Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Hasan Mesut Ekmen makalesinde;
Bir atasözü vardır; insanın zihnine kazınır:
“Çakalların hükmü, aslan ayağa kalkınca biter.”
Bugün etrafımıza baktığımızda, bu sözün sadece doğaya değil, topluma da ait olduğunu görmek zor değil. Asıl soru şu: Aslan neden susuyor, kurt neden yalnız?
Bir zamanlar bu topraklarda söz, imzadan daha ağırdı. İnsan “yapacağım” dedi mi yapar, “yanındayım” dedi mi sonuna kadar dururdu. Çünkü söz, sadece bir ifade değil; bir karakterin, bir duruşun yansımasıydı. Şimdi ise aynı sözler, rüzgârda savrulan kuru yapraklar gibi… Güven, kalpten kâğıda taşındı; yetmedi, noter mühürlerine hapsedildi.
Peki ne değişti?
Cevap basit ama ağır: Yalan.
Yalan, küçük görünür ama etkisi büyüktür. Önce güveni öldürür, sonra ilişkileri çürütür, en sonunda toplumu içten içe kemirir. Yalan söyleyen bir insan, aslında gerçeğe değil, çıkarına sadık kalır. İşte bu sadakat değişimi, ihanetin başlangıcıdır.
Bugün geldiğimiz noktada, riyakârlık akıllılık sayılıyor. Menfaat için verilen sözler unutuluyor. İhanet ise sıradanlaşıyor. Çakallar çoğalıyor, sırtlanlar meydanı dolduruyor… Ama aslan susuyor. Kurt ise yalnız bırakılıyor.
Oysa tehlike tam da burada başlıyor.
Çünkü kötülük, gücünü kendi varlığından değil; iyiliğin suskunluğundan alır.
Bu gerçeği anlatan ibretlik bir hikâye vardır. Yıllarca hapiste kalan bir adam, çıkınca yarım kalan bir hesabı tamamlamak ister. “Bir çakal kaldı,” der, “onu da yok edip döneceğim.” Ama yıllar sonra geri dönmez. Neden mi?
Çünkü dışarı çıktığında gördüğü manzara şudur:
Her yer çakal doludur.
Ve o cümle, aslında her şeyi özetler:
“Hangisini yok edeceksin? Ben de düzene uydum…”
İşte kırılma noktası budur.
İnsan ya mücadele eder ya da teslim olur. Ya doğru kalır ya da kalabalığın içinde kaybolur. Ama unutulmamalıdır: Çoğunluk olmak, haklı olmak değildir.
Bugün en büyük sorun, kötülüğün varlığı değil; iyiliğin geri çekilmesidir. Doğruyu savunmak cesaret ister hale gelmiş, susmak ise konfor alanına dönüşmüştür.
Oysa bir toplumda söz tutulmuyorsa, yalan normalleşmişse, ihanet alışkanlık haline gelmişse; orada ne adalet ayakta kalabilir ne de vicdan.
Ama her karanlığın bir sonu vardır.
Ve gün gelir…
Aslan ayağa kalkar.
Kurt yalnız olmadığını anlar.
O zaman ne çakalların sesi kalır ne de sırtlanların hükmü…
Çünkü hakikat, er ya da geç ortaya çıkar.
Ve o gün geldiğinde kazanan;
ne kurnazlık olur ne de ihanet…
Kazanan sadece doğruluk olur.