Bursa’nın Hafıza İşçisi Necmi Gürsakal

Bursa’nın Hafıza İşçisi Necmi Gürsakal
Yayınlama: 12.08.2026
A+
A-

Sayılardan Yapay Zekâya, Koza Han’dan Geleceğe Uzanan Bir Ömür

İstatistik profesörü, yazar, gazeteci, kent tarihçisi, büyük veri ve ağ bilimi araştırmacısı… Prof. Dr. Necmi Gürsakal’ın hayatı, tek bir mesleğin sınırlarına sığmayacak kadar geniş bir entelektüel yolculuğu anlatıyor.

1950 yılında Bursa’da başlayan bu sıra dışı hikâye; ODTÜ koridorlarından Bursa’daki akademik hayata, çalgılı gazinolarda gitar çalmaktan gazete köşelerine, istatistikten büyük veriye, Osmanlı iktisat tarihinden yapay zekâya ve nihayet insan ile makine arasındaki giderek incelen sınıra kadar uzanıyor.

Gürsakal bugün yalnızca bir akademisyen olarak değil, Bursa’nın hafızasını kayda geçirmeye çalışan bir “hafıza işçisi” ve kendi deyimiyle bir “ırgat” olarak çalışmalarını sürdürüyor.

Onu farklı kılan ise disiplinler arasındaki duvarları kabul etmemesi.

Bir gün istatistik konuşuyor, ertesi gün yapay zekânın geleceğini tartışıyor; başka bir gün Osmanlı dönemindeki ipek ticaretinin izini sürüyor, ardından Bursa’nın eski sokaklarını, insanlarını ve kaybolan şehir kültürünü edebiyatın diliyle yeniden kuruyor.

Yaklaşık yüz kitaba ulaşan üretim serüveni de bu çok yönlü karakterin en belirgin göstergelerinden biri.

HURMA İLE BAŞLAYAN BİR “OKUMUŞ OLMA” HİKÂYESİ

Necmi Gürsakal’ın hayat hikâyesinin en renkli ayrıntılarından biri, doğumundan hemen sonra yaşandığı aktarılan olay.

1950 yılında, bugünkü BTSO binasının bulunduğu bölgede bulunan Yağcı Cemal Konağı’nda dünyaya geldiğini anlatan Gürsakal, dedesinin doğumevine geldiğini ve ağzına çiğnediği hurmayı koyarak, hemşirelerin şaşkınlığı arasında “Okumuş olsun diye” dediğini anlatıyor.

Gürsakal’ın kendi esprili anlatımıyla:

“Sanırım hurma biraz fazla gelmiş!”

Çünkü yıllar sonra daha ortaokul çağındayken “Benim bir kitabım olacak” demeye başlıyor.

Bu cümle, onun hayatına bakıldığında basit bir çocukluk hayalinden çok daha fazlası gibi görünüyor.

Bugün geldiği noktada gerçekten de onlarca kitaba imza atmış, yapay zekâ ile birlikte kitaplar üretmiş, akademik çalışmalar gerçekleştirmiş ve Bursa’nın tarihsel hafızasına ilişkin çok sayıda eser ortaya koymuş durumda.

ODTÜ’DEN BURSA’YA, AKADEMİDEN GAZETECİLİĞE

Gürsakal’ın eğitim hayatı da düz bir çizgide ilerlemiyor.

Bursa Erkek Lisesi’nin ardından ODTÜ’ye uzanan eğitim serüveni, çeşitli nedenlerle yarıda kalıyor ve Bursa’ya dönerek o dönemki adıyla Bursa İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde eğitimine devam ediyor.

Üstelik öğrencilik yıllarında yalnızca derslerle ilgilenmiyor.

Hayatını sürdürebilmek için çalgılı gazinolarda gitar çaldığını da anlatıyor.

Ekonomi eğitiminin ardından akademik hayata giriş süreci de biraz tesadüflerle şekilleniyor.

Ekonomi bölümünde araştırma görevlisi olmak için başvurduğunda sınav açılmayacağını öğreniyor.

“Ne açılıyor?” diye soruyor.

Cevap: İstatistik.

Ve böylece hayatının geri kalanını belirleyecek akademik yolculuğun kapısı açılıyor.

GAZETECİLİK SERÜVENİ: SAYILARIN YANINA İNSANI KOYMAK

Necmi Gürsakal’ın hayatında akademisyenlik kadar gazetecilik de önemli bir yer tutuyor.

Bursa Hakimiyet’te ücret almadan yazdığı yazılarla başladığını anlattığı gazetecilik serüveni, daha sonra Olay Gazetesi’nde profesyonel anlamda gelişiyor.

Bursa’nın sosyal, ekonomik ve kültürel hayatına ilişkin gözlemlerini yalnızca akademik metinlerde değil, gazete köşelerinde de aktarıyor.

Bu dönem onun açısından önemli çünkü istatistikçi ile gazetecinin aynı kişide buluştuğu yıllar bunlar.

Bir tarafta rakamlar, tablolar, ekonomik göstergeler…

Diğer tarafta sokağın kendisi, esnaf, vatandaş, siyaset, kültür ve Bursa’nın günlük hayatı.

Gürsakal’ın entelektüel dünyasının temel özelliklerinden biri de tam olarak burada ortaya çıkıyor:

Sayıların arkasındaki insanı aramak.

“GALİBA HERKES YAZIYOR AMA KİMSE OKUMUYOR”

Gürsakal, geçmişin medya düzeni ile bugünün sosyal medya dünyasını karşılaştırırken oldukça çarpıcı bir değerlendirme yapıyor.

Olay Gazetesi ve Olay TV dönemini Bursa açısından önemli bir medya deneyimi olarak değerlendiren Gürsakal, teknolojinin gazetecilik üzerindeki etkisinin bugün bambaşka bir noktaya geldiğini düşünüyor.

Bugün artık herkesin Facebook, X veya LinkedIn üzerinden kendi yayın alanına sahip olduğunu belirten Gürsakal’ın bu dönüşüme ilişkin cümlesi dikkat çekici:

“Galiba herkes yazıyor ama kimse okumuyor.”

Bu cümle, yalnızca sosyal medya kullanımına ilişkin bir eleştiri değil.

Aynı zamanda bilginin demokratikleşmesiyle birlikte dikkat ekonomisinin ortaya çıkardığı yeni problemi de özetliyor.

Herkes konuşuyor.

Herkes yayınlıyor.

Herkes yorum yapıyor.

Fakat bilgi bombardımanı içerisinde gerçekten kimin dinlendiği ve neyin okunduğu giderek daha büyük bir soru işaretine dönüşüyor.

BURSA’NIN EKONOMİSİ: KARA TEZGAHTAN ROBOT KOLLARINA

Gürsakal’ın Bursa ekonomisine ilişkin değerlendirmeleri de geçmiş ile bugün arasındaki büyük dönüşümü gözler önüne seriyor.

Bir zamanlar üretimin merkezinde insan emeği, tezgâhlar ve ustalık bulunurken bugün otomasyon, robotik sistemler, büyük veri ve yapay zekâ giderek daha fazla belirleyici hale geliyor.

Gürsakal bu değişimi “kara tezgahtan robot kollarına” uzanan bir dönüşüm olarak tanımlıyor.

Ancak teknolojik gelişmenin beraberinde getirdiği eşitsizlik konusunda da ciddi bir uyarıda bulunuyor.

Gelir dağılımındaki bozulmanın devam ettiğini savunan Gürsakal, gelecekte yapay zekâyı etkin biçimde kullanabilen zengin kesimlerin kendilerine ait ayrı yaşam alanları oluşturabileceği ihtimaline dikkat çekiyor.

Bu, bilim kurgu gibi görünse de Gürsakal’a göre dünya zaten böyle bir dönüşümün içerisinde.

“İNSAN EKONOMİDEKİ DEĞERİNİ SÜREKLİ KAYBEDİYOR”

Gürsakal’ın yapay zekâ tartışmasındaki temel kaygılarından biri insan emeğinin ve karar verme gücünün giderek gerilemesi.

Ona göre geçmişte hem ekonomide hem de medyada insan merkezdeydi.

Teknoloji geliştikçe insanın yaptığı işlerin bir bölümü makineler tarafından gerçekleştirilmeye başlandı.

Şimdi ise mesele yalnızca makinelerin insanın fiziksel emeğini üstlenmesi değil.

Karar verme, analiz etme, sınıflandırma, tahmin etme ve hatta içerik üretme süreçleri de makinelere doğru kayıyor.

Bu nedenle Gürsakal, yapay zekâ devrimini yalnızca teknolojik bir gelişme olarak görmüyor.

Ona göre bu, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal bir dönüşüm.

1976’DAN BUGÜNE: BOZUK PARADAN YAPAY ZEKÂYA

Gürsakal’ın anlattığı küçük bir anekdot, teknolojik dönüşümün hızını göstermesi açısından son derece çarpıcı.

1976 yılında BTSO için bir pasta grafik hazırlanması gerekiyor.

Bilgisayar yok.

Grafik programı yok.

Bugünkü dijital araçların hiçbiri yok.

Gürsakal ise bir bozuk parayı kullanarak daire çiziyor.

Aradan yaklaşık yarım asır geçiyor.

Bugün ise aynı işlemler yapay zekâya saniyeler içerisinde yaptırılabiliyor.

Bu iki görüntü arasındaki mesafe, aslında insanlığın teknoloji karşısında ne kadar hızlı yol aldığını gösteriyor.

24 OCAK KARARLARI’NDAN BÜYÜK VERİYE

Gürsakal’ın hafızasında yalnızca akademik çalışmalar değil, Türkiye ekonomisinin kritik dönemlerine ilişkin gözlemler de bulunuyor.

1980 öncesinin ekonomik atmosferinden 24 Ocak Kararları’na, 1990’ların ekonomik krizlerinden 2000’li yılların büyük veri devrimine uzanan uzun bir döneme tanıklık etmiş durumda.

Onun anlatısında geçmişte ekonomik kararları insanlar veriyor, insanlar yorumluyor.

Bugün ise ekonomik karar alma mekanizmalarının arkasında giderek daha fazla algoritma bulunuyor.

Gürsakal’ın asıl sorusu da burada başlıyor:

İnsan, kendi yarattığı teknolojik sistemlerin içerisinde karar verici olmaktan ne zaman çıkıp kararların konusu haline gelecek?

“İNSANDAN MAKİNEYE GEÇİŞ DÖNEMİ”

Gürsakal içinde bulunduğumuz dönemi “insandan makineye geçiş dönemi” olarak tanımlıyor.

Ona göre insanlık daha önce böyle bir dönüşüm yaşamadı.

Çünkü önceki teknolojik devrimlerde makineler ağırlıklı olarak insanın fiziksel gücünü artırdı.

Bugünkü yapay zekâ devrimi ise insanın zihinsel faaliyetlerine doğrudan müdahil oluyor.

Kod yazmak, metin üretmek, veri analiz etmek, görüntü oluşturmak, çeviri yapmak, araştırmak ve karar süreçlerini desteklemek artık yapay zekânın alanına giriyor.

Bu nedenle mesele artık “Yapay zekâ ne yapabilir?” sorusundan çıkıp başka bir soruya dönüşüyor:

İnsan, yapay zekâ çağında ne yapacak?

HİPERPOLİTİKA: HERKES KONUŞUYOR, AMA SİSTEM DEĞİŞMİYOR

Gürsakal’ın dikkat çektiği bir diğer kavram ise “hiperpolitika”.

Bu kavram üzerinden günümüz siyasetinin paradoksuna dikkat çekiyor.

Siyaset her yerde.

Sosyal medyada, televizyonlarda, sokakta, dijital platformlarda…

İnsanlar son derece politik.

Ancak bütün bu politikleşmeye rağmen kalıcı siyasi ve kurumsal sonuçların aynı ölçüde ortaya çıkmadığı düşüncesi giderek güçleniyor.

Gürsakal’ın değerlendirmesiyle ortaya çıkan tablo şu:

Politika görünürlüğünü artırıyor fakat kurumsal dönüşüm üretme kapasitesi aynı hızla artmıyor.

Bu da toplumda ciddi bir hayal kırıklığı oluşturuyor.

İnsanlar daha fazla konuşuyor ama daha az değiştirebiliyor.

İSTATİSTİKTEN VERİ BİLİMİNE

Bir istatistik profesörünün yapay zekâ çağına ilişkin söylediklerinin ayrı bir önemi bulunuyor.

Çünkü istatistik de teknolojik dönüşümden nasibini aldı.

Gürsakal’a göre klasik istatistik anlayışı; ortalamalar, örneklemler ve genel eğilimler üzerinden toplum hakkında çıkarım yapıyordu.

Büyük veri çağında ise tablo değişti.

Artık milyarlarca veri noktası işlenebiliyor.

Bireylerin davranışları analiz edilebiliyor.

Ve yapay zekâ, bu verilerden çok daha ayrıntılı sonuçlar çıkarabiliyor.

Bu nedenle istatistik giderek veri bilimiyle birleşiyor.

“KİŞİSEL ENFLASYON ENDEKSİ” DÖNEMİ

Gürsakal’ın en dikkat çekici örneklerinden biri enflasyon hesabı.

Genel enflasyon oranı herkes için aynı açıklansa da herkesin tüketim sepeti aynı değil.

Bir emeklinin harcama kalemleri ile bir öğrencinin, bir esnafın veya yüksek gelirli bir ailenin harcama kalemleri birbirinden tamamen farklı.

Yapay zekâ sayesinde kişinin kendi harcamalarını sisteme girmesi ve kendi tüketim sepetine göre kişisel enflasyon hesaplaması mümkün hale geliyor.

Bu yaklaşım, gelecekte ekonomik istatistiklerin de giderek daha kişiselleştirilmiş hale gelebileceğine işaret ediyor.

Böylece “ülkenin enflasyonu kaç?” sorusunun yanında başka bir soru daha önem kazanabilir:

“Benim enflasyonum kaç?”

BURSA HAFIZASININ PEŞİNDE BİR İSTATİSTİKÇİ

Necmi Gürsakal’ın hikâyesini yalnızca istatistik ve yapay zekâ üzerinden anlatmak eksik kalır.

Çünkü onun asıl tutkularından biri Bursa.

Bursa’nın geçmişi, Osmanlı ekonomisi, ticaret hayatı, şehir kültürü ve kaybolan insan hikâyeleri onun edebi çalışmalarında sürekli karşımıza çıkıyor.

Bu nedenle Gürsakal’ın eserleri yalnızca akademik bilgi üretme çabası değil, aynı zamanda bir şehir hafızası oluşturma girişimi olarak da okunabilir.

FLORANSALI KARLO VE TARİHİN İÇİNDEN ROMAN

Gürsakal’ın edebiyat yolculuğunda “Floransalı Karlo” önemli bir yerde duruyor.

  1. yüzyıl Bursa’sını, ticaret ağlarını ve dönemin tarihsel atmosferini merkeze alan eser, onun istatistikçi kimliğinden edebiyatçı kimliğine geçişinin en dikkat çekici örneklerinden biri.

Bugün ise “Corsini’nin Defterleri” üzerinde çalışıyor.

Romanın merkezinde II. Bayezid döneminde Bursa’daki Koza Han ve Floransa ile bağlantılı ipek ticareti bulunuyor.

Bu tür bir çalışma, yalnızca roman yazmayı değil, tarihsel ayrıntıların titizlikle araştırılmasını da gerektiriyor.

Bir karakterin hangi tarihte Bursa’da bulunduğundan dönemin ticaret yollarına, kullanılan araçlardan günlük yaşam ayrıntılarına kadar yüzlerce sorunun yanıtlanması gerekiyor.

Gürsakal’ın yaklaşımı da burada ortaya çıkıyor:

Tarihsel roman, hayal gücü kadar araştırma disiplinini de gerektiriyor.

“YAPAY ZEKÂ İLE ÇALIŞSANIZ DA O İŞİN IRGATI OLMALISINIZ”

Belki de Gürsakal’ın üretim anlayışını en iyi anlatan cümlelerden biri bu.

Yapay zekânın yazarlığı kolaylaştırdığını kabul ediyor.

Ancak yapay zekâyı kullanmanın emek vermemek anlamına gelmediğini özellikle vurguluyor.

Tam tersine, yapay zekâ ile çalışan insanın daha fazla araştırması, daha fazla sorgulaması ve ortaya çıkan bilgiyi daha fazla denetlemesi gerektiğini düşünüyor.

Bu yüzden kendisini “ırgat” olarak tanımlıyor.

Yani teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insanın üretim sürecindeki emeğinin ortadan kalkmadığını savunuyor.

YAPAY ZEKÂYLA YAZILAN KİTAPLAR

Gürsakal’ın aktardığına göre yapay zekâ ile birlikte ürettiği çok sayıda kitap bulunuyor.

Bazı kitapların çok kısa sürede ortaya çıkabildiğini belirten Gürsakal, bu nedenle gelecekte yalnızca “kaç kitap yazıldı?” sorusunun anlamını yitirebileceğini düşünüyor.

Asıl mesele kitabın sayısı değil.

Ne anlattığı, ne kadar doğru olduğu, ne kadar anlam taşıdığı ve okura ne kattığı.

Bu yaklaşım, yapay zekâ çağında edebiyatın karşılaşacağı en büyük tartışmalardan birine de işaret ediyor.

Makine tarafından üretilen bir metnin değeri nedir?

Yazarlık nedir?

Yaratıcılık insana mı aittir?

Ve insanın yapay zekâ ile ortaklaşa ürettiği bir eser kime aittir?

Bu soruların yanıtları henüz tam olarak verilmiş değil.

“YAPAY ZEKÂDAN GERİ DÖNÜŞ YOK”

Gürsakal, yapay zekâ konusunda iyimserlik ile kaygıyı aynı anda taşıyor.

Teknolojinin geri döndürülemeyecek bir noktaya geldiğini düşünüyor.

Ancak yapay zekânın bugün için kendi başına insanlara kötülük planlayan bilinçli bir varlık olduğu görüşüne katılmıyor.

Asıl sorunun teknoloji kadar onu kullanan insan olduğunu vurguluyor.

Bu yaklaşım son derece önemli.

Çünkü yapay zekâ tartışmasını “makineler insanlara karşı” gibi basit bir çatışmaya indirgemek yerine, teknolojiyi geliştiren ve kullanan insanların sorumluluğunu gündeme getiriyor.

“İNSANDAN YANAYIM”

Gürsakal’ın bütün bu teknoloji tartışmalarının sonunda vardığı nokta ise oldukça insani:

“Makineden değil, her zaman insandan yanayım.”

Bu cümle, yıllardır istatistik, veri, teknoloji ve yapay zekâ üzerine çalışan bir akademisyenin vardığı paradoksal sonucu ortaya koyuyor.

İnsanı anlamak için veri topluyoruz.

İnsanın davranışını algoritmalarla analiz ediyoruz.

İnsanların tercihlerini makinelerle tahmin ediyoruz.

Fakat sonunda yine şu soruya dönüyoruz:

Bütün bunları insan için mi yapıyoruz?

BURSA’DAN DÜNYAYA UZANAN BİR HAFIZA

Necmi Gürsakal’ın hikâyesi aslında Bursa’nın hikâyesinden de ayrı düşünülemez.

Bursa’nın eski konakları, gazinoları, gazeteleri, akademileri, sanayi kuruluşları, Koza Han’ı, ipek ticareti ve sokakları onun hayatının farklı dönemlerinde karşısına çıkmış.

Bir anlamda Bursa onun için yalnızca doğduğu şehir değil.

Üzerinde çalıştığı devasa bir veri seti.

Ama bu veri setinde yalnızca rakamlar yok.

İnsanlar var.

Anılar var.

Kaybolan mekânlar var.

Ticaret yolları var.

Gazete manşetleri var.

Sokak hikâyeleri var.

Ve bunların hepsinin arkasında bir şehir hafızası bulunuyor.

“ASLA PES ETMEYİN”

Necmi Gürsakal’ın gençlere verdiği mesaj ise bütün bu uzun hikâyenin belki de en sade özeti.

Sevdikleri alanları belirlemelerini ve karşılarına çıkan engeller nedeniyle vazgeçmemelerini söylüyor.

“Olmadı, yapamıyorum” düşüncesinin insanı yarı yolda bırakacağını belirten Gürsakal’ın tavsiyesi net:

“Asla pes etmeyin.”

Belki de 1950 yılında Bursa’da başlayan hikâyenin bugün hâlâ devam etmesinin sırrı burada.

Çünkü Gürsakal’ın hayatına bakıldığında tek bir kariyer çizgisi görmek mümkün değil.

Öğrenci olmuş, akademisyen olmuş, gazeteci olmuş, gitar çalmış, istatistikçi olmuş, yazar olmuş, kent tarihine eğilmiş, büyük veriyi araştırmış, ağ bilimiyle ilgilenmiş, yapay zekâyı çalışma alanına almış ve bugün hâlâ üretmeye devam ediyor.

SAYILARIN ARDINDAKİ İNSAN

Prof. Dr. Necmi Gürsakal’ın hikâyesini tek bir sıfatla anlatmak zor.

İstatistikçi demek eksik.

Yazar demek eksik.

Akademisyen demek eksik.

Yapay zekâ araştırmacısı demek de eksik.

Belki de en doğru tanım, kendi kullandığı kelimeden geliyor:

Irgat.

Çünkü bütün bu alanların ortak noktasında yoğun bir çalışma, merak, araştırma ve üretme tutkusu bulunuyor.

Bugün yapay zekâ saniyeler içerisinde kitap yazabiliyor.

Algoritmalar milyarlarca veriyi analiz edebiliyor.

Makineler insanların bazı kararlarını tahmin edebiliyor.

Ancak Gürsakal’ın hikâyesi bize başka bir şeyi hatırlatıyor:

Teknoloji ne kadar hızlanırsa hızlansın, merak eden, araştıran, sorgulayan ve anlam arayan insanın emeği hâlâ vazgeçilmez.

Bursa’da başlayan bu uzun entelektüel yolculuk şimdi yapay zekânın eşiğinde devam ediyor.

Ve Necmi Gürsakal’ın sorusu aslında hepimizin sorusu:

Makine giderek daha fazla şeyi yapabildiğinde, insanın geriye kalan en değerli özelliği ne olacak?

Belki cevap yine Bursa’nın eski sokaklarında, bir istatistik profesörünün yıllardır taşıdığı şehir hafızasında ve onun hiç bitmeyen yazma tutkusunda saklı.

Çünkü bazı insanlar yalnızca kitap yazmaz.

Şehrin hafızasını da yazar.

Ve bazı hafıza işçileri, teknoloji çağında bile çalışmaya devam eder.

Gürsakal’ın kendi ifadesiyle:

“Aklım yerinde oldukça ölene kadar da yazacağım herhalde.”

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.

Yeni Slow Radyo