“TOPUK KANI ÇIKMAZI” BÜYÜYOR: AİLELER DEVLET MÜDAHALESİNDEN ENDİŞELİ
Adana’da bebeğine ilk kez topuk kanını vermediği için kayyum atanan baba Murat Çakmak’tan yine aynı mağduriyete çarpıcı açıklama!
Adana’da yaşayan Mahmut ve Ülviye Deniz çifti, yeni doğan bebeklerinden alınan topuk kanı uygulaması üzerinden Türkiye’de uzun süredir tartışılan sağlık–hukuk–ebeveyn hakları eksenindeki gerilimi yeniden gündeme taşıdı. Ailenin iddiaları, yalnızca bir sağlık uygulamasını değil, devletin aileye müdahale sınırlarını da sorgulatır nitelikte.
Deniz çifti, doğumun ardından sağlık personeline yazılı ve imzalı şekilde topuk kanı alınmasını istemediklerini bildirdiklerini, buna rağmen bebeklerinden kan alındığını öne sürdü. Aileye göre bu durum, açık bir irade beyanına rağmen gerçekleşti ve rıza ilkesinin ihlali anlamına geliyor.
Baba Mahmut Deniz, yaşadıkları süreci şu sözlerle anlattı:
“Biz ebeveyn olarak çocuğumuz adına karar verme hakkımızı kullandık. Bunu yazılı olarak da beyan ettik. Ancak buna rağmen bebeğimizden kan alındı. Bu kabul edilemez.”
Olayı daha da çarpıcı hale getiren iddia ise, ailenin çocuklarına kayyum atanabileceği yönünde uyarıldıkları yönünde oldu. Deniz çifti, bu söylemin kendilerinde ciddi bir baskı ve korku yarattığını belirterek, sürecin bir noktadan sonra tehdit algısına dönüştüğünü ifade etti.
Anne Ülviye Deniz, yaşadıkları endişeyi şu cümlelerle dile getirdi:
“Biz çocuğumuza zarar vermek istemiyoruz. Tam tersine, onun sağlığını önemsiyoruz. Ancak karşımıza ‘ya kabul edersiniz ya da sonuçlarına katlanırsınız’ gibi bir tablo çıktı.”
Aile, yaşananlar karşısında hukuki yollara başvuracaklarını ve hem rıza ihlali hem de psikolojik baskı iddiaları konusunda suç duyurusunda bulunmaya hazırlandıklarını açıkladı. Mahmut Deniz, “Bu sadece bizim meselemiz değil. Aynı korkuyu yaşayan yüzlerce aile var ama çoğu konuşamıyor” diyerek konunun toplumsal boyutuna dikkat çekti.
Türkiye’de yeni doğan bebeklerden alınan topuk kanı; fenilketonüri, konjenital hipotiroidi, biyotinidaz eksikliği gibi kalıtsal ve metabolik hastalıkların erken teşhisi amacıyla uygulanıyor. Sağlık otoriteleri, bu taramanın bebeklerin ilerleyen yaşamlarında geri dönüşü olmayan sağlık sorunlarını önleyebileceğini savunuyor.
Ancak mevzuatta, ebeveynlerin bu uygulamayı kişisel, dini veya tıbbi gerekçelerle reddetmesine ilişkin açık tartışmalar ve uygulama farklılıkları bulunuyor. Bu durum, sahada belirsizlik ve keyfî uygulama iddialarını beraberinde getiriyor.
Hukuk ve sağlık çevreleri, bu tür vakalarda ebeveyn rızası ile çocuğun üstün yararı arasında hassas bir denge kurulması gerektiğini vurguluyor. Uzmanlara göre:
Kayyum ataması, istisnai ve son çare olmalı,
Ancak çocuğun sağlığı açık ve ciddi biçimde tehdit altındaysa gündeme gelmeli,
Rutin bir tarama uygulamasının otomatik olarak aile yetkisini ortadan kaldıracak bir gerekçe haline getirilmesi hukuki tartışmaları derinleştirir.
Mahmut ve Ülviye Deniz çiftinin yaşadıklarını kamuoyuyla paylaşması, “topuk kanı” uygulamasını bir kez daha sağlık politikaları, bireysel özgürlükler ve devlet müdahalesi başlıkları altında tartışmaya açtı. Sosyal medyada ve sivil toplum çevrelerinde, benzer deneyimler yaşadığını söyleyen ailelerin sayısının giderek arttığı da dikkat çekiyor.
Bu olay, şu soruları yeniden gündeme taşıyor:
Devlet, çocuğu koruma gerekçesiyle ne kadar ileri gidebilir?
Ebeveyn iradesi hangi noktada geçersiz sayılır?
Ve en önemlisi; hukuki sınırlar yeterince açık mı?
Adana’dan yükselen bu ses, yalnızca bir ailenin değil, binlerce ebeveynin zihnindeki endişelerin tercümanı olarak yankı bulmaya devam ediyor.