Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı avukat Cüneyt Bülent Şeker makalesinde;
Bazıları aşı-topuk kanı formalarının imzalanmasında bir sakınca olmadığını, bazıları ise Sağlık Sektörünün aşı-topuk kanı gibi tıbbi müdahaleleri yapmaması için bu konudaki ailenin iradesini bilmesi gerektiğini iddia etmektedir. (Özellikle Sağlık Sektörü ve onun yardımcılığını yapan Sağlık Bakanlığı böyle söylemektedir.)
Aşı konusunda günümüzde tedbir kararları verilmediği için (Eskiden veriliyordu) her aşı için aileden imza istenmesindeki amacın; aileyi korkutmak ve ona mobbing yapmak olduğunu düşünüyorum. Aile işi gücü bırakıp her ay Aile Sağlığı Merkezlerine gidip tekmil vermeli ve oradaki personelden zılgıt yemeli…
Öncelikle aile “Sağlık Sektörünün” çocuğuna yapmak istediği her tıbbi müdahale için “çocuğumun şurasını delmeyin, burasını kazımayın, şu ilacı uygulamayın” şeklinde matbu form imzalamak veya ret beyanı vermek zorunda değildir, aksine idare’nin veya Sağlık Sektörü’nün bir tıbbi müdahaleden önce aileden izin alması gerekir (HHY m.2 ve 1219 Say.K.m.70/f.4, ayrıca 1999 tarihli Hekimlik Mesleği Etik Kuralları 42. Maddesi ) hatta aileyi çocuğuna yapmak istediği tıbbi müdahalenin sakıncaları konusunda detaylı bilgilendirerek aileden “aydınlatılmış onam” alması gerekir.. yani ailenin bir ret formu imzalaması izinsiz tıbbi müdahale halinde şikâyet haklarını kullanmak için bir ön şart değildir veya ailenin ret formu imzalamaması Sağlık Sektörünün çocuğunun rahatça orasının burasının delebileceği anlamına gelmez, ailenin rızası olmadan çocuğuna bir tıbbi müdahale yapılması ile suç meydana gelir. (Ör: TCK. m. 86, 90, 109, 116, 123, 135-139, 257 / 6284 / 3359 m. 10…)
Ancak Sağlık Sektörünün “Biz ailenin rızası var zannediyorduk” şeklinde bir savunması ile karşılaşmamak için ret iradesinin bildirilmesinde fayda olabilir. Bunun için ise “Sağlık Sektörünün” dayattığı formları imzalamak gerekli değildir, kendi hazırladığınız ret iradenizi-dilekçenizi-videonuzu ispatlanabilir şekilde (örneğin iadeli taahhütlü mektup, mail ile) hastane ve idareye göndermeniz yeterlidir. Aile böyle bir dilekçe vermese dahi izinsiz tıbbi müdahaleyi tanık-kamera kaydı vs. ispatlayabiliyor ise “Sağlık Sektörü” yine suçlu duruma düşer.
Sağlık Sektörünün sunduğu ret formları ise sadece onların elinde olduğundan bir suçlama halinde bunları yok etmesi veya kayıtları değiştirmesi her zaman mümkündür.
İdarenin hazırladığı ret formunu imzalamak ise 2 sakınca içerir;
a-) Birincisi bu formda (üstün körü de olsa) taranan hastalıklar ve bunların erken tanı yapılmaması halinde zekâ geriliği veya ölüm olacağı vs. açıklaması olduğundan AİLE TIBBİ ZARAR KONUSUNDA AYDINLATILMIŞ FARZOLUNMAKTADIR. Bu formu imzalamaları ile Yargıtay ve AYM si kararlarındaki “AYDINLATMIŞ OLMA” şartını gerçekleştirmiş oluyorlar, böylece ailenin “Sağlık Koruma Amaçlı” tedbir talebinin görüldüğü mahkemede; “Ben aydınlatılmadım, üst mahkeme kararlarında belirtilen hukuki şart gerçekleşmemiştir…” deme şansı da kalmıyor.
Y2HD, 04.05.2015 tarih, 2014/22611 E., 2015/9162 K. sayılı kararında ise; “aydınlatıldıkları halde ana babanın haklı bir sebep göstermeksizin (tıbbi) müdahaleye karşı çıkmaları durumunda çocuğun üstün yararı esas alınarak müdahalenin gerekli olup olmadığına (hâkimce) karar verilebilir,” demektedir. Bu karar (AYM. Kararı sebebi ile bugün vazgeçilmiş olan) zorunlu aşı uygulaması hakkında bir karardır.
Ancak bununla birlikte hukukçular arasındaki (doktrindeki) görüşe göre; “Çocuğa tıbbi girişimin gerçekleştirilememesi ya da çocuğun hastaneden alınması halinde, çocuğun hastalığının ağırlaşması veya yaşamını ya da bir organını kaybetme ihtimalinin yüksek olduğu durumlarda çocuğun tedavisinin ret edilmesi halinde, (HHY m.24/4, TMK 346-487 gereği mahkeme kararı ile) çocuğun koruma altına alınması mümkündür. (Doç.Dr. Gürkan Sert sf.180)
Ancak bu görüşte de dikkat edildiği üzere “çocuğun hastalığının ağırlaşması veya yaşamını ya da bir organını kaybetme ihtimalinin kuvvetli olmasından…” bahsedilmektedir. Bu da uzman doktorlardan oluşan bir heyet raporu ile gerekçelendirilmelidir. Topuk kanı ise çok 6000 genetik-500 metabolik hastalıktan çok nadir olan sadece 6 tanesinin taranmasına ilişkindir ve hali hazırda sağlıklı bir çocuktan istenmektedir. Yani burada AYM. 17 anlamında acil tıbbi müdahaleyi gerektiren hal, tıbbi bir zorunluluk (zaruret hali) yoktur.
AYM. ise 29.06.2016 Sayılı 2024/4077 sayılı kararında hiçbir yaşam tehlikesi olmayan her çocuktan (iki gerekçe ile) tedbir kararı verilebilmesinin AY aykırı olmadığına hükmetmiştir;
1.Gerekçe; 3359 Sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 3. Maddesinin (I) bendidir, burada; “Engelli çocuk doğumlarının önlenmesi için, gebelik öncesi ve gebelik döneminde tıbbi ve eğitsel çalışmalar yapılır, yeni doğan bebeklerin metabolizma hastalıkları için gerekli olan testlerden geçirilerek risk taşıyanların belirlenmesine ilişkin tedbirler alınır…” Demektedir. Bu adı üzerinde sağlık hizmeti verenlere hitap eden bir kanundur, muhatabı halk değildir ve bu kanun lafzından (Sözcük anlamından) anlaşılan; “Sağlık Bakanlığı ve onun denetiminde olan sağlık hizmeti verenlerin bu testler için gerekli imkân ve altyapıyı sağlaması ve ihtiyaç duyanların hizmetine sunmasıdır.
2.Gerekçe; “Söz konusu işlemin (Topuk kanı alınması) … sağlık açısından olumsuz bir etkiye yol açmadığı yönünde tıbbi bir görüş olmadığı, başvurucunun da böyle bir iddiasının olmadığı…”dır. Ancak bunun doğru olmadığı çok sayıda yerli ve yabancı makale ile yalanlanmaktadır. Ayrıca benimde karşılaştığım çok sayıda vakıa vardır. Bu kararı ilgili yazımda eleştirmiştim; “https://gidahareketi.org/yazi-zorunlu_topuk_kani_uygulamasi_cocuklari_devletin_mali_haline_mi_getiriyor-938
Kısaca bu karar hukuk çocukların üstün menfaati gözetilerek verilmiş bir karar değildir. Türkiye de bu tür kararlara rastlanmaktadır.
b-) İkincisi formun sonundaki; “Testin yapılmamış olmasından dolayı çocukta bir zararın veya ölümün gerçekleşmesi halinde bundan doğan hukuki ve cezai sorumluluğu üzerime alıyorum” ibaresi aileyi mahkeme karşısında; “ÇOCUĞUNUN HASTALIĞINI-ÖLÜMÜNÜ UMURSAMAYAN, İHMALKAR BİR EBEVEYN” DURUMUNA DÜŞÜRÜYOR olmasıdır.
Bu durumda (İzinsiz tıbbi müdahaleden korkan bir aile için) en doğru seçenek kendi lehine olan bir aşı-topuk kanı ret formunu iadeli taahhütlü mektup, mail, noter ve sair İSPATI MÜMKÜN YOLLAR İLE idareye ve hastaneye gönderilmesidir. Böylece hem tıbbi müdahaleyi ret iradesi açıkça ortaya konulmuş, hem de Sağlık Sektörünün hazırladığı tuzağa düşülmemiş olunuyor.
Eğer izinsiz tıbbi müdahale ihtimali yok ise, örneğin aile bir an dahi olsa çocuğunu gözünün önünden ayırmıyor ise bence böyle bir dilekçe vermeye de gerek yoktur. Yukarıda da izah ettiğim gibi izin alması gereken onlardır, onların yapılması halinde sorumluluk almadığı bir tıbbi müdahale için sizi sorumluluk altına sokan bir belge imzalamanız hukuki bir gereklilik değildir. (Doç.Dr.Hasan Sert-Hasta Hakları sf.135-186)
Bu ret formalarını imzalama konusunda şu sorunun cevabını vermeniz, doğru şeyi yapmamızda etkili olacaktır; “Neden var güçleri ile bunu formu aileye imzalatmaya çalışıyorlar…” gerçektende aileleri bunun için öldüresiye zorluyorlar, tehdit ediyorlar, da çok şahit oldum… Sağlık Çalışanlarının bunu size yapmasının sebebi bu formu size imzalatmadıkları takdirde maaşlarının kesintiye uğramasıdır. Peki onlara bunu emredenlerin amacı nedir?
Bunu bizi düşündükleri için veya çocuğun hayrına yapmadıkları ve bunun kendilerini kollayacak önemli bir detay olduğu açıktır.
Elbette bu yaptıkları topuk kanı baskısı bir zorbalık olsa dahi zorbalık gibi göstermek istenmemektedir, bu baskılar dış talimatlar ile yapılsa da “Devlet istedi” kılıfına sokulmak istenmektedir. Ve hukukta her şeyin bir gerekçesi-dayanağı olması gerektiğin için verilecek tedbir kararlarının dayanağını oluşturmaya çalışılmaktadır. Bu güne kadar bu tür tedbir kararlarının verilebilmesi için aile aleyhine bir sosyal hizmetler raporu ve doktor raporu gerekirdi, ama bunların temini mümkün değildir, bu aileler özenleri sebebi ile topuk kanı alınmasının çocukları için daha riskli gören ve çocuklarına düşkün ailelerdir, çocukları da sağlıklıdır. Pekiyi hukuki alt yapıyı-gerekçeyi nasıl sağlamaya çalışıyorlar? Tabi ki “Bu topuk kanı ret formaları ile!
Elbette idarenin mahkemelere verdiği yazıdaki hastalıkların taranmaması halinde oluşacağını iddia ettiği zararlar doğru değildir; topuk kanı tarama testi Sağlık Bakanlığının da belirttiği üzere (Halk Sağlığı Genel Müd. Yenidoğan Metabolik ve Endokrin Tarama Programı sf.15) kesin bir tanı yöntemi değildir. Ki bu bilgi dahi tek başına tedbir kararını hukuksuz hale getirmektedir. Şüpheli bir test ile erken tanı yapılması ve dolayısı ile ileride oluşacak hastalıkların tespiti ve önlenmesi mümkün değildir.
Taranan hastalıklar ise genetik olup iyileştirici tedavisi mevcut değildir. Vaat edilen palyatif (Rahat ettirici) ve en fazla semptomatik (Belirti baskılayıcı) tedavilerin ise hastalık belirtileri ortaya çıkmadan uygulanması ve fayda sağlaması söz konusu değildir, yani ortada erken tanı ile bu hastalıkların engellenmesi gibi bir durum mevcut değildir. Eğer ilaç ve tedaviler gerçekten bir fayda sağlayacak ise klinik hastalık bulguları ortaya çıktıktan sonra sağlayacaktır, zaten doğru yöntem; klinik hastalık bulguları ortaya çıktıktan sonra teşhisin kuvvetlendirilmesi için test yapılmasıdır. Çünkü hastalık bulguları olsa dahi her doktor teşhisi bir görüşten-tahminden ibarettir, bu görüş ise doktordan doktora göre değişebilmektedir.
Kısaca aile topuk kanı reddi yapmak ile; velayetten doğan tıbbi müdahaleyi seçme-ret hakkını kullanmıştır, bu hak ise kanun ile (Ör: 1219 Say.K.m.70/f.I, c.1 – Hasta Hakları Yönetmeliği m.24/f.I – Bioetik Sözleşmesinin 6/2…) korunmuştur.
Üstelik testler yanlış sonuç verebildiğinden, (doğru sonuç verse dahi) testler hastalık taşıyıcısı ile hasta olacak çocuğu ayırt edemediğinden (Ki çocuğun taşıyıcı olması ilerde hasta olacağı anlamına gelmemektedir.) yanlış tanı sonucu uygulanan ilaç ve tedaviler ile çocuğun zarar görmesi-ölmesi günümüzde sık rastlanan bir durumdur, bu ihtimal mahkemelerce nedense göz ardı edilmektedir, halbuki buna ilişkin çok sayıda mahkeme kararı ve BASIN’A yansıyan haber mevcuttur. Test yapılmamış çocuklarda ise nedense bu hasalıklara pek rastlanılmamaktadır, bu konuda aileye açılmış bir davaya meslek hayatım boyunca rastlamış değilim.
Ama mahkemeler şu yukarıda saydıklarımızı bilemez ve BİLMEMESİ DE MAZUR GÖRÜLÜR. Fakat yarın devran değişir ve bu kararlara ilişkin soruşturma ve davalar açılır ise hakimler; “Biz Sağlık Bakanlığına güvendik, aile de aydınlatılmış ve çocuğunu umursamadığını belirtmiş” diyecektir, bu kesin bir haklılık sebebi olmasa da, HAKİMLERİN MAZUR GÖRÜLMESİ İÇİN (Belkide il Sağlık Müdürlüklerinin mazur görülmesi için) YETERLİ OLACAK. Bu hâkimler ve ilgili sorumlu müdürler bu soruşturma ve ceza davalarında beraat edebilecektir, plan bunun üzerine kurgulanmıştır.
İşler ters giderse (ki o zaman herkes topu birbirine paslayacak) sorumluluk birkaç ilgili üst düzey bakanlık bürokratında kalacak, ortada birkaç günah keçisi olacak, onlarda o zaman görevlerinden ayrılmış ve belki de yurt dışında olacaklartır.
Bugün hâkimler bu ret formaları olmasa dahi tedbir kararı verebiliyorlar, çünkü rüzgar arkadan esmektedir, ancak bu idarece İMZALATILAN FORMLAR OLMADAN HAKİMLER TEK BİR HUKUKİ GEREKÇEYE DAHİ SAHİP DEĞİLDİRLER.
Pekiyi ret formunu imzalamasanız dahi tedbir kararları verilebiliyor ise bunun bu gün bize faydası nedir? Hukuki olarak kendini güvende hisseden idare ve mahkeme görünüşteki haklılığına dayanarak acımasızca davranabiliyor, hadlerini aşabiliyor, yalan yanlış alınan bir tedbir kararı ile aileye çirkeflik yapmaya, kapısına polis-jandarma göndererek aileye güç kullanmaya kalkabiliyor. Bunun örneklerini gördük ne yazık ki…
O halde neden bu hukuki kozu, gerekçeyi ellerine verelim, neden yarın bu zorbalığı yapanların mazur görülmesine sebebiyet verecek bir formu imzalayalım, neden EN TEMEL İNSAN HAKLARINDAN OLAN İMZAYI RET HAKKIMIZI kullanmayalım. Çünkü imza da bir rıza beyanıdır, zorunlu rıza beyanı diye bir şey olmaz. Mahkemede, savcılıkta, karakolda ifade verenin ifade tutanağını, borçlunun haciz tutanağını imzalanması zorunlu değildir, hatta bir kişi cinayet işlese ve polis olay yerinde tutanak tutsa dahi şüpheli bu tutanağı imzalaması zorunlu değildir, “Ben suçu bu şekilde işlemedim, deliller doğru tutanağa geçirilmedi vs.” diyebilir.
Pekiyi neden aleyhinize kullanılacak bir tutanağı-matbu formu imzalamanız zorunlu olsun, yada bu zorlamaya boyun eğelim. Biz insanız, insan olmak ile bize bahşedilen hakları korumalıyız, yoksa çıkar sahiplerinin elinde bir mal-kobay haline geliriz.
Av. Cüneyt Bülent Şeker