Bursa Vatan Medya Medya Gurubu köşe yazarı Avukat Cüneyt Bülent Şeker makalesinde;
Türkiye’de son yıllarda aşı ve yenidoğan tarama programları kapsamında alınan topuk kanı örneklerine yönelik tartışmalar yeniden kamuoyunun gündemine taşındı. Özellikle bazı aileler, çocukları üzerinde uygulanacak tıbbi işlemler konusunda nihai karar hakkının ebeveynlerde olması gerektiğini savunurken, sağlık otoriteleri ise yenidoğan taramalarının erken teşhis ve koruyucu sağlık hizmetleri açısından hayati önem taşıdığını vurguluyor.
Topuk kanı ve aşı uygulamalarını reddeden aileler, son dönemde kendilerine yönelik sosyal medya kampanyaları, kamuoyu baskısı ve hukuki süreçlerin arttığını ileri sürerek bunun bir “algı operasyonuna” dönüştüğünü iddia ediyor. Söz konusu aileler, çocuklarını sistemin olası suistimallerine karşı korumaya çalıştıklarını savunurken, devlet kurumları ve sağlık çevreleri ise uygulamaların çocuk sağlığını koruma amacı taşıdığını belirtiyor.
Topuk kanı reddi savunucuları, yenidoğan taramalarına kategorik olarak karşı olmadıklarını ifade ediyor. Ancak bu kesim, test yaptırıp yaptırmama kararının ebeveynlere ait olması gerektiğini savunuyor.
Aileler, “zorunlu test” anlayışının zamanla “zorunlu tedavi” anlayışına dönüşebileceğini öne sürerek, bunun bireysel hak ve özgürlükleri sınırlandırabileceğini düşünüyor. Bu görüşü savunanlara göre anne ve babalar çocuklarının üstün yararını gözeten birincil kişiler olup, gerektiğinde farklı uzman görüşleri alarak tedavi seçeneklerini değerlendirebilmelidir.
Bu çevreler ayrıca sağlık sisteminin ekonomik çıkarlar doğrultusunda hareket etme riskinin bulunduğunu ve ebeveynlerin karar mekanizmasından dışlanmasının sakıncalar doğurabileceğini ileri sürüyor.
Topuk kanı uygulamalarına eleştirel yaklaşan grupların öne sürdüğü başlıca argümanlardan biri de testlerin kesin tanı yöntemi olmadığı yönünde.
Bu görüşe göre tarama testleri zaman zaman yanlış pozitif sonuçlar verebilir. Eleştirilerde, taşıyıcılık durumları ile ileride hastalık geliştirme ihtimali bulunan bireylerin her zaman net şekilde ayırt edilemeyebileceği öne sürülüyor.
Aileler, yalnızca tarama sonuçlarına dayanılarak hastalık teşhisi konulmasının yanlış yönlendirmelere neden olabileceğini savunurken, sağlık otoriteleri ise tarama testlerinin zaten kesin tanı amacıyla değil, riskli vakaların belirlenmesi amacıyla uygulandığını ifade ediyor.
Muhalif görüşü savunan bazı aileler, tarama kapsamındaki bazı genetik ve metabolik hastalıkların kesin tedavisinin bulunmadığını ileri sürüyor.
Bu kesim, mevcut tedavilerin büyük bölümünün hastalığı tamamen ortadan kaldırmak yerine belirtileri azaltmaya yönelik olduğunu savunarak, bu nedenle ailelerin hukuki baskılarla karşı karşıya bırakılmasının sorgulanması gerektiğini düşünüyor.
Sağlık uzmanları ise erken teşhisin yalnızca tedavi değil, hastalığın seyrini yavaşlatma, yaşam kalitesini artırma ve olası komplikasyonları azaltma açısından önem taşıdığı görüşünü dile getiriyor.
Topuk kanı reddi tartışmalarının merkezindeki bir diğer başlık ise sağlık sistemine duyulan güven.
Bazı aileler, sağlık hizmetlerinin giderek ticarileştiğini ve ilaç sektörünün etkisinin arttığını öne sürerek, çocuklara yönelik tıbbi kararların devlet ve sağlık kurumlarından çok ebeveynlerin kontrolünde olması gerektiğini savunuyor.
Bu görüşe sahip kişiler, sağlık politikalarının ekonomik çıkar gruplarından bağımsız biçimde yürütülmesi gerektiğini belirtirken, resmi kurumlar ise kamu sağlığı uygulamalarının bilimsel veriler doğrultusunda gerçekleştirildiğini ifade ediyor.
Tartışmaların dikkat çeken bir diğer boyutu ise nadir hastalıklar ve bu hastalıklara yönelik tedavi maliyetleri.
Aileler, binlerce genetik ve metabolik hastalık bulunmasına rağmen belirli sayıda hastalık için yoğun tarama yapılmasını sorguluyor. Özellikle bazı nadir hastalıklarda kullanılan ilaçların milyonlarca dolara ulaşan maliyetleri, sağlık politikalarıyla ilgili eleştirilerin merkezinde yer alıyor.
Bu çevreler, teşhis edilen bazı ailelerin daha sonra tedavi masrafları için bağış kampanyaları düzenlemek zorunda kalmasını da sistem açısından çelişkili bir durum olarak değerlendiriyor.
Topuk kanı reddi savunucuları, tarama için gerekli biyolojik örneklerin farklı yöntemlerle de alınabileceğini ileri sürüyor.
Bazı aileler, idrar, tükürük, ter veya damar kanı gibi alternatif yöntemlerin değerlendirilmesi gerektiğini savunurken, topuktan birden fazla kez örnek alınmasının nedenlerini sorguluyor.
Sağlık otoriteleri ise uygulanan yöntemlerin uluslararası yenidoğan tarama standartları doğrultusunda belirlendiğini ve tekrar örnek alınmasının teknik ya da tıbbi gerekliliklerden kaynaklanabildiğini belirtiyor.
Aşı ve topuk kanı reddi konusu, Türkiye’de yalnızca bir sağlık meselesi olarak değil; aynı zamanda bireysel özgürlükler, ebeveyn hakları, kamu sağlığı politikaları ve sağlık sistemine duyulan güven ekseninde büyüyen bir toplumsal tartışma olarak öne çıkıyor.
Bir tarafta çocukların korunması için tarama programlarının zorunlu olması gerektiğini savunanlar bulunurken, diğer tarafta ebeveynlerin tıbbi müdahaleler konusunda son sözü söyleme hakkına sahip olması gerektiğini düşünenler yer alıyor.
Taraflar arasındaki görüş ayrılıkları sürerken, tartışmanın önümüzdeki dönemde hem hukuk hem de sağlık politikaları açısından gündemde kalmaya devam edeceği değerlendiriliyor.