Gazeteci Yazar Sevgi Yıldız’ın Kaleminden
Bencillik…
Günümüz insanının en sessiz, en görünmez ama en yıkıcı hastalıklarından biri. Üstelik çoğu zaman yüksek sesle gelmiyor. Bir tartışmanın ortasında başlamıyor. Büyük bir ihanetle kendini göstermiyor.
Bazen küçük bir duyarsızlıkta ortaya çıkıyor.
Birinin emeğini görmezden gelmekte…
Bir başkasının fedakârlığını sıradanlaştırmakta…
Size verilen sevgiyi hak edilmiş bir görev gibi görmekte…
Ve en kötüsü de bütün bunları yaparken kendimize şu soruyu sormamakta:
“Acaba karşımdaki insan ne hissediyor?”
Bugün çevremize baktığımızda giderek daha fazla şu cümleleri duyuyoruz:
“Ben ne kazanacağım?”
“Bana ne faydası var?”
“Benim işim görülsün de gerisi önemli değil.”
İşte insanlığın eksilmeye başladığı yer tam da burası.
Çünkü bencillik yalnızca kişinin kendisini düşünmesi değildir. İnsan elbette kendi ihtiyaçlarını, sınırlarını ve geleceğini düşünmelidir. Asıl sorun, kendini düşünürken karşısındaki insanın varlığını, duygularını, emeğini ve haklarını yok saymaya başladığında ortaya çıkar.
Bencilliğin en acı taraflarından biri, başkasının yaptığı fedakârlığı zamanla bir “hak” gibi görmektir.
Bir anne çocuğu için geceler boyunca uykusuz kalır.
Bir baba ailesinin geleceği için yıllarca çalışır.
Bir eş, hayat arkadaşının yükünü sessizce omuzlar.
Bir dost, en zor gününüzde hiçbir karşılık beklemeden yanınızda durur.
İnsanlar verdikçe, bazıları almaya alışır.
Bir süre sonra verilen emek görünmez olur.
Yapılan iyilik sıradanlaşır.
Gösterilen sevgi beklenen bir davranışa dönüşür.
Ve fedakârlık yapan insanın da yorulabileceği unutulur.
Ta ki o insan bir gün sessizce “yeter” diyene kadar…
İşte o zaman çoğu insan şaşırır:
“Neden değişti?”
Belki de değişmedi.
Belki sadece yıllardır taşıdığı yükün altında ezildi.
Belki defalarca sustu.
Belki defalarca kırıldı.
Belki defalarca anlayış gösterdi.
Ve sonunda, kendisini tüketen bir ilişkinin içinde kalmak yerine gitmeyi seçti.
Hayatın bize öğrettiği en önemli gerçeklerden biri şudur:
Hiç kimsenin sabrı sonsuz değildir.
En çok seven insan da yorulur.
En anlayışlı insan da kırılır.
En güçlü görünen insanın da bir dayanma noktası vardır.
Bazen insanlar hayatımızdan bir anda çıkmış gibi görünür. Oysa çoğu insan bir anda gitmez. Önce içinde uzaklaşır.
Konuşmayı azaltır.
Anlatmaktan vazgeçer.
Beklentilerini bitirir.
Kırgınlıklarını dile getirmekten yorulur.
Ve bir gün fiziksel olarak da hayatınızdan çıkar.
O gün geldiğinde ise çoğu zaman artık çok geçtir.
Çünkü bazı özürler zamanında edilmediğinde anlamını kaybeder.
Bazı sevgiler ihmal edildiğinde geri dönmez.
Bazı insanlar kaybedildikten sonra yeniden kazanılamaz.
Bencilliğin yalnızca bireysel ilişkileri etkilediğini düşünmek büyük bir yanılgıdır.
Bencillik aileyi de yıpratır, dostluğu da tüketir, toplumsal dayanışmayı da zayıflatır.
Herkes almak isterse kim verecek?
Herkes anlaşılmak isterse kim anlayacak?
Herkes affedilmek isterse kim özür dileyecek?
Herkes haklı olmak isterse kim hatasını kabul edecek?
Herkes kendi çıkarını düşünürse ortak iyiliği kim savunacak?
İşte insan olmanın gerçek sınavı burada başlıyor.
Mesele kendimizden vazgeçmek değil.
Mesele, kendimizi düşünürken karşımızdaki insanı da unutmamak.
Çünkü insan olmak, yalnızca kendi ihtiyaçlarını bilmek değildir.
Karşındaki insanın ihtiyacını da fark edebilmektir.
Günümüzde fedakârlık yapan insanlara bazen “fazla iyi”, “saf” ya da “kendini kullandırıyor” gözüyle bakılıyor.
Oysa iyilik yapmak aptallık değildir.
Merhamet göstermek güçsüzlük değildir.
Fedakârlık yapmak insanın değerini azaltmaz.
Tam tersine, insanın karakterini ortaya koyar.
Elbette iyiliğin de sınırı vardır. İnsan başkalarını düşünürken kendisini tüketmemelidir. Ancak sınır koymakla bencillik arasında önemli bir fark vardır.
Kendini korumak başka şeydir.
Karşındakini yok saymak başka…
Kendi hakkını savunmak başka şeydir.
Başkalarının hakkını hiçe saymak başka…
İnsanlığın ihtiyacı olan şey, kendimizden vazgeçmek değil; kendimizle başkaları arasında bir denge kurabilmektir.
İnsan çoğu zaman elindekinin değerini kaybettikten sonra anlıyor.
Yanındaki insanın sevgisini…
Bir dostun sadakatini…
Bir annenin duasını…
Bir babanın emeğini…
Bir eşin sabrını…
Bir arkadaşın sessiz desteğini…
Oysa hayat bize sürekli aynı fırsatı vermiyor.
Bazı insanlar hayatımıza bir kez giriyor.
Bazı sevgiler bir kez yaşanıyor.
Bazı insanlar için sabrın bir sınırı oluyor.
Ve gittiklerinde geriye yalnızca ağır bir soru kalıyor:
“Ben bu insana neden daha iyi davranmadım?”
İşte bencilliğin en ağır bedeli budur.
İnsan bazen karşısındaki kişiyi kaybetmekten daha fazlasını kaybeder.
Kendisinin daha iyi bir insan olma ihtimalini de kaybeder.
Belki de hepimizin zaman zaman durup kendimize şu soruları sorması gerekiyor:
Bugün kimin emeğini görmezden geldim?
Kimin sevgisini sıradan kabul ettim?
Kimin fedakârlığını görev zannettim?
Kimi kırdım ve özür dilemedim?
Kimin yanında olması gerektiği halde yanında olmadım?
Ve belki de en önemlisi:
“Ben, hayatımdaki insanların bana verdiği değerin karşılığını verebiliyor muyum?”
Bu soruların cevapları her zaman hoşumuza gitmeyebilir.
Ama insanın kendisiyle yüzleşmesi, değişimin ilk adımıdır.
Hayat gerçekten çok kısa.
İnsan ömrünün sonunda kaç para kazandığını, kaç makam sahibi olduğunu ya da kaç kişinin kendisini tanıdığını değil; kaç insanın hayatına dokunduğunu hatırlamak daha anlamlıdır.
Birinin yüzünü güldürdünüz mü?
Bir insanın zor gününde yanında oldunuz mu?
Birinin emeğini takdir ettiniz mi?
Bir kırgınlığı büyütmek yerine gönül aldınız mı?
Bir özrü gururunuza yenilmeden dile getirdiniz mi?
İşte geride bırakacağımız asıl izler bunlardır.
Çünkü insanın sahip olduğu şeyler bir gün elinden çıkabilir.
Para tükenebilir.
Makam değişebilir.
Kalabalıklar dağılabilir.
Ama bir insanın kalbine bıraktığınız iyilik, bazen siz hayatta olmasanız bile yaşamaya devam eder.
Bu nedenle birbirimizi kaybettikten sonra değerimizi anlamayalım.
Seviyorsak söyleyelim.
Teşekkür edeceksek gecikmeyelim.
Kırdıysak özür dileyelim.
Yanımızdaki insanın emeğini görelim.
Bize yapılan iyiliği sıradanlaştırmayalım.
Çünkü bazı insanların hayatımızdan çıkması, onların kaybından çok bizim eksilmemizdir.
Ve unutmayalım:
Bencillik insana kısa vadede kazandırıyor gibi görünebilir. Ancak insanlığını kaybeden kişi, sonunda kazandığı her şeyin içinde büyük bir boşlukla baş başa kalır.
Belki de bugün yapmamız gereken çok basit:
Biraz daha dinlemek.
Biraz daha anlamaya çalışmak.
Biraz daha teşekkür etmek.
Biraz daha merhamet…
Çünkü dünyayı değiştirmek her zaman büyük adımlarla başlamaz.
Bazen bir insanın kalbini kırmamayı seçmekle başlar.