Ali Babacan, partisinin Bursa İl Başkanlığı tarafından düzenlenen iftar programına katılmak üzere Bursa’ya gelerek ekonomi, hukuk, dış politika ve sosyal politikalar başta olmak üzere Türkiye gündemine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Kapalıçarşı ziyareti ve teşkilat buluşmasının ardından basın mensuplarıyla bir araya gelen Babacan, Türkiye’deki ekonomik tabloyu, sanayide yaşanan sorunları, emeklilerin durumunu ve Ortadoğu’daki gelişmeleri detaylı biçimde ele aldı.
Program kapsamında düzenlenen iftar buluşması ise Bursa’daki siyaset, yerel yönetim ve sivil toplum temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşti. Ancak iftar organizasyonunda basın mensuplarına yer ayrılmaması dikkat çeken ayrıntılar arasında yer aldı.
DEVA Partisi Bursa İl Teşkilatı tarafından Nilüfer’de bulunan Liya Davet’te gerçekleştirilen iftar programı, partililerin yanı sıra farklı siyasi partilerden temsilciler, yerel yöneticiler ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla geniş bir katılıma sahne oldu.
Ramazan ayının birlik ve dayanışma ruhunu yansıtan programda farklı toplumsal kesimlerin aynı sofrada buluştuğu vurgulanırken, konuşmalarda hem ekonomik sıkıntılar hem de Türkiye’nin geleceğine ilişkin değerlendirmeler ön plana çıktı.
Programın açılış konuşmasını yapan Bursa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Yıldız, Ramazan ayının toplumsal dayanışma ve paylaşma duygularını güçlendirdiğini söyledi.
Yıldız, Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak kentte yaşayan tüm vatandaşlara eşit hizmet götürmeye çalıştıklarını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Hiç kimseyi geride bırakmadan, herhangi bir ayrım yapmadan kentte yaşayan bütün vatandaşlarımıza hizmet etmeye çalışıyoruz. Ramazan ayının huzur ve dayanışma ikliminin toplumumuza güç katmasını diliyorum.”
DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk ise iftar programının yalnızca bir yemek buluşması olmadığını, aynı zamanda toplumsal dayanışma ve siyasi vizyonun paylaşıldığı bir platform olduğunu söyledi.
Öztürk, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Bursa’da bulunmasının kentte adalet, refah ve ekonomik istikrar arayan vatandaşlar için umut olduğunu ifade ederek şu değerlendirmede bulundu:
“Biz bu sofrada Türkiye’nin yarınlarını Bursa’dan başlayarak yeniden inşa ediyoruz.”
Konuşmasında ekonomik sorunlara da değinen Öztürk, özellikle gençlerin gelecek kaygısı nedeniyle yurt dışına yöneldiğini söyledi. Türkiye’deki yüksek vergi yükünü otomobil fiyatları üzerinden örneklendiren Öztürk, bir aracın çıplak fiyatının yaklaşık 1 milyon lira olmasına rağmen vergilerle birlikte fiyatın 2,5 milyon liraya ulaştığını belirterek bunun ekonomik sistemdeki yapısal sorunların göstergesi olduğunu dile getirdi.
Öztürk ayrıca iftar programında staj mağdurlarından kademeli emeklilik bekleyenlere, gazilerden kadınlara ve gençlere kadar toplumun farklı kesimlerinin bir araya geldiğini vurgulayarak, “Mağdur olan burada, mazlum olan burada; ama en önemlisi buna deva olmaya ant içmiş kadrolar burada” dedi.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan konuşmasında Türkiye’nin güçlü bir potansiyele sahip olduğunu belirterek doğru yönetimle ülkenin çok daha iyi bir noktaya gelebileceğini söyledi.
Babacan, Türkiye’nin sahip olduğu stratejik avantajlara dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu:
“Gerçekten ülkemiz büyük ve güzel bir ülke. Avrupa’nın en büyük tarım alanlarından birine sahibiz, geniş bir nüfus potansiyelimiz var. Türkiye iyi yönetildiğinde nasıl güçleneceğini yakın tarihimizde defalarca gösterdi.”
Türkiye’de yaşanan ekonomik sıkıntıların temel nedeninin yanlış yönetim olduğunu savunan Babacan, mevcut tabloyu “kader” olarak görmenin doğru olmadığını belirtti.
Babacan, doğru politikalar ve ehil kadrolarla Türkiye’nin yeniden güçlü bir ekonomik yapıya kavuşabileceğini ifade ederek şunları söyledi:
“Bazen ‘Bu ülkenin kaderi böyle’ deniyor ama bu doğru değil. Türkiye’nin sorunları çözülemeyecek sorunlar değil. Doğru politikalar ve liyakatli kadrolarla bu ülke yeniden ayağa kalkabilir.”
Konuşmasında Bursa ekonomisine de özel bir parantez açan Babacan, kentin lokomotif sektörlerinden biri olan tekstil sektörünün ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğunu söyledi.
Babacan’a göre özellikle ihracat yapan firmalar, yüksek maliyetler ve mevcut kur politikası nedeniyle ağır bir baskı altında bulunuyor.
Son iki yılda Türkiye genelinde yaklaşık 9 bin 900 fabrikanın kapandığını belirten Babacan, yüz binlerce kişinin işini kaybettiğini dile getirerek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Alın teriyle çalışan herkes zorluk çekiyor. Özellikle ihracat ağırlıklı çalışan firmalar mevcut kur politikası nedeniyle çok zor durumda.”
Yükselen enerji maliyetleri, yüksek faiz oranları ve kur politikalarının üretici üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu söyleyen Babacan, Bursa’daki sanayicilerin de bu tabloyu yakından hissettiğini ifade etti.
Türkiye’deki yüksek enflasyona ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Babacan, hükümetin enflasyonu pandemi ve küresel gelişmelerle açıklamaya çalıştığını ancak rakamların farklı bir tablo ortaya koyduğunu savundu.
Babacan, özellikle gıda fiyatlarındaki artışa dikkat çekerek şu verileri paylaştı:
OECD ülkelerinde son yıllarda gıda fiyat artışı yaklaşık %40 civarında
Türkiye’de aynı dönemde gıda fiyatları %700’e yakın arttı
Babacan, bu farkın temel nedeninin yanlış ekonomi politikaları olduğunu ifade etti.
Ekonomik büyümenin ve yatırım ortamının güçlü bir hukuk sistemiyle doğrudan bağlantılı olduğunu söyleyen Babacan, hukuk güvenliğinin olmadığı yerde yatırımın da olmayacağını belirtti.
Babacan şu değerlendirmeyi yaptı:
“Eğer hukuk güvenliği yoksa yatırım da olmaz üretim de olmaz. İş insanları korku içinde olursa ekonomi ilerlemez. Ekonomiyi eleştirdi diye iş dünyası temsilcilerine ceza verilmesi yatırım iklimine zarar verir.”
Babacan, basın toplantısında emekli ikramiyesi konusuna da değinerek ikramiyeye zam yapılmamasını eleştirdi.
İkramiyenin ilk uygulamaya konulduğu dönemde bir kurban parası ölçüsünde olduğunu hatırlatan Babacan, bugün emeklilerin alım gücünün ciddi biçimde düştüğünü söyledi.
Yanlış tarım politikaları, hayvancılıkta yaşanan sorunlar ve yüksek enflasyonun emeklilerin yaşamını daha da zorlaştırdığını belirten Babacan, ekonomik krizin yükünü en çok emekliler ile asgari ücretlilerin taşıdığını dile getirdi.
Babacan ayrıca kur korumalı mevduat ve yüksek faiz politikalarıyla dar bir kesimin kazanç sağladığını, buna karşılık toplumun geniş kesimlerinin fakirleştiğini savundu.
“Bir avuç insana yarıyorsa, geniş kitleleri fakirleştiriyorsa bunun adı ekonomi politikası değildir” dedi.
Ekonomik krizin yalnızca rakamlardan ibaret olmadığını söyleyen Babacan, hayat pahalılığının toplumun her kesimini etkilediğini ifade etti.
Kira, elektrik, doğalgaz, eğitim ve sağlık giderlerinin aile bütçelerini zorladığını belirten Babacan şu ifadeleri kullandı:
“Hiçbir çocuk yatağa aç girmemeli. Hiçbir anne mutfakta çaresiz kalmamalı. Hiçbir baba evladına karşı boynu bükük durmamalı.”
Babacan konuşmasının önemli bir bölümünü Ortadoğu’daki gelişmelere ayırdı. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunan Babacan, söz konusu operasyonların bölgesel istikrarı tehlikeye attığını söyledi.
Babacan şu değerlendirmeyi yaptı:
“Amerika uluslararası hukuku hiçe sayıyor. İsrail ile birlikte İran’a yönelik saldırılar gerçekleştirilmesi Birleşmiş Milletler Şartı’na aykırıdır.”
Ancak İran’ın da çatışmayı genişletecek adımlar atmaması gerektiğini belirten Babacan, bölgede yeni bir savaşın tüm ülkeler için büyük risk taşıdığını vurguladı.
Türkiye’nin bölgesel krizlerde diplomasi ve sağduyuyla hareket etmesi gerektiğini söyleyen Babacan, askeri caydırıcılığın önemli olduğunu ancak kalıcı barışın diplomasiyle sağlanabileceğini ifade etti.
Babacan’a göre Türkiye’nin öncelikli hedefi bölgedeki çatışmaların yayılmasını önlemek olmalı.
“Türkiye hem bu ateşi kendi sınırlarının dışında tutmalı hem de diplomasi yoluyla çatışmanın sona ermesi için aktif rol oynamalıdır” dedi.
Konuşmasının sonunda Türkiye’nin sorunlarının çözülebilir olduğunu vurgulayan Babacan, adalet ve hukuk temelinde kurulacak bir yönetim anlayışının ülkeyi yeniden güçlü bir konuma taşıyabileceğini söyledi.
Babacan sözlerini şöyle tamamladı:
“Adalete ve hukuka dayanan bir yönetim anlayışı, ehil ve dürüst kadrolar ve istişareyle alınan kararlar Türkiye’nin bütün sorunlarını çözer.”
