Türkiye’de hayat pahalılığı ve yüksek market fiyatları tartışılırken, fiyatların oluşumunda yalnızca üretici ve market kârının değil; vergi, sigorta, işçilik, nakliye, enerji, kira ve amortisman gibi çok sayıda maliyet kaleminin de etkili olduğu vurgulanıyor. Tartışmanın bir diğer başlığında ise memur emeklilerinin, 2023 yılında görevdeki memurlara yapılan seyyanen ilave ödemenin kendilerine de yansıtılması yönündeki talebi bulunuyor. Eleştirilerin odağında ise “algı oluşturmak yerine maliyetlerin ve gelir kayıplarının somut rakamlarla ortaya konulması” çağrısı yer alıyor.
Türkiye’de uzun süredir devam eden hayat pahalılığı tartışmaları, özellikle gıda fiyatları üzerinden siyasetin de en önemli gündem başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Vatandaşın market raflarında karşılaştığı fiyatlar üzerinden yapılan değerlendirmelerde çoğu zaman üretici, aracı ve market zincirleri tartışmanın merkezine yerleştirilirken, bir ürünün tarladan veya fabrikadan tüketicinin sofrasına ulaşıncaya kadar geçtiği maliyet zinciri ise ayrı bir tartışma konusu oluşturuyor.
Vergilerden sigorta giderlerine, işçilik maliyetlerinden nakliyeye, enerji giderlerinden kira ve amortismana kadar çok sayıda kalemin ürünün nihai satış fiyatına doğrudan veya dolaylı olarak etki ettiği belirtiliyor.
Bu nedenle fiyat artışlarının nedenlerini yalnızca tek bir aktöre bağlayan açıklamaların sorunun tamamını ortaya koymadığı ifade ediliyor.
Fiyat tartışmasına ilişkin yapılan değerlendirmelerde, özellikle gıda ürünlerinin üreticiden tüketiciye ulaşana kadar geçirdiği süreçte oluşan maliyetlerin dikkate alınması gerektiği vurgulanıyor.
Tarlada belirli bir fiyata alınan ürünün market rafına ulaşması için taşıma, depolama, soğutma, personel, mağaza işletme, enerji, sigorta, vergi ve diğer operasyonel giderlerin karşılanması gerekiyor.
Bu nedenle “Üreticiden şu fiyata çıktı, markette neden bu kadar pahalı?” sorusunun tek başına yeterli olmadığı; aradaki maliyetlerin kalem kalem ortaya konulması gerektiği savunuluyor.
Bu tartışmanın geçmişte BİM yöneticilerinden Galip Aykaç’ın açıklamalarıyla da gündeme geldiği hatırlatılıyor.
Aykaç, o dönemde özellikle domates örneği üzerinden, ürünün üreticiden ücretsiz alınması halinde dahi market rafına ulaşıncaya kadar çeşitli maliyetlerin ortaya çıkacağını ifade ederek kamuoyunda tartışma yaratmıştı.
Bugün ise aynı sorunun güncel rakamlarla yeniden sorulması isteniyor:
Bir kilogram domatesin veya herhangi bir temel gıda ürününün üreticiden tüketiciye ulaşıncaya kadar oluşan gerçek maliyeti nedir?
Fiyat tartışmalarında kamuoyunun daha sağlıklı bilgilendirilmesi için maliyetlerin şeffaf biçimde ortaya konulması gerektiği belirtiliyor.
Üretim maliyeti, işçilik, nakliye, depolama, enerji, kira, vergi, sigorta ve diğer giderlerin ayrı ayrı hesaplanması halinde vatandaşın raf fiyatının nasıl oluştuğunu daha net görebileceği ifade ediliyor.
Bu noktada tartışmanın siyasi sloganların ötesine taşınarak somut veriler üzerinden yapılması çağrısı yapılıyor.
“Üretici pahalı satıyor”, “market fahiş fiyat uyguluyor” veya “aracılar fiyatı yükseltiyor” gibi genel ifadelerin tek başına yeterli olmadığı; hangi kalemin nihai fiyat üzerinde ne kadar etkili olduğunun açıklanması gerektiği savunuluyor.
Türkiye’de yüksek gıda fiyatlarıyla mücadele amacıyla geçmiş yıllarda uygulanan tanzim satış modeli de tartışmanın önemli başlıklarından biri.
Özellikle temel sebze ve meyve ürünlerinde vatandaşın daha uygun fiyatla alışveriş yapabilmesi amacıyla çeşitli bölgelerde tanzim satış noktaları ve araçları oluşturulmuştu.
Ancak bu uygulamaların fiyat sorununu kalıcı biçimde çözmediği yönünde eleştiriler de gündeme gelmişti.
Sonraki dönemde ise kooperatif marketler ve kamu destekli satış kanalları üzerinden tüketiciye daha uygun fiyatlı ürün ulaştırılması hedeflendi.
Fakat burada da yeni bir tartışma ortaya çıktı.
Bazı ürünlerde kooperatif marketlerdeki fiyatların özel sektör marketlerinden daha düşük olmadığı, hatta bazı ürünlerde BİM gibi zincir marketlerin fiyatlarının üzerinde olduğu yönündeki eleştiriler kamuoyuna yansıdı.
Bu durum, “Sorun gerçekten yalnızca market zincirlerinden mi kaynaklanıyor?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Fiyat artışlarının sorumluluğunu yalnızca tek bir kesime yüklemenin kalıcı çözüm üretmeyeceği savunuluyor.
Üretici, toptancı, lojistik firması, market, kamu ve tüketici arasındaki bütün zincirin birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.
Özellikle gıda fiyatlarında kalıcı düşüş sağlanabilmesi için üretim maliyetlerinin azaltılması, tarımsal üretimin güçlendirilmesi, lojistik ve depolama altyapısının geliştirilmesi ve piyasanın daha şeffaf hale getirilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Bu yaklaşımın temelinde ise tek bir anlayış bulunuyor:
Ekonomik sorunların algıyla değil, rakamlarla ortaya konulması.
Ekonomik gündemin bir başka önemli başlığını ise memur emeklilerinin ücretleri oluşturuyor.
Memur emeklileri uzun süredir görevdeki memurlarla aralarındaki gelir farkının büyüdüğünü ve özellikle 2023 yılında yapılan seyyanen ilave ödemenin emekli aylıklarına yansıtılmamasının ciddi bir mağduriyet oluşturduğunu dile getiriyor.
Memur emeklilerinin temel talebi, görevdeki memurlara yapılan ilave ödemelerin emekli aylıklarına da yansıtılması.
Bu talebin arkasında ise görevdeki memur ile aynı kariyer, kademe ve derece üzerinden emekli olan kişinin emeklilik sonrasında gelirinde meydana gelen ciddi fark bulunuyor.
Memur emeklilerinin yaşadığı ekonomik sıkıntının yalnızca mevcut aylığın düşük olmasıyla sınırlı olmadığı belirtiliyor.
Görevdeki memurun emekli olması halinde gelirinde ciddi bir düşüş yaşaması, birçok memurun emeklilik kararını ertelemesine neden oluyor.
Diğer taraftan emekli olmuş memurlar ise mevcut aylıklarıyla temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandıklarını ifade ediyor.
Böylece ortaya çelişkili bir tablo çıkıyor:
Görevdeki memur emekli olmaktan çekiniyor; emekli olan memur ise aldığı aylıkla geçinemiyor.
Memur emeklileri, bu durumun sürdürülebilir olmadığını ve emekli aylıkları ile görevdeki maaşlar arasındaki farkın giderek büyüdüğünü savunuyor.
Memur emeklilerinin gündeme getirdiği bir başka konu da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmiş dönemde yaptığı açıklamalar.
Memur emeklileri, memurlara yapılan bazı artışların kendi aylıklarına da yansıtılacağı yönündeki açıklamaları hatırlatarak, bu konuda verilen sözlerin hayata geçirilmesini talep ediyor.
Özellikle sosyal medya üzerinden yapılan açıklamaların da kamuoyunda hâlâ tartışıldığı belirtilirken, memur emeklileri artık açıklama değil, somut bir düzenleme beklediklerini ifade ediyor.
Meselenin en kritik noktalarından biri ise 2023 yılı Temmuz ayında memurlara yapılan seyyanen ilave ödeme.
Görevdeki memurlar için gerçekleştirilen bu ilave ödemenin memur emeklilerine aynı şekilde yansıtılmaması, emekli memurlar açısından uzun süredir devam eden bir hak ve adalet tartışmasının konusu.
Memur emeklileri, görevdeki memurlarla aynı kamu personel sisteminin parçası olduklarını, emekli aylıklarının hesaplanmasında da görevdeki memurun derece ve kademesinin önemli bir referans oluşturduğunu belirterek, aradaki farkın giderek büyümesinin adil olmadığını savunuyor.
Bu nedenle seyyanen ödemenin memur emeklilerine de yansıtılması talebi, yalnızca dönemsel bir zam talebi olarak değil, emeklilikte oluşan gelir kaybının giderilmesi açısından değerlendiriliyor.
Memur emeklilerinin temel argümanlarından biri de görevdeki memur ile emekli memurun birbirinden tamamen bağımsız iki ekonomik kategori olarak değerlendirilmemesi gerektiği.
Memur ve memur emeklilerinin aynı kamu personel sistemi içerisinde yer aldığı, çalışma hayatındaki derece ve kademe bilgilerinin emeklilik dönemindeki aylığın belirlenmesinde rol oynadığı belirtiliyor.
Bu nedenle memurlara yönelik ekonomik iyileştirmelerin emekli memurlar üzerindeki etkisinin de hesaba katılması gerektiği savunuluyor.
Memur emeklileri açısından mesele yalnızca “daha fazla maaş” talebi olarak görülmüyor.
Asıl tartışma, görevdeki memur ile emekli memur arasındaki gelir makasının hangi noktaya kadar açılabileceği ve emeklilik döneminde kamu hizmetine ilişkin kazanılmış hakların nasıl korunacağı noktasında yoğunlaşıyor.
Memur emeklilerinin gündeme getirdiği en önemli taleplerden biri de geçmiş dönemde oluştuğu ifade edilen gelir kayıplarının telafi edilmesi.
Bu görüşe göre, seyyanen ödemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren geçen süre boyunca memur emeklileri ile görevdeki memurlar arasındaki gelir farkı büyüdü.
Bu nedenle yalnızca bundan sonraki aylara yönelik bir düzenleme yapılmasının yeterli olmayacağı, geçmiş dönemde oluşan kayıpların da ayrıca değerlendirilmesi gerektiği savunuluyor.
Memur emeklileri, yaklaşık 40 aylık dönemde ortaya çıkan kaybın dikkate alınarak geriye dönük bir telafi mekanizmasının oluşturulmasını istiyor.
Seyyanen ödemenin memur emeklilerine yansıtılmaması konusunda yalnızca ekonomik değil, hukuki açıdan da tartışmalar bulunuyor.
Memur emeklileri, anayasal sosyal devlet ilkesi, kazanılmış haklar ve emeklilik sisteminin kamu personel rejimi içerisindeki yeri üzerinden değerlendirme yapılması gerektiğini savunuyor.
Bununla birlikte, “seyyanen ödemenin otomatik olarak emekli aylığına yansımasının hukuken zorunlu olduğu” yönündeki iddiaların somut mevzuat ve mahkeme kararları üzerinden ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor.
Dolayısıyla konu, siyasi söylemin yanı sıra hukukçular, kamu personeli uzmanları ve sosyal güvenlik mevzuatına hâkim uzmanlar tarafından da ayrıntılı biçimde ele alınması gereken bir başlık olarak öne çıkıyor.
Market fiyatları ile memur emekli aylıkları ilk bakışta birbirinden farklı iki konu gibi görünse de her iki tartışmanın ortak noktasında vatandaşın satın alma gücü bulunuyor.
Bir tarafta artan üretim ve işletme maliyetleri nedeniyle yükselen mal ve hizmet fiyatları, diğer tarafta bu fiyat artışlarını karşılamakta zorlanan sabit gelirli vatandaşlar var.
Emeklinin geliri fiyat artışlarının gerisinde kaldığında, marketteki fiyatın hangi maliyetlerden oluştuğu kadar vatandaşın o fiyatı satın alabilme gücü de önem kazanıyor.
Bu nedenle ekonomik sorunların yalnızca fiyat üzerinden değil, gelir ve gider arasındaki denge üzerinden de değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Gündeme getirilen eleştirilerin ortak noktasında ise ekonomik sorunların siyasi sloganlarla değil, şeffaf verilerle ele alınması gerektiği görüşü bulunuyor.
Bir ürünün fiyatı tartışılıyorsa maliyet kalemlerinin tek tek açıklanması, bir emeklinin gelir kaybı konuşuluyorsa geçmişten bugüne yaşanan değişimin rakamlarla ortaya konulması gerektiği belirtiliyor.
Memur emeklileri açısından ise beklenti net:
2023 yılında yapılan seyyanen ilave ödemenin emekli memurlar açısından yeniden değerlendirilmesi, oluşan gelir kaybının telafi edilmesi ve görevdeki memur ile emekli memur arasındaki ekonomik makasın sürdürülebilir bir noktaya çekilmesi.
Ekonomik tartışmaların kişileri veya kurumları hedef göstermekten çıkarılıp maliyet, gelir, vergi, istihdam, üretim ve satın alma gücü üzerinden yürütülmesi gerektiği vurgulanıyor.
Çünkü vatandaş açısından sonuç değişmiyor:
Raf fiyatı yükselirken gelir aynı hızda artmıyorsa, ister çalışan ister emekli olsun, vatandaşın alım gücü her geçen gün biraz daha azalıyor.
Bu nedenle çözümün de yalnızca bir kesimi suçlamak değil; üretimden tüketime, ücretlerden emekli aylıklarına kadar bütün ekonomik zinciri birlikte ele almak olduğu belirtiliyor.