Prof Dr İbrahim Ortaş, makalesinde;
Bugün 19 Mayıs. Yalnızca Mustafa Kemal’in doğduğu gün değil, inşa edilen Cumhuriyet’in genç nesillere emanet edildiği müstesna bir dönüm noktasının günüdür. 19 Mayıs, sadece geçmişi ve tarihi yad etme günü değildir; aksine, gençlerin geleceği bugünden analiz ederek anlamlandırma ve bir duruş sergileme ve geleceğe taşıma ruhunun filizlendiği günüdür.
19 Mayıs tarih, emperyalizme karşı bir başkaldırının, toplumsal örgütlenmenin ve bağımsızlık iradesinin vücut bulmuş halidir; kurtuluşun ve kuruluşun ilk adımıdır. Atatürk’ü anlamak, aklı, bilimi, özgürlüğü ve çağdaşlığı özümsemektir. Zira onun temel felsefesi olan “Benim manevi mirasım ilim ve akıldır” anlayışında gizlidir. 19 Mayıs, modern dünyanın bir gereği olarak egemenliğin millete ait olduğunun, insanı “eşit yurttaş” gören ve fırsat eşitliğini yalnız erkeler için değil, kadınlar için de savunan bir vizyonun ancak tam bağımsızlıkla mümkün olacağını gösteren bir manifestodur.
Mustafa Kemal’in “Bütün ümidim gençliktedir” sözü, yalnız romantik bir temenni değil, gerçekçi bir hedeftir. Bu hedefin gerçekleşmesi noktasında biz akademisyenlerin omuzlarında da çok ciddi bir sorumluluk bulunmaktadır. Eğer bugün onun gösterdiği çağdaş uygarlık yolunda yürümek istiyorsak, gençlerimizi her yönüyle nitelikli, donanımlı ve yetkin bireyler olarak yetiştirmek zorundayız. Gençliğe bırakılan asıl miras, özgür birer yurttaş olma bilinci ile egemenliğin değerini bilen, koruyan ve onu daha ileriye taşıma kararlılığı gösteren bir duruştur.
Günümüz Eğitim Dünyası ve Gençliğin Portresi
Ne yazık ki bugün, Türkiye’nin dört bir yanında Cumhuriyet’in emanet edildiği o pırıl pırıl gençlerin bu anlamlı bayramı derin bir tarih, coğrafya, ekoloji ve edebiyat bilinciyle onun yarattığı çıktılar ile kutladığını söylemek pek mümkün görünmüyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, o kısıtlı imkânlara rağmen topyekûn bir kalkınma amacı ve coşkusuyla herkes adeta bir karınca kolonisi gibi işe koyulmuştu. Bugünkü birçok kamu kurumu ve kuruluşu o dönemde Cumhuriyet anlayışı ile sağlandı. Oysa uzun zamandır üniversite sıralarında gençlerin derslere deftersiz, kalemsiz, bitkin ve hevessiz geldiğine şahit oluyoruz. Farklı disiplinlerdeki pek çok akademisyen meslektaşımla yaptığım görüşmeler de bu sorunun ne yazık ki genel bir eğilim olduğunu doğruluyor. Derslere sadece yoklama doldurmak için gelindiği, not alma ve derinlemesine çalışma alışkanlığının kaybolduğu, sınav dönemlerinde ise yalnızca hoca slaytlarından ezbere çalışarak günü kurtarma formüllerinin arandığı bir eğitim modelinin ne kendilerine ne de ülkemize başarı getirmeyeceğini her fırsatta öğrencilerime anlatıyorum.
Sorunun Kaynağı: Gençler Değil, Koşullar
Gençlik ekseninde yaşanan bu nitelik kaybını ve sorunları derinlemesine analiz etmek kaçınılmazdır. Ülkemizin zorunlu emanetçileri olan bu kuşağın durumunu, salt “Gençler, çalışın ve adam olun!”, “Gençler çağı yakalayın” gibi yüzeysel nasihatlerle olunmadığını ve sorunları çözemediğini yaşayarak görüyoruz.
Bugün gençlikte eleştirdiğimiz pek çok temel sorunun faturası onlara kesilmektedir; ancak bu durumun asıl sorumlusu gençler değildir. Sistemdeki yapısal sorunların bileşkesi, ne yazık ki olumsuz bir çıktı olarak gençlerin üzerinde toplanmıştır. Dijital çağın getirdiği sosyal medyadaki ağır dezenformasyon ve enformasyon kirliliği, eğitimin niteliğini kaybetmiş olması, derin gelecek kaygısı, yaşam pahalılığı ve ciddi işsizlik korkusu gibi çok boyutlu çıkmazlar, gençleri ister istemez bir atalete ve umutsuzluğa sürüklemektedir.
Geleceğe Dair Umutlarımızı Koruyalım
Tüm bu olumsuz tablonun içinde bile, bazı kurumlarımızın nitelikli eğitim kadrolarını ve disiplinini koruma gayretini, tek tük de olsa sorumluluk bilinciyle hareket eden pırıl pırıl öğrencileri görmeyi geleceğe dair bir umut ışığı olarak değerlendiriyorum. İnanıyorum ki sosyoekonomik koşulların iyileştirilmesi, gençlerin çok erken yaşlardan itibaren bilimsel temelli bir eğitim sürecinden geçirilmesi, sağlıklı beslenme ve sosyal alanlara erişimlerinin güvenceye alınması halinde, bu gençlik çok daha üretken olacak ve geleceğine dört elle sarılacaktır.