Her gün yeni bir sabaha uyanıyoruz. Telefonlarımızı elimize alıyor, yüzlerce haber görüyor, onlarca videoyu izliyor, binlerce kelime okuyoruz. Bilgiye hiç olmadığı kadar yakınız. Ama birbirimize hiç bu kadar uzak olmamıştık.
Aynı sofrada oturup birbirine bakmayan aileler var artık. Aynı evde yaşayıp birbirinin derdini bilmeyen insanlar… Yan yana yürüyüp göz göze gelmeyen dostlar… Kalabalıklar içinde yalnızlaşan gençler… Emek verip sessizce kenara çekilen büyükler…
Bugün en büyük yoksulluk, para yoksulluğu değildir. En büyük yoksulluk; merhametin, vefanın ve samimiyetin eksilmesidir.
Gençler yoruluyor. Çünkü gelecek kaygısı taşıyorlar.
Anne babalar yoruluyor. Çünkü çocuklarını ayakta tutmaya çalışıyorlar.
Yaşlılar yoruluyor. Çünkü bir ömür verdikleri hayatın içinde unutulduklarını hissediyorlar.
Herkes bir şeylerin yükünü taşıyor ama kimse kimsenin yükünü sormuyor.
Oysa bir toplum; binalarıyla değil, birbirine verdiği değerle ayakta kalır.
Bugün yollarımız genişledi ama gönüllerimiz daraldı.
Evlerimiz büyüdü ama aile sohbetlerimiz küçüldü.
Takipçi sayımız arttı ama gerçek dostlarımız azaldı.
İnsanlar artık başarılı görünmek için mücadele ediyor; faydalı olmak için değil.
Bir çocuğun gülümsemesini paylaşmıyoruz ama öfkemizi saniyeler içinde binlerce kişiye ulaştırabiliyoruz.
Bir yaşlının duasını almak yerine, beğeni sayısını hesaplıyoruz.
Bir komşunun kapısını çalmaya vakit bulamıyoruz ama saatlerce ekran başında kalabiliyoruz.
Belki de yeniden başlamamız gereken yer tam da burasıdır.
Bir büyüğün elini tutmak…
Bir gencin hayaline omuz vermek…
Bir çocuğun gözlerindeki umudu büyütmek…
Çünkü yarın bize bırakılacak en büyük miras; banka hesapları değil, arkamızdan söylenecek güzel sözlerdir.
Unutmayalım…
Bir toplumun çöküşü ekonomik krizle başlamaz.
Vicdan sustuğunda başlar.
Merhamet azaldığında başlar.
Adalet unutulduğunda başlar.
Ve insanlar “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” demeye başladığında hızlanır.
Bugün hâlâ geç değil.
Hâlâ bir selam verebiliriz.
Hâlâ bir gönül kazanabiliriz.
Hâlâ birbirimizi dinleyebiliriz.
Çünkü insanı yaşatan nefes değildir.
İnsan, başka bir insanın yüreğinde yaşadığı sürece gerçekten hayattadır.
Belki de bugünün en büyük ihtiyacı daha fazla konuşmak değil; daha fazla anlamaktır.
Daha fazla kazanmak değil; daha fazla paylaşmaktır.
Daha fazla görünmek değil; daha fazla insan olmaktır.
Ve unutmayalım…
Bir gün hepimiz yaşlanacağız.
Bugünün gençleri yarının büyükleri olacak.
Bugünün çocukları yarının yöneticileri olacak.
Onlara bırakacağımız en değerli miras; söylediğimiz sözler değil, yaşadığımız hayat olacaktır.
Köşe Yazarı: Mesut Çavuş
Kahta / Adıyaman