ÇAĞRIŞIMLAR- 2

ÇAĞRIŞIMLAR- 2
Yayınlama: 18.04.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Ahmet Koçak makalesinde; Youtube’da bir öğretmen okul bahçesinde oynayan öğrencilerini paylaşmış. O videoyu izleyince çağrışımlarım bir anımı daha çağırdı;
Teneffüslerde severek oynadığımız ‘Güvercin Taklası’ oyunu geldi aklıma. Sekiz kişi ile oynanırdı. İki çocuk kafaları alta, omuzları birbirine yaslanacak şekilde karşılıklı eğilir, iki yanlarında iki çocuk da arkaları dönük şeklide ayakta dururdu. Yatan çocuklar bel hizalarından kollarını dolayarak kasa şeklinde bir düzenek oluşturulurdu. Diğer dörtlü grup bu oluşan insandan oluşan kasadan sırayla takla aşarlardı. Oyunun durumuna göre eğilen çocuklar biraz dikleşerek öbürlerinin takla aşamalarına engel olarak aşamamaları için uğraşırlardı. Takla aşamayan grup yatardı. Oyunu izlemesi bile çok zevkliydi bizim için. Sınıfta yaşı büyük olanlar güzel oynardı. Onları izlemek oynamaktan daha fazla zevk verirdi. Bizim gibi kısa boyluları katiyen aralarına almazlardı. Biz de aynı boydakiler oynardık ama bizimki onlarınki gibi zevkli olmadığından oyunu bırakıp yine onların oyununu izlerdik.

Televizyon haberlerinde kışın her zaman duyduğumuz; Van’da yağan kardan kapanan köy yolları ulaşıma engel oldu. Okullar iki gün tatil edildi haberini duyunca çağrışım yaptı yine çocukluk günlerime gittim.
Yozgat’ın sert kışları, kardan kapanan yolları, büyüklerin kürekle açmaları, tipiyle biriken yerlerde tüneller açmaları…
Evimiz okula yakındı. Kar sevincinden olsa gerek o gün okula erken gittim. Karda açılan patika ve bir adet tünelden geçerek okul bahçe kapısına geldim. Baktım çocuğun biri okulun demir bahçe kapısını öpüyormuş da tadına doyamamış gibi öylece duruyor. Yanına vardığımda durumun hiç de öyle olmadığını anladım. Çocuk demir kapıya dilini değdirmiş. Dilinin ucundaki tükürük donarak dilini kapıya yapıştırmış. Bana bağırarak bir şeyler diyor ama hiç anlayamıyorum. Ne istediği sonra anladım. Hemen çantayı karlar üzerine bırakıp eve koştum. Soba üzerinde her zaman duran güğümden bir tas sıcak su alıp okula koştum. Arkadaşımın diliyle demir arasına sıcak suyu döktüm. İkinci döküşümde dil demirden ayrıldı. Çocuğun ettiği duaların bini bir paraydı.

Yine bir okul videosunda öğrencilerin okulun güneş gören duvarına -elektrik teline dizilmiş sığırcıklar gibi- dizilip güneşlendiklerini görünce yine ilkokul yıllarıma gittim.
Biz de o çocuklar gibi teneffüs zili çalınca güneye bakan okulun duvarına dizilirdik. Güneşin vurmasıyla çatıda eriyen karlar saçaklardan şıpır şıpır damlar, hava çok sıcakmış gibi yerlerden buharlar çıkardı.
Samsun Cızlavet ve Samsun Canik gibi lastik ayakkabısı olan çocuklar bu yüzeyi parlayan, rugana benzer ayakkabılarını gururla giyer, temizliğini hiç ihmal etmezlerdi. Ayakkabıları parıldasın, çamur olmasın diye elleri üzerinde amuda kalkarak gelmeyi düşünecek kadar bu konuda titiz olanlar vardı. Baharda çamursuz yer olmayan köyde, okula gelirken ayakkabısını hiç çamur etmeden gelme başarısını gösterenler vardı. Okula gelirken çamur olan ayakkabılarını küçük su birikintilerinde güzelce yıkayıp okula öyle girerlerdi. Saçaklardan akan su damlaları ayakkabılarına biraz kir sıçrattı mı hemen ayakkabılarının önünü kadife pantolonlarının arka kısmına silerek parlamasını sürekli kılarlardı. Küçük sınıflardaki koşarak oynayan çocukların sıçrattıkları çamurlar onları çok sinirlendirir, avazları çıktığı kadar bağırır, hakaretleri bir biri ardına sıralarlardı. Çocuklar onların titizliğini bilseler hiç yaparlar mıydı? Benim botum vardı ve yüzeyi mat siyahtı. Ne kadar temiz tutsam da onlarınki gibi parlamazdı. Babama hep bana da lastik ayakkabı almasını isterdim de gülerdi.
Bir gün yine duvar dibine dizildik. Küçük sınıflar sağa sola koşuşup duruyorlar. Onların parıldayan ayakkabı zevkleri henüz gelişmemiş. Yanımda duran ve okulun en parlak ayakkabısına sahip Ömer’in yanından geçen birinci sınıf çocuğu çamur sıçrattı. Benim bot battı ama sıkıntı değil. Çamur sıçratanlardan dolayı zaten alarmda olduğundan çocuğu kolundan yakaladığı gibi şamarı bastı. Bir de okkalı küfür etti.
Küfrünü duyan öğretmen sakin bir şekilde yanımıza geldi. Ağlayan küçük çocuğun ifadesini aldı sorunu anladı. Çocuğun gözyaşlarını sildi. Ömer’in kolondan serçe çekti. Ömer ayakkabısı çamur olacak diye ayakkabıları yere yapışmış gibi bir türlü yerden ayrılmıyor. Onun titizliğini bilen öğretmen:
“Ayakkabılarını çıkar.” Ömer ayakkabılarını dikkatle çıkardı yün çorapları ile yere bastı. Ayakkabıların parlak dış yüzeyine elindeki sopayı çamura batırdı sürdü batırdı sürdü. Ömer’in yüzüne baktım çok acı çekiyordu. Dayak atsa da öyle yapmasaydı diye düşünüyor olmalıydı. Bu işkence ayakkabının tüm dış yüzeyi çamur olana kadar sürdü. O sırada içeri zili çaldı. Öğretmen:
“Ömer giy ayakkabılarını doru sınıfa.”
“Öğretmenim izin ver çeşmede ayakkabılarımı yıkayıp öyle derse gireyim. Onun çamura belenmiş ayakkabıdan çok rahatsız olacağını bilen öğretmeni:
“Hayır, öyle gir içeri.”
Öğretmeni ona büyük bir ders vermiş oldu. O olaydan sonra Ömer artık ayakkabısına çamur sıçratanlara vurmadı, küfür etmedi.
Ahmet KOÇAK

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.