sessizlik yerini itiraza bırakıyor. Bu da önemli bir dönüşümün işaretidir.

İnsanlık tarihi, aynı anda hem yıkım hem de onarım kapasitesini içinde taşır. Şiddet, bu tarihin karanlık tarafıdır; ancak adalet arayışı, dayanışma ve empati de onun diğer yüzüdür. Hangi tarafın güçleneceği, yalnızca bireysel davranışlara değil, aynı zamanda kurulan toplumsal yapılara, verilen tepkilere ve oluşturulan kültüre bağlıdır.

Bugün karşı karşıya olunan gerçeklik, yalnızca bir “şiddet artışı” meselesi değildir. Aynı zamanda bir fark etme, bir hesaplaşma ve bir dönüşüm sürecidir. Çünkü bazı toplumlar, ancak en ağır gerçeklerle yüzleştiklerinde değişmeye başlar.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.