Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde; Kimi romanlar salt bir öykü anlatmaz, aynı zamanda bir dönemin tanıklığını da üstlenir. Şenol Yazıcı’nın Buzdan Kaleler adlı romanı da bu nitelikte eserlerden biridir. Yazarın kızı Mavi Işık Yazıcı’nın dokuz yaşında tuttuğu günlüklerden esinlenerek kurguladığı bu roman, çocuk gözünden yaşanan büyük bir felaketin ve sonrasında değişen yaşamların içten öyküsünü anlatır.
Romanın merkezinde Marmara Depremi’ni yaşayan küçük Mavi vardır. Anne, baba ve üç kız kardeşten oluşan ailenin yaşamı, 17 Ağustos 1999 gecesi yaşanan büyük depremle altüst olur. Yalova’daki evlerini yitiren aile, önce İzmir’e ardından Bursa’ya göç etmek zorunda kalır. Böylece roman, yalnızca bir deprem anlatısı olmaktan çıkar; göçün, uyum sağlamanın, yeniden başlamanın ve aile dayanışmasının romanına dönüşür.
Eserin en dikkat çekici yönlerinden biri, çocuk bakış açısının içtenliğidir. Mavi’nin yanında fanus içinde taşıdığı kaplumbağası Yeşil ile yaptığı otobüs yolculuğu, okuru daha ilk sayfalarda onun dünyasına davet eder. Bu dünya, yetişkinlerin karmaşık değerlendirmelerinden uzak; merak, duyarlılık ve gözlem gücüyle örülmüştür. Romanın temel dayanağını günlükler oluşturur. Günlük, kişinin yaşadıklarını günü gününe kaydettiği, duygu ve düşüncelerini içtenlikle aktardığı bir yazı türüdür.
Edebiyatımızda günlükler, bireysel tanıklıkları gelecek kuşaklara taşıyan önemli belgeler olarak kabul edilir. Buzdan Kaleler de gerçek bir çocuğun tuttuğu günlüklerden beslenmesi sayesinde güçlü bir inandırıcılık kazanır. Okur, anlatılanları yalnızca kurgusal bir olay örgüsü olarak değil, yaşanmışlığın sıcaklığıyla hisseder. Şenol Yazıcı, günlüklerin sunduğu bu doğal malzemeyi edebi bir kurgu içinde başarıyla işler.
Mavi’nin okul yaşamı, arkadaşlıkları, aile içindeki ilişkileri ve yeni kentlere uyum çabaları romanın temel izleklerini oluşturur. Böylece deprem yalnızca yıkımın değil, yeniden kurulmaya çalışılan yaşamların da simgesine dönüşür. Eserde kullanılan dil de dikkat çekicidir. “Lacivert geceler”, “gökte sapsarı bir tepsi gibi dolaşan güneş” gibi benzetmeler anlatıma şiirsel bir derinlik kazandırır. Çocuk duyarlılığıyla yapılan bu betimlemeler, romanın duygusal etkisini artırır. Yazarın insan ilişkilerini “buzdan kaleler” olarak nitelemesi ise eserin en anlamlı metaforlarından biridir.
İnsanların kurduğu kimi ilişkilerin sıcaklıkla güçlenebileceği gibi, ihmal ve ilgisizlik karşısında eriyip yok olabileceğini düşündürür. Buzdan Kaleler, bir çocuğun günlüğünden yola çıkarak depremin bireyler ve aileler üzerindeki etkilerini anlatan, umut ve dayanışma duygusunu canlı tutan bir romandır.
Aynı zamanda günlük türünün edebiyata nasıl değerli malzemeler sunduğunu gösteren güzel bir örnektir. Çocukların dünyasını anlamak isteyenler kadar, yakın tarihimizin toplumsal beıleğine tanıklık etmek isteyen okurlar için de anlamlı ve kalıcı bir eser niteliği taşımaktadır.