KADIN CİNAYETLERİ DURMUYOR!

KADIN CİNAYETLERİ DURMUYOR!
Yayınlama: 22.08.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;

Bir kadın daha öldürüldü.
Henüz 19 yaşındaydı Sultan. Yaşamının daha başındaydı. Önünde yaşayacağı yıllar, kuracağı hayaller, büyüteceği bir çocuk vardı. Üstelik sekiz aylık hamileydi. Karnında bir can taşıyordu.
Ama bir silah, bütün hayallerden daha güçlü sanıldı.

Bir öfke anı, bir kadının yaşamını; bir çocuğun annesizliğini; bir ailenin tanımsız acısını beraberinde getirdi. Sultan, eşi tarafından pompalı tüfekle vuruldu. Hastaneye kaldırıldı. Yaşama tutunması için doktorlar mücadele etti. Bebeği acil sezaryenle dünyaya getirildi. Küçücük bir bebek, annesinin ölüm kalım mücadelesinden habersiz, dünyaya gözlerini açtı. Sultan ise yapılan bütün müdahalelere karşın yaşamını yitirdi.

Şimdi sormak gerekiyor:
Bir kadın daha ölmeden önce ne yapabilirdik?
Kadın cinayetlerini yalnızca öldürüldükleri gün konuşmak yetiyor mu?
Sosyal medyada birkaç tümce yazmak, “Kadın cinayetlerine hayır!” demek, birkaç gün öfke duymak ve sonra başka gündemlere geçmek sorunu çözüyor mu?

Hayır!
Çünkü kadın cinayetleri bir anda ortaya çıkmıyor.
Şiddet çoğu zaman önce bir sözle başlıyor. Aşağılamayla, tehditlerle, kıskançlıkla, kontrol etme isteğiyle, ekonomik baskıyla, “Benim karım” anlayışıyla büyüyor. Kadının yaşamına, kıyafetine, arkadaşlarına, telefonuna, çalışmasına, gülmesine, susmasına kadar müdahale eden bir zihniyet zamanla şiddeti sıradanlaştırıyor. Ve çevresindeki insanlar bütün bunları görüyor.
Ama susuyor.
“Karıkoca arasında olur.”
“Birbirlerini severler, düzelir.”
“Yuvayı bozmayalım.”
“Çocuklar için katlansın.”
İşte o sessizlik, bazen şiddetin büyümesine izin veriyor.
Oysa şiddet, aile içinde kalması gereken bir sorun değildir.
Şiddet, toplumun sorunudur.

Bir kadının yaşam hakkı, eşinin insafına bırakılamaz. Bir kadın evli olduğu için kocasının malı değildir. Birlikte yaşamak, bir insan üzerinde sahiplik hakkı vermez. Ve hiçbir öfke, hiçbir kıskançlık, hiçbir tartışma cinayetin gerekçesi olamaz.

Sultan’ın karnındaki bebek bugün annesiz büyüyecek. Bir gün büyüdüğünde annesinin fotoğraflarına bakacak. “Annem nasıl biriydi?” diye soracak.
O çocuğa ne anlatacağız?
“Anneni baban öldürdü” demek zorunda kalacağız.
Bir çocuğun yaşamına böyle ağır bir tümce bırakmak zorunda kalmamalıydık.Bir anne, bebeğini dünyaya getirirken yaşamını yitirmemeliydi. Bir çocuk, daha dünyaya geldiği gün annesiz kalmamalıydı. Bir kadın, hayat arkadaşının elinden yaşamını yitirmemeliydi.

Kadın cinayetleri kader değildir.
Önlenebilir.
Yeter ki şiddetin ilk işaretlerini görelim.
Yeter ki tehditleri ciddiye alalım.
Yeter ki kadınların yardım çağrılarını duymazdan gelmeyelim.
Yeter ki koruma mekanizmaları kâğıt üzerinde kalmasın.
Yeter ki şiddet uygulayan değil, şiddete uğrayan korunsun.
Ve en önemlisi, çocuklarımıza küçük yaşlardan itibaren sevgiyi, eşitliği, saygıyı ve birlikte yaşamayı öğretelim.
Çünkü erkek olmak üstün olmak değildir.
Kadın olmak eksiklik değildir.
Evlilik sahip olmak değildir.
Sevgi ise asla öldürmek değildir.

Bugün Sultan için üzülüyoruz.
Ama yalnızca üzülmek yetmez.
Sultan’ın ardından bir başka kadının adını anmak istemiyorsak, kadın cinayetlerini yalnızca istatistik olarak görmeyi bırakmalıyız.
Her öldürülen kadının bir adı, bir annesi, bir babası, bir çocuğu, bir hayali vardı.
Her biri bir dünyaydı. Ve biz her cinayette o dünyalardan birini yitiriyoruz.

Sultan’ın yaşamı yarıda kaldı.
Ama onun ardından bize düşen, yalnızca yas tutmak değil; kadınların korkmadan yaşayabileceği bir toplum için sesimizi daha da yükseltmektir.
Çünkü artık yeter!
Bir kadın daha eksilmesin.
Bir çocuk daha annesiz kalmasın.
Bir cinayet daha “oldu bitti” diye unutulmasın.
Kadın cinayetleri durana kadar konuşacağız.
Göreceğiz.
Duyacağız.
Ve susmayacağız.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.

Yeni Slow Radyo