Uluslararası Meralar ve Çobanlar Yılı ile 17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Gününün Önemi

Yayınlama: 18.06.2026
A+
A-
Prof Dr İbrahim Ortaş makalesinde; 
Birleşmiş Milletler 2026’yı “Uluslararası Meralar ve Çobanlık Yılı” ilan etti.
Bugün kutlanan 2026 Uluslararası Meralar ve Çobanlar Yılı, aynı zamanda 17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günüdür. Mera ve çobanlık günü olması nedeniyle, çayır ve meraların topraklarının korunması ve erozyonun önlenmesi bakımından hayati önem taşır.
Neden Çobanlık?
Diğer tarafta, insanlığın avcı-toplayıcılıktan yerleşik hayata geçişi, tarımın yapılması, hayvanların evcilleştirilmesi ve çobanlık gibi, salt hayvan güden beden işçisi değil, aynı zamanda hayvan üretimi kadar ortamı yönetme, doğayı gözleme, sorunlara çözüm üretme gibi liderlik vasıflarını da gerektirdiği için örnek yetişkin eğitici kişi olarak kabul edilir. Semavi dinlerde peygamberlerin doğa ile baş başa olduklarında kazandıkları mütevazılık, olgunlaşma, doğayı gözlemleme ve bir topluluğa rehberlik etme becerileri kazanma bakımından çobanlık mesleği önemsenir. Hristiyanlıktaki  papaz olarak bilinen (pastör) Latince’de çoban olarak tanımlanır. Bizler de üniversiteye gelene kadar yazları köylerimizde üretimin bir parçası olarak koyun, keçi ve ineklere çobanlık yaptık. Çocuk yaşta dağda-bayırda yalnız başınıza kaldığınızda olası her türlü riski ve korkuyu yaşayarak kendinizi bir şekilde  güçlü kılmak için kendinizi hazırlamak durumunda kalıyorsunuz. Geçmişte yaşadıklarımı hatırlayınca çoban meleğinin önemi daha iyi anlaşılıyor.   Bu bağlamda Birleşmiş Milletler’in 2026 yılı mera ve çobanlık mesleğini birlikte anması, bana sanki meraların doğanın işleyişindeki önemi kadar meralarda hayvanlarını otlatan çobanların yalnızca hayvan bakımıyla sınırlı kalmadığını; ekonomik değerin ötesinde, olayın sosyo-kültürel ve inançsal geçmişini de gündeme taşıyarak iade-i itibar yapmaya çalıştığını düşündürmüştür.
Neden Meralar?
Mera konusu tarım bilimi açısından hayvancılık alanı dışında çok az işlenen ve üvey evlat muamelesi gören bir bilim alanıdır. Tarım, orman, veterinerlik ve hayvan yetiştirme alanlarındaki bilim insanları ve ilgililer konuyu yakından biliyor. Ancak son dönemlerde artan iklim değişimleri ekseninde, meraların karbon yutağı olduğu ve et fiyatlarındaki fahiş artışın nedenleri arasında hayvanların otlanma alanlarının azalmasının yer aldığı belirtilmesiyle mera konusu kamuoyunun gündemine geldi.
Tarımın Üvey Evladı: 2026 Uluslararası Meralar Yılında Türkiye’nin Mera Gerçeği
Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen 2026 Uluslararası Meralar ve Çobanlar Yılı (IYRP) çerçevesinde, dünya genelinde çayır ve meraların önemi konusundaki farkındalık çalışmalarının başlatılması çok önemli. Türkiye’nin tarım ve hayvancılığı açısından çayır ve meraların yönetimi, ne yazık ki tam bir plansızlık ve öngörüsüzlük süreci içerisinde yürütülmüştür.
Türkiye ne yazık ki traktörün geçen yüzyılda tarımda yaygın kullanılması ve özellikle Marshall Yarımları sonrasında, tarımsal niteliği olmayan geniş mera alanlarını ve sulak alanları hızla tarla tarımına dönüştürdü. 1940 yılında yaklaşık 44,2 milyon hektar, 1960 yılında 29 milyon hektar olan mera alanı günümüzde 13.3 milyon hektardır. Resmi veriler, son 60 yılda meraların %54 oranında azaldığını göstermektedir. 1940’lı yıllardan günümüze kadar yaklaşık 31 milyon hektar çayır ve mera alanı doğal yapısından çıkarılarak tarım, yerleşim yeri ve diğer kullanım alanlarına dönüştürülmüştür. Yoğun kentleşmenin yaşandığı başta Marmara olmak üzere tüm kıyı bölgelerimizde bu kayıp oranı çok daha yüksek seviyelerdedir. Üstelik meralardan tarım arazisine dönüştürülen bu alanların verimliliği son derece düşüktür ve bugün gelinen noktada tarım yapılamayacak kadar kötü durumdadır. Ayrıca ekosistem korunması ekseninde, bitkiler kadar hayvan varlığı ve hayvansal sağlıklı gıda sağlanması bakımından çayır ve meranın önemi tartışılmazdır.
Toprak, Biyoçeşitlilik ve İklim Ekseninde Meraların Korunması Neden Hayati Önemlidir?
Meraların zengin biyolojik çeşitliliği ve mikrobiyal yapısı sayesinde iklim değişikliğine karşı birer karbon yutağı konumunda olması, ekosistem hizmetleri ve sürdürülebilirlik açısından başlı başına hayati önem taşır.
Mera Kanunu ve yönetmelik gibi hukuki düzenlemeler ile meraların mülkiyet yapısı ve kullanım esasları, 1998 yılında 4342 sayılı Mera Kanunu’nun koruyucu yasal bir çerçeve sunmasına rağmen, ne yazık ki son yıllarda basına yansıyan enerji, madencilik, HES’ler, turizm ve değişik ihtiyaçlar için amaç dışı kullanıma ayrılan arazi kullanım talepleri kamu eliyle işlevini kaybetmesine neden olmaktadır. 4342 sayılı Mera Kanunu ile meralar devletin hüküm ve tasarrufu altına alınmış; meraların özel mülkiyete geçirilemeyeceği, amacı dışında kullanılamayacağı, zamanaşımı uygulanamayacağı ve sınırlarının daraltılamayacağı yasal güvence altına alınmıştır. Ancak sahada bu güvencenin işlevsel olmadığı malumunuzdur.
Temmuz 2025’te, bütün itirazlara ve verilen sözlere karşın kabul edilen Torba Yasa düzenlemesinde zeytinlikler, ormanlar, tarım alanları ve mera alanları gibi pek çok doğal varlığın doğal yapısından çıkarıldı. Kaybolan mera ve doğal varlıkların korunması konularında artan bir talebin oluştuğu görülmektedir. Mera ve orman alanlarının amaç dışı kullanımına karşı yöre halkları ve duyarlı çevre örgütleri, doğanın bozulmasının çevre ve insan sağlığına telafisi mümkün olmayan etkiler yaratacağı konusunda uyarıda bulunmaktadır. Ancak çok da dikkate alınmamaktadır.
Mera Kanunu Tahribatı Önlemede Neden Yetersiz Kalıyor?
1998’de yürürlüğe giren 4342 sayılı Mera Kanunu, meraları korumayı amaçlasa da günümüzde tahribatı önlemede çeşitli sebeplerle yetersiz kaldığı görülmektedir.
Yasal boşluklar ve tahsis baskısı nedeniyle toprakların ve meraların korunması mümkün olmamaktadır. Yasayı yürürlüğe koyan kamu idaresi, çelişkili bir biçimde yine kendi verdiği izinlerle bu doğal alanların tahribatına yol açabilmektedir. Kanunda yer alan istisnalar ve kamu yararı gibi başta 14. Madde kapsamındaki maden, petrol arama veya turizm yatırımları diye başlayan ifadeler ile doğal alanlar amacı dışına çıkarılmaktadır. İl Mera Komisyonları ve Toprak Koruma Kurulları, söz konusu 4342 sayılı Mera Yasası ve 4503 sayılı Toprak Yasası ile ilgili istisnaları önlerine koyarak toprak ve mera alanlarını kolayca başka kullanım alanlarına tahsis etmektedir. Böylece ilgili yasalar boşa düşürülmektedir. Geçmişte üniversite tarım alanlarının yerleşim yerlerine açılması konusundaki bildiğimizde, mutlak tarım arazisi vasfındaki alanların amaç dışına çıkarılması sürecinde ilgili koruma kurulu tarafından alınan karara ve yaşananlara inanamadık. İlgili yasaların çıkarılmasını isteyen, savunan ve bilenler olarak bizlere “yaptık oldu, mahkemeye gidin” demeye getirildik.
Son yıllarda yaşanan iklim krizinin etkilerinin azaltılması konusunda, meraların sağladığı atmosferdeki karbonu emen yutak konumu nedeniyle çayır ve meraların korunması talebi oluştu. İlgili yasaların yeniden güncellenmesi talebi gündeme gelmiştir. Günümüzün iklim krizi ihtiyaçları, karbon yutağı gereksinimleri ve iklim değişikliğine uyum stratejileri doğrultusunda bitki türlerinin uyumu yeniden gözden geçirilmelidir. Aksi durumda, doğanın tahribatı ve karbon yutaklarının ortadan kaldırılmasıyla çok daha büyük sorunlar ortaya çıkabilir.
Bu bağlamda, toplum belki de şimdilik konu hakkında bilgi sahibi değildir. Nihayet yapılan araştırmalar , mera kullanıcısı üreticilerin %70’inin Mera Kanunu ve Yönetmeliği hakkında bilgi sahibi olmadığını göstermektedir. Ciddi ve bütünlüklü bir bilgilendirme ile çayır meralarının iklim değişimine ve hayvansal gıda ihtiyacının karşılanmasına ilişkin farkındalık yaratacak eğitimler verilmelidir.
Ne yapılmalı?
Konu çok önemsiz gibi görülebilir, ancak çayır meralarının toprak, iklim ve canlı sağlığı ekseninde çarpan etkileri çok büyük bir öneme sahiptir.  Bütünlüklü bir kamu anlayışıyla ülkenin tarımsal üretimi ve toplumun sağlık sorunlarının bir parçası olarak tarım alanları ile diğer arazilerin kullanım planlaması yapılırken, çayır meraları, orman alanları ve toprakların korunması yeniden gözden geçirilmelidir.
Yapılması gerekenler;
Yeniden Çayır Mera Araştırma Enstitüleri kurulmalı. Araştırmaların yanında, koruyucu önlemlerin alınması da sağlanmalı. Konu hakkında kapsamlı bir eğitim ve farkındalık çalışması yapılmalıdır.
Bütüncül otlatma yönetiminde iklim ve biyoçeşitlilik konusunun öne çıkarılması.
Toprak Ekosistem Servisleri ekseninde aşırı otlatmanın engellenmesinin temiz su sağlama, mineral beslenme ve enerji döngüsü açısından önemi vurgulanmalı.
Toprak canlılığı ve gıda kalitesinin artırılması ekseninde çayır-mera ve hayvan varlığının önemi vurgulanmalıdır. Bitki-hayvan varlığı dengesinin, başta bitkinin hayvan gıdası, hayvanın ortama gübresi, hayvan toynaklarıyla toprağı havalandırma vb. konuların önemi işlenmeli.
İklim değişikliğiyle mücadelede, özellikle toprak karbon bütçesinin güçlendirilmesi tarım politikalarının önceliği olmalı. Topraktaki organik madde miktarını ve mineralleri artırarak toprak canlılığının ve toprağın ot üretme verimliliğinin kalitesinin önemi örneklerle işlenmeli. Meraların karbon depolama kapasitesi konusu, iklim krizine karşı son derece önemli bir karbon yakalama stratejisi olarak ele alınmalıdır. Toprakta daha fazla karbon depolanmasını (karbon emilimi) sağlayan meraların sürülebilir yaşam için önemi vurgulanmalı
Sürdürülebilirlik açısından bütüncül otlatma yönetimi kapsamında, çok yıllık yem bitkileriyle birlikte tarımın ve doğanın sürdürülebilirliğinin kamuoyuna geniş kapsamlı biçimde anlatılması gerekmektedir.
Hepimizin yaşamı ve ekosisteminin işleyişi için kanunun varlığından habersiz geniş bir kitlenin meraları koruması beklenmez. Kamu ve ilgili bilim kuruluşlarının konuyu beklenen ötesinde ciddiye alması gerekmektedir.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.