Gazeteci Özge Demir’den dikkatleri üstüne çeken tespitler…
Türkiye’nin vicdanını yaralayan ve yıllardır cevapsız bırakılan #GülistanDoku Nerede? sorusu, dosyaya ilişkin ortaya atılan yeni ve son derece ciddi iddialarla yeniden gündemin merkezine oturdu. Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku tarafından kamuoyuyla paylaşılan açıklamalar, soruşturmanın ilk günden itibaren tek yönlü, önyargılı ve yönlendirilmiş bir anlayışla yürütüldüğünü gözler önüne seriyor.
Aygül Doku’nun iddialarına göre, kardeşinin kaybolduğu ilk andan itibaren dosya sistematik biçimde “intihar” varsayımına kilitlenmiş, diğer tüm ihtimaller bilinçli olarak dışlanmıştır. Bu yaklaşımın, yalnızca soruşturmayı yürüten birimlerle sınırlı kalmadığı; dönemin mülki amirleri ve bazı kamu görevlileri tarafından da benimsendiği ileri sürülmektedir.
En çarpıcı iddia ise, sürecin dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in bilgisi ve yönlendirmesi doğrultusunda şekillendiği yönündedir. Aygül Doku, soruşturmanın seyrinin idari ve siyasi iradenin etkisi altında kaldığını, gerçeğe ulaşmak yerine dosyanın kapatılmasına hizmet eden bir çizgide ilerlediğini öne sürmektedir.
AİLEYE BASKI, SUSTURMA VE YÖNLENDİRME İDDİALARI
Dosyaya ilişkin iddialar bununla da sınırlı değil. Aygül Doku, aile üzerinde doğrudan ve dolaylı baskı kurulduğunu, dönemin İŞKUR İl Müdürü tarafından aileye çeşitli telkinlerde bulunulduğunu ifade etmektedir. Aileye “destek” amacıyla görevlendirildiği belirtilen bazı kamu görevlilerinin ise yalnızca psikososyal destek sunmakla yetinmediği; basınla temasın azaltılması, kamuoyuna yapılan açıklamaların kontrol altına alınması yönünde rol üstlendikleri iddia edilmektedir.
Bu durum, kamu gücünün bir kayıp dosyasında hakikati açığa çıkarmak yerine sessizliği örgütlediği yönündeki kaygıları daha da derinleştirmektedir.
ARAMA ÇALIŞMALARINDA ÇELİŞKİLER
Arama faaliyetlerine ilişkin anlatımlar da soru işaretlerini artırmaktadır. Aygül Doku’nun aktardığına göre, arama çalışmalarına katılan bazı dalgıçlar, aileyle yaptıkları görüşmelerde arama yapılan bölgede herhangi bir bulguya rastlanmadığını açıkça ifade etmiştir. Buna rağmen, arama faaliyetlerinin ısrarla aynı bölgede sürdürülmesi, kamuoyunda “gerçekten arama mı yapıldı, yoksa bir senaryo mu sürdürüldü?” sorularını gündeme getirmiştir.
KAMU VİCDANI BU SORULARA CEVAP BEKLİYOR
Ortaya atılan bu iddialar, yalnızca bir ailenin adalet arayışı değil; hukuk devleti, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri açısından da hayati önemdedir. Kamuoyunun yakından takip ettiği, yıllardır Türkiye gündeminden düşmeyen bir dosyada, bu denli ağır iddialar dile getirilirken yetkililerin sessizliği kabul edilebilir değildir.
Adı geçen kişi ve kurumların, iddiaları görmezden gelmek yerine kapsamlı, açık ve denetlenebilir bir açıklama yapması artık bir zorunluluktur. Aksi takdirde, Gülistan Doku dosyası yalnızca bir kayıp vakası değil, devletin gerçeği aydınlatma iradesinin sınandığı bir utanç dosyası olarak anılmaya devam edecektir.
Kamu vicdanı, bu dosyanın karanlıkta bırakılmasını değil; gerçeklerin eksiksiz biçimde ortaya çıkarılmasını talep etmektedir.
Şeffaflık geciktikçe, adalet biraz daha yara almaktadır.