BİR İÇ YOLCULUĞUN ROMANI: Mutluluğa Kaçta Gidiyoruz İsmail?

BİR İÇ YOLCULUĞUN ROMANI:  Mutluluğa Kaçta Gidiyoruz İsmail?
Yayınlama: 14.04.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;

Canan Sergül’ün “Mutluluğa Kaçta Gidiyoruz İsmail?” adlı yapıtı, daha ilk tümcesiyle okuyucuyu derinden yakalayan bir arayış romanıdır. “Ben sana bir kitap yazmıştım, sen başkasına yazılmıştın” sözü, yalnızca bir aşkın kırılma noktasını değil; aynı zamanda insanın kendine, yaşama ve varoluşa yönelttiği büyük soruların da kapısını aralar.

Bu roman, yüzeyde bir aşk öyküsü gibi görünse de aslında çok katmanlı bir iç yolculuğu anlatır. Aşkı arayan bir kalbin, mutluluğun izini süren bir ruhun ve en önemlisi kimliğini bulmaya çalışan bir insanın öyküsüdür  bu. Yazarın  “ Ben garip bir Canan’ım. Hiçbir zaman yurdum, yuvam, ismim, cismim olmadı” sözleri, onun köksüzlüğünü, aidiyet arayışını ve içsel yalnızlığını çarpıcı bir biçimde ortaya koyar.

Kitapta  sevgi, sıradan bir duygu olarak değil; yüceltilmiş, neredeyse kutsal bir değer olarak ele alınır. “Öyle sevmelisin ki / Sevmenin kendisi bile önünde diz çökmeli!” dizeleri, sevmenin ulaştığı zirveyi ve yazarın bu kavrama yüklediği anlam derinliğini gösterir. Bu yönüyle eser, okuyucuyu sevgi üzerine yeniden düşünmeye davet eder.

Romanın dikkat çeken bir diğer yönü ise inanç kavramına yaklaşımıdır. Yazara göre inançsızlık, insanı ruhen ölü kılar. “İnancı ölmüş insan… bakışları ile yanardağı bile söndürür” ifadesi, inancın insan ruhuna kattığı gücü ve yaşama direncini etkileyici bir metaforla anlatır.

Çocuklara duyulan duyarlılık  ve onların saf mutluluğu da eserde önemli bir yer tutar. “Gülüşüne kan sürülmeden yetişmiş çocuklar…” tümcesi, hem bir özlemi hem de toplumsal bir eleştiriyi içinde barındırır. Bu bakış, romanın sadece bireysel değil, toplumsal bir duyarlılığa da sahip olduğunu gösterir.

Canan Sergül’ün dili ise şiirsel ve imgeseldir. “Birden ay kondu yüreğime” ya da “Koynuma alacağım gecenin bütün renklerini” gibi anlatımlar okuyucunun zihninde güçlü çağrışımlar yaratır. Bu imgeler, metnin duygusal yoğunluğunu artırırken, anlatımı sıradanlıktan kurtarır.

Eserdeki en güçlü temalardan biri de insanın gerçek yüzünün zor zamanlarda ortaya çıktığı düşüncesidir. “Unutma, karanlık karar verir kimin kim olduğuna” sözü, yaşamın sınav anlarında insanın özünü açığa çıkaran bir ayna tuttuğunu anlatır. Bu bakış açısı, romanın felsefi derinliğini güçlendirir.
8
Yazar, toplumsal eleştirilerini de cesurca dile getirir. İnsanların ikiyüzlülüğüne yönelik “Herkes içine Mevlana kaçmış gibi konuşur da Nemrut gibi davranır” cümlesi, hoşgörü söylemleri ile gerçek davranışlar arasındaki çelişkiyi net bir biçimde ortaya koyar. Aynı şekilde Türk kadınının yaşadığı zorlukları “Koskoca bir çile” olarak tanımlaması, eserin toplumsal gerçeklikten kopmadığını gösterir.

Sonuç olarak “Mutluluğa Kaçta Gidiyoruz İsmail?”, yalnızca bir roman değil; bir sorgulama, bir arayış ve bir iç hesaplaşmadır. Okuyucuyu kendi yalnızlığıyla, inancıyla, sevgisiyle ve umutlarıyla yüzleştirir. Canan Sergül, bu eseriyle hem duygusal hem düşünsel açıdan derinlikli bir metin ortaya koymuş; okuruna sadece bir öykü değil, aynı zamanda bir ayna sunmuştur.

Kalemine, emeğine ve yüreğine sağlık değerli arkadaşım.  Okurun çok olsun.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.