PROF. DR. NECMİ GÜRSAKAL YAZDI: “HİPERPOLİTİKA” ÇAĞININ İÇİNDEYİZ! SİYASET HER YERDE AMA SİYASAL SONUÇ YOK
Dünyada siyaset bilimi ve toplumsal dönüşüm tartışmalarında son dönemin en dikkat çeken eserlerinden biri olan Belçikalı siyaset teorisyeni Anton Jäger’in “Hyperpolitics: Extreme Politicization without Political Consequences” (Hiperpolitika: Siyasal Sonuçlar Doğurmayan Aşırı Siyasallaşma) adlı kitabı, yayımlanmasının ardından özellikle Avrupa’da büyük yankı uyandırmaya başladı.
10 Şubat 2026 tarihinde yayımlanan ve kısa sürede akademik çevrelerin, siyaset bilimcilerin ve kamuoyu araştırmacılarının ilgi odağı haline gelen eser, modern toplumların siyasetle kurduğu ilişkiye farklı bir perspektiften bakıyor.
Prof. Dr. Necmi Gürsakal, Türkiye’de henüz çok fazla bilinmeyen ancak önümüzdeki dönemde siyaset bilimi literatüründe önemli tartışmalara yol açması beklenen “Hiperpolitika” kavramının, Türkiye’nin toplumsal ve siyasal yapısını anlamak açısından da dikkatle incelenmesi gerektiğini belirtiyor.
Anton Jäger’in ortaya koyduğu “hiperpolitika” kavramı, ilk bakışta siyasetin güçlenmesini çağrıştırıyor. Ancak kavramın merkezinde oldukça dikkat çekici bir paradoks bulunuyor.
İnsanlar bugün geçmişe kıyasla çok daha fazla siyaset konuşuyor. Sosyal medya platformlarında, televizyon ekranlarında, kahvehanelerde, iş yerlerinde ve gündelik yaşamın hemen her alanında siyasi tartışmalar yaşanıyor. Toplumlar siyasal olaylara anlık tepkiler veriyor, milyonlarca kişi çeşitli kampanyalara katılıyor ve politik gelişmeleri yakından takip ediyor.
Ancak bütün bu yoğun siyasal ilgi, seçim sonuçlarına, kurumsal dönüşümlere, kalıcı örgütlenmelere veya toplumsal değişimlere aynı oranda yansımıyor.
Jäger’in ifadesiyle hiperpolitika, “siyasetin ortadan kaybolması” değil, tam tersine “hayatın her alanının siyasallaşması ancak siyasal etkinin giderek zayıflaması” anlamına geliyor.
Anton Jäger, son yüz yıllık siyasal tarihi dört ana döneme ayırıyor.
Kitle Siyaseti Dönemi (1914-1989):
Bu dönem, güçlü siyasi partilerin, sendikaların, işçi örgütlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının toplum üzerinde belirleyici olduğu yılları ifade ediyor. İnsanlar uzun yıllar aynı siyasi hareketlerin içinde yer alıyor ve örgütlü siyasetin önemli aktörleri haline geliyordu.
Post-Politika Dönemi (1989-2008):
Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte ideolojik kutuplaşmaların azaldığı, liberal demokrasilerin küresel ölçekte yaygınlaştığı ve siyasetin daha teknik ve yönetsel bir yapıya dönüştüğü dönem olarak tanımlanıyor.
Anti-Politika Dönemi (2008 Sonrası):
Küresel ekonomik krizlerin ardından siyasal kurumlara duyulan güvenin azalması, popülist hareketlerin yükselişi ve geleneksel siyasi yapılara yönelik eleştirilerin arttığı dönem olarak öne çıkıyor.
Hiperpolitika Dönemi:
Bugün içinde bulunduğumuz dönemi ifade eden hiperpolitika ise, siyasetin hayatın her alanına nüfuz ettiği ancak kurumsal ve kalıcı siyasal sonuçların giderek azaldığı yeni bir toplumsal yapıyı tanımlıyor.
Kitabın dikkat çeken tespitlerinden biri de gündelik yaşamın giderek siyasallaşması.
Anton Jäger’e göre bugün;
toplumsal ve siyasal kimliğimizin bir parçası haline geliyor.
Siyaset artık yalnızca seçim sandığında yaşanmıyor. İnsanların tüketim tercihleri, sosyal medya paylaşımları ve gündelik yaşam pratikleri de siyasi birer göstergeye dönüşmüş durumda.
Kitapta özellikle dijital çağın ortaya çıkardığı yeni siyasal hareketler dikkat çekici biçimde ele alınıyor.
Anton Jäger, son yıllarda dünya çapında büyük yankı uyandıran birçok hareketin ortak bir özelliğe sahip olduğunu savunuyor. Milyonlarca insanı kısa sürede harekete geçirebilen bu oluşumlar, aynı hızla etkilerini kaybedebiliyor.
Yazar, bu durumu “kaslı ama metabolizması olmayan bedenler” benzetmesiyle açıklıyor.
Bir başka ifadeyle; toplumsal enerji ve büyük bir mobilizasyon kapasitesi bulunuyor ancak bu enerjiyi uzun vadeli siyasal başarıya dönüştürecek örgütsel yapı ve kurumsal mekanizmalar yeterince gelişemiyor.
Dijital çağın sağladığı hızlı iletişim imkânları, siyasal katılımı artırırken kalıcı örgütlenme kültürünü ise aynı ölçüde besleyemiyor.
Anton Jäger’in kitabındaki en çarpıcı tespitlerden biri de insanların siyasete ilgisini kaybetmediği yönündeki değerlendirmesi.
Yazar, sorunun siyasal ilgisizlik olmadığını ifade ediyor. Ona göre temel problem;
Eskinin fabrikaları, sendikaları ve uzun soluklu siyasal birliktelikleri yerini büyük ölçüde dijital ağlara bırakmış durumda. Ancak dijital ağların hızlı kurulması, aynı hızla dağılması sonucunu da beraberinde getiriyor.
Prof. Dr. Necmi Gürsakal’a göre “Hiperpolitika” kavramı, Türkiye’deki toplumsal ve siyasal gelişmeleri anlamak açısından son derece önemli bir teorik çerçeve sunuyor.
Türkiye’de siyaset, geçmişe kıyasla çok daha yoğun biçimde gündelik hayatın merkezinde yer alıyor. Sosyal medya üzerinden yürütülen siyasi tartışmalar, boykot çağrıları, anlık tepkiler ve kamuoyu kampanyaları milyonlarca insana ulaşabiliyor.
Ancak bu yüksek siyasal enerji, her zaman kurumsal ve kalıcı siyasal sonuçlara dönüşmeyebiliyor. Toplumsal kutuplaşmanın artması, örgütlü yapıların zayıflaması ve dijital siyasal katılımın yükselişi, Anton Jäger’in ortaya koyduğu hiperpolitika kavramını Türkiye açısından da oldukça güncel hale getiriyor.
Henüz Türkçe çevirisi yayımlanmamış olmasına rağmen Avrupa’da siyaset teorisi alanında yoğun ilgi gören “Hyperpolitics: Extreme Politicization without Political Consequences”, modern toplumların neden bu kadar yoğun siyasi tartışmalar yaşamasına rağmen kalıcı siyasal dönüşümler üretmekte zorlandığını açıklamaya çalışan önemli eserlerden biri olarak değerlendiriliyor.
Prof. Dr. Necmi Gürsakal’ın dikkat çektiği üzere, “Hiperpolitika” kavramı yalnızca akademik çevrelerin değil, siyasetle ilgilenen herkesin önümüzdeki dönemde üzerinde duracağı yeni bir tartışma alanı olmaya aday görünüyor.
Siyasetin hayatın her alanına yayıldığı ancak siyasal sonuç üretme kapasitesinin sorgulandığı günümüzde, Anton Jäger’in ortaya koyduğu bu kavramın, hem Türkiye’de hem de dünyada siyasal dönüşümlerin anlaşılmasında önemli bir referans noktası olması bekleniyor.