EN YAŞANABİLİR KENT HANGİSİ?

EN YAŞANABİLİR KENT HANGİSİ?
Yayınlama: 19.09.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Ahmet Koçak makalesinde;

Zaman zaman gazetelerde “Türkiye’nin en yaşanabilir kentleri” başlıklı haberler görürüz.

İstanbul, Ankara, İzmir gibi nüfusu ve ekonomik gücü yüksek kentler bu sıralamalarda çoğu zaman ilk sıralarda yer almaz.

İnsan ister istemez soruyor:

Madem bu kentler yaşamak için en çok tercih edilen yerler değil, neden nüfusları sürekli artıyor?

Bir araştırmada Türkiye’nin en yaşanabilir kentleri şöyle sıralanmış:

1. Eskişehir, 2. Muğla, 3. İzmir, 4. Antalya, 5. Çanakkale, 6. Aydın, 7. Yalova, 8. Bursa, 9. Trabzon, 10. Mersin…

Bursa’nın sekizinci sırada olması doğrusu çok şaşırtmadı.

Bursa giderek kalabalıklaşıyor. Sanayinin gelişmesiyle birlikte hava kirliliği artıyor. Trafik her geçen gün biraz daha içinden çıkılmaz hâle geliyor. Betonlaşma da cabası…

Oysa Bursa; tarihi, doğası, Uludağ’ı, denizi ve yeşiliyle Türkiye’nin yaşanabilecek kentlerinden biri.

Demek ki yalnızca güzellik yetmiyor.

Bir kenti yaşanabilir yapan, içinde yaşayan insanların hayatını ne kadar kolaylaştırdığıdır.

Listenin birinci sırasında ise Eskişehir var.

İşte bu biraz şaşırtıcı.

Karasal iklimin hüküm sürdüğü, bozkırın ortasındaki bir kent nasıl oluyor da Türkiye’nin en yaşanabilir kenti seçiliyor?

Demek ki yaşana bilirlik yalnızca havanın sıcaklığıyla, denizin yakınlığıyla ölçülmüyor.

Sosyal yaşam önemli.

Kentin kültür ve sanat hayatı önemli.

İnsanların kendilerini özgür hissetmeleri, gençlerin sokakta rahatça dolaşabilmeleri, gece hayatının olması, insanların birbirinin yaşam biçimine fazla karışmaması önemli.

Eskişehir’in bugünkü kimliğinde Yılmaz Büyükerşen’in payını da unutmamak gerekir.

Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü döneminden başlayarak kentin eğitim, kültür ve sanat hayatına yaptığı katkılar, belediye başkanlığı dönemindeki çalışmalarla birleşince Eskişehir, bozkırın ortasında bambaşka bir kent kimliğine kavuştu.

Belki de bu sıralamada üstlerde olması beklenen bazı kentlerin şanssızlığı, Büyükerşen gibi bir başkana sahip olamamalarıdır.

Ama bütün bunlara rağmen benim kent seçiminde başka bir ölçüm daha var:

İklim.

Ben ılıman iklimde yaşamayı yeğlerim.

Belki de hamurum soğuk iklimi olan bir yerde karıldığındandır.

Çocukluğumun karlı, ayazlı günleri hâlâ aklımda. Aşırısı olmamak koşuluyla serin ve ılıman havalarda kendimi daha rahat hissederim.

Bu nedenle İzmir, Antalya, Mersin ve Muğla gibi sıcak iklimli kentler, yaşana bilirlik sıralamasında ne kadar üstte olursa olsun, kişisel seçimimde biraz geriye düşer.

Sıcak seven başka, soğuk seven başka…

Zaten sıcak kentlerde yaşayan bazı insanların yazın Toroslara, yaylalara kaçtığını görüyoruz.

Demek ki insanın yaşanabilir kent anlayışı da biraz kendi hamuruyla ilgili.

İnsanın hamuru nerede yoğrulduysa, bazen gönlü de orada kalıyor.

Fakat insanlara da her zaman güven olmuyor.

Çünkü herkes yaşadığı yeri gerçekten sevdiği için değil, bazen çıkarı olduğu için de dünyanın en güzel yeri ilan edebiliyor.

Nitekim zaman zaman bazı uzmanların “Burası güvenli, burası sağlam” diye işaret ettiği yerlerde kendilerine ait konutlarının bulunduğu haberlerini okuyoruz.

Bu durumda insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Bir kenti gerçekten yaşanabilir olduğu için mi övüyorsunuz, yoksa orada sizin de bir çıkarınız olduğu için mi?

İşin doğrusu şu:

Bir kentin yaşanabilir olup olmadığını yalnızca sıralamalar belirleyemez.

İklimi başka, trafiği başka, havası başka, insanı başka…

Kimi deniz ister, kimi dağ.

Kimi sıcak ister, kimi serin.

Kimi büyük kentin kalabalığında kendini bulur, kimi küçük bir ilçenin sessizliğinde huzur bulur. Zevkler ve renkler tartışılmazmış.

Benim için ise yaşanabilir kent; insanın sabah evinden çıktığında rahatça nefes alabildiği, trafikte ömrünü tüketmediği, saygılı insanların yaşadığı kenttir. Her şey gönlünüzce olsun…

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.

Yeni Slow Radyo