HASTANEDE ODA ARKADAŞLIĞI

HASTANEDE ODA ARKADAŞLIĞI
Yayınlama: 17.09.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;

Yıllar önce öğretmen-öğrenci olan iki insan, Bursa Şehir Hastanesi’nin 5112 numaralı odasında yeniden buluştu

Bursa Şehir Hastanesi… Göğüs Hastalıkları Servisi, 5112 numaralı oda.

Bazen hayat, insanı hiç beklemediği bir yerde geçmişiyle karşılaştırıyor.

Sabah saatlerinde oda arkadaşım taburcu oldu. Bir anda odada tek başıma kaldım. Öğleye kadar yalnızdım. Kitabımı aldım elime. Birkaç sayfa okudum, düşündüm, zaman geçirmeye çalıştım.

Hastane odasında zamanın kendine özgü bir akışı var.

Dakikalar bazen ilerlemek bilmiyor. İnsan bir an önce iyileşip hastaneden çıkmayı beklerken, saatlerin ağır ağır yürüdüğünü hissediyor. Koridorlardan gelen ayak sesleri, hemşirelerin kontrolleri, kapıların açılıp kapanması ve odanın sessizliği birbirine karışıyor.

Öğleden sonra odaya yeni bir hasta getirildi.

Ameliyattan henüz çıkmıştı. Kendine gelmesi, çevresinin farkına varması ve konuşabilecek duruma gelmesi biraz zaman aldı.

Akşamüzeri ancak birbirimize “Geçmiş olsun” diyerek tanışabildik.

Sonra akşam saat 21.00 suları…

Yeni oda arkadaşım birden bana dönerek sordu:

Siz Tophane Endüstri Meslek Lisesinde çalıştınız mı?

Bir an şaşırdım.

Evet, çalıştım.

Bu kez cevabını bekledim.

Soyadınızdan, Baştürk’ten anımsadım.

Ardından kendisini tanıttı:

Ben Mustafa Karaçocuk. Makine Ressamlığı Bölümü, 1983 yılı mezunuyum.

İşte o anda hastane odasının havası değişti.

Karşımda, yıllar öncesinden bir öğrencim vardı.

Aradan onlarca yıl geçmişti.

Okulun koridorları, sınıflar, dersler, öğrenciler, sınavlar ve öğretmenlik yılları bir anda belleğimde canlandı.

Bir zamanlar öğretmen olarak karşısında durduğum öğrencim, şimdi yıllar sonra bir hastane yatağının diğer tarafında yeniden karşıma çıkmıştı.

Ama bu kez ne okul vardı ne derslik…

Ne sınav kâğıtları vardı ne de ders programları…

Ne ben öğretmendim ne de Mustafa öğrenciydi.

Artık aynı hastane odasında, aynı sessizliği paylaşan iki insandık.

İkimizin de amacı aynıydı:

Bir an önce iyileşmek ve sağlıklı bir şekilde bu hastaneden ayrılmak.

YILLARIN ARASINDAN GELEN BİR SOYADI

İnsan bazen yıllar önce hayatına dokunan insanların kendisini ne kadar hatırladığını düşünmüyor.

Öğretmenlik yılları geçiyor.

Öğrenciler büyüyor.

Okullar değişiyor.

Şehirler değişiyor.

İnsanların hayatları farklı yönlere savruluyor.

Ve yıllar sonra hiç beklemediğiniz bir yerde, yalnızca bir soyadınızın hatırlanması bile size geçmişte bıraktığınız izleri yeniden hatırlatıyor.

Mustafa beni soyadından hatırlamıştı.

Bu, benim için hastane odasındaki bekleyişin en anlamlı anlarından biri oldu.

Çünkü öğretmenlik yalnızca sınıfta anlatılan dersten ibaret değil.

Bir öğretmenin öğrencisiyle kurduğu ilişki, ders saati sona erdiğinde bitmiyor.

Bazen bir kelimede, bazen bir davranışta, bazen bir hatırada ve yıllar sonra yalnızca bir soyadında yaşamaya devam ediyor.

ÖĞRETMENLİK DERS BİTTİĞİNDE BİTMİYOR

Öğretmenlik mesleğinin belki de en güzel taraflarından biri bu.

Yıllar geçiyor.

Öğrencileriniz büyüyor.

Kendi hayatlarını kuruyor.

Meslek sahibi oluyor.

Aile kuruyor.

Sizinle yolları ayrılıyor.

Ama bazı öğrenciler, öğretmenlerinin belleğinde olduğu kadar öğretmenlerini kendi belleklerinde de taşıyor.

Mustafa’nın yıllar sonra beni soyadım üzerinden hatırlaması, bana bunu bir kez daha gösterdi.

O gece 5112 numaralı odada geçmiş ile bugün arasında görünmez bir köprü kuruldu.

1983 yılında Makine Ressamlığı Bölümü öğrencisi olan Mustafa ile yıllar sonra hastane odasında yeniden karşılaşmıştık.

Fakat bu karşılaşmanın şartları farklıydı.

Artık hayatın bize verdiği farklı roller bir kenarda kalmıştı.

HASTANE ODASINDA UNVANLAR GERİDE KALIYOR

Hastaneler insan hayatının en farklı gerçeklerinden biriyle yüzleştiriyor insanı.

Burada makamların, unvanların, mesleklerin, ekonomik durumların ya da geçmişte sahip olunan rollerin fazla bir anlamı kalmıyor.

İnsan, bütün sıfatlarını kapının dışında bırakıyor.

Geriye yalnızca insan olmak kalıyor.

Bir yatakta hasta sizsiniz.

Diğer yatakta başka bir hasta…

İkinizin de beklentisi aynı:

Sağlığına kavuşmak.

İkinizin de umudu aynı:

Bir an önce evinize dönmek.

Belki de hastane odalarının insana öğrettiği en önemli şeylerden biri bu.

Hayatın içinde birbirimizden ne kadar farklı olursak olalım, bazı anlarda hepimiz aynı duyguların içinde buluşuyoruz.

BİR ÖĞRETMEN VE ÖĞRENCİ, YILLAR SONRA İKİ ODA ARKADAŞI

Mustafa ile yıllar önce başlayan öğretmen-öğrenci ilişkimiz, zamanın içinden geçerek bambaşka bir noktaya taşınmıştı.

Şimdi aynı odada iki hastaydık.

Geçmişin öğretmeni ve öğrencisi değil…

5112 numaralı odanın iki oda arkadaşıydık.

Bu karşılaşmanın bana düşündürdüğü en önemli şey ise hayatın ne kadar sürprizlerle dolu olduğu.

İnsan bazen yıllardır görmediği bir öğrencisiyle bir okul töreninde, bir sokakta ya da bir dost meclisinde karşılaşacağını düşünür.

Ama hayat başka bir senaryo yazar.

Ve sizi yıllar önce tanıdığınız bir öğrenciyle bir hastane odasında buluşturur.

HAYATIN BİZE SÖYLEDİĞİ

Belki de hayatın bize söylemek istediği tam olarak budur:

Yollar ayrılır ama insanlar birbirlerinin hayatında bıraktıkları izleri tamamen kaybetmezler.

Bir isim yıllarca akılda kalabilir.

Bir yüz unutulabilir ama yeniden görüldüğünde hatırlanabilir.

Bazen ise yalnızca bir soyadı, geçmişin kapısını yeniden açmaya yeter.

Mustafa’nın,

“Soyadınızdan anımsadım”

demesi, benim için o geceki en anlamlı cümleydi.

Çünkü o cümlenin içinde yıllar vardı.

Öğretmenlik yıllarım vardı.

Okul sıralarında oturan öğrenciler vardı.

Geçmişten kalan hatıralar vardı.

Ve aradan geçen onca zamana rağmen kopmayan bir insanlık bağı vardı.

Şimdi Mustafa ile aynı odadayız.

Aynı hastane koridorlarının sessizliğini paylaşıyoruz.

Aynı doktorların kontrolünden geçiyoruz.

Aynı beklentiyi taşıyoruz.

İyileşmek…

Ve belki de yıllar önce bir öğretmen ile öğrencinin yollarının yeniden kesişmesi, bize hayatın en beklenmedik anlarında bile güzel hatıraları karşımıza çıkarabileceğini gösteriyor.

Bugün 5112 numaralı odada iki hastayız.

Ama geçmişte birimiz öğretmen, diğerimiz öğrenciydi.

Şimdi ise aynı kader anının içerisinde, yan yana iki oda arkadaşıyız.

Ve insan bir kez daha anlıyor:

Öğretmenlik, ders bittiğinde bitmiyor.

Yıllar geçiyor, öğrenciler büyüyor, yollar ayrılıyor.

Ama bazı izler bellekte kalıyor.

Kimi zaman bir isim…

Kimi zaman bir yüz…

Kimi zaman da yalnızca bir soyadı…

Ve yılların arasından çıkıp yeniden karşınıza geliyor.

Tıpkı Mustafa Karaçocuk’un, yıllar sonra Bursa Şehir Hastanesi’nin 5112 numaralı odasında karşıma çıkması gibi…

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.

Yeni Slow Radyo