DOYUMSUZLUĞUN KARANLIK ANATOMİSİ

DOYUMSUZLUĞUN KARANLIK ANATOMİSİ
Yayınlama: 28.04.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Fatma Elamış makalesinde; İnsan, bazen cebini doldururken ruhunu boşaltır. Ve ne gariptir ki, en büyük yoksulluk da tam burada başlar.
Bir insan düşünün… Parası var, gücü var, imkânı var. Sofrası dolu, evi sıcak. Ama içinde, adı konulamayan bir eksiklik… Bir türlü susmayan bir açlık. Bu açlık mideyle ilgili değildir; bu, ruhun karanlık bir köşesinde büyüyen, doyuruldukça daha da büyüyen bir boşluktur.
Doyumsuzluk, aslında bir ihtiyaç değil, bir korkudur. Kaybetme korkusu… Yetmeme korkusu… Başkalarından geride kalma korkusu. İnsan kazandıkça rahatlamaz, aksine daha çok gerilir. Çünkü artık kaybedecek daha çok şeyi vardır. Ve işte o noktada, kazanç bir hedef olmaktan çıkar, bir bağımlılığa dönüşür.
Bu bağımlılık öyle bir noktaya gelir ki, insan artık sadece almak ister. Vermek, paylaşmak, durmak… Bunların hepsi zayıflık gibi görünür ona. Başkalarının hakkı, emeği, hatta hayatı bile bu hırsın gölgesinde değersizleşir. Çünkü göz, artık sadece kendi payını değil, başkasının payını da ister.
Doyumsuz insan, aslında en fakir insandır. Çünkü neye sahip olursa olsun, içindeki eksiklik duygusu asla kapanmaz. O hep biraz daha ister. Bir ev yetmez, bir tane daha. Bir başarı yetmez, bir tane daha. Bir hayat yetmez, belki başkalarının hayatı bile…
Ve bu uğurda verilen zararlar… Kırılan insanlar, ezilen emekler, yok sayılan hayatlar… Hepsi o görünmeyen açlığın kurbanıdır. Oysa mesele hiçbir zaman para değildir. Mesele, insanın kendi içindeki boşlukla yüzleşememesidir.
Belki de en büyük zenginlik, “yeter” diyebilmektir. Bir noktada durabilmek… Elindekine bakıp huzur bulabilmek… Çünkü doyum, sahip olmakla değil, kabullenmekle başlar.
Ve insan, ancak içindeki boşluğu anlamaya cesaret ettiğinde gerçekten doyar. Yoksa bu dünyada en çok kazananlar değil, en çok kaybedenler, en çok isteyenlerdir.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.