Bursa Vatan Medya Grubu köşe yazarı Ahmet Koçak, kaleme aldığı yazısında uygarlık ve medeniyet kavramları arasındaki farklara dikkat çekerek, bu iki terimin günlük dilde sıklıkla birbirinin yerine kullanılmasına rağmen kuramsal açıdan farklı anlamlar taşıdığını vurguladı.
Koçak, değerlendirmesinde medeniyet kavramının daha çok belirli bir topluma özgü, yerel değerleri ve yaşam biçimlerini ifade ettiğini belirtirken; uygarlığın ise insanlığın ortak birikimini temsil eden, daha geniş ve evrensel bir anlam taşıdığını ifade etti. Bu çerçevede uygarlığın, bilimsel gelişmelerden teknolojik ilerlemelere kadar insanlığın ortak üretimi olan tüm değerleri kapsadığına dikkat çekildi.
Medeniyet kelimesinin kökenine de değinen Koçak, sözcüğün Arapça “şehirli” anlamına gelen “medine” kelimesinden türediğini hatırlattı. Buna karşılık “uygar” kelimesinin ise yerleşik yaşama geçen ilk Türk topluluklarından biri olan Uygurlar ile ilişkilendirildiğini belirten Koçak, bu nedenle yazılarında daha kapsayıcı bulduğu Türkçe kökenli “uygarlık” kavramını tercih ettiğini ifade etti.
Kültür, uygarlık ve medeniyet arasındaki ilişkiye de değinen Koçak, kültürün insanın iç dünyasını şekillendiren temel unsur olduğunu, uygarlığın ise toplumların dış dünyasını inşa eden daha üst düzey bir yapı olduğunu dile getirdi. Bu bağlamda uygarlığın; bilim, teknoloji ve sosyal organizasyon gibi alanlarda belirleyici rol oynayan bir sistem olduğunun altı çizildi.
Uzmanların da sıkça tartıştığı bu kavramsal ayrımın, toplumsal gelişim süreçlerini anlamada önemli bir anahtar sunduğu ifade edilirken, Koçak’ın değerlendirmesi, kavramların doğru kullanımına yönelik farkındalık oluşturması açısından dikkat çekici bulundu.
Söz konusu yazı, özellikle kültür, dil ve düşünce dünyası üzerine yapılan akademik tartışmalara katkı sağlayabilecek nitelikte bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor.

UYGARLIK TEHLİKEDE Mİ?
Uygarlık ve medeniyet, günlük dilde birbirinin yerine kullanılsa da; bazı kuramsal yaklaşımlarda medeniyet belirli bir topluma özgü yereli anlatır. Uygarlık ise tüm insanlığın ortak, evrensel ve teknolojik birikimini ifade eder.
Medeniyet sözcüğünün kökeni Arapça “şehirli” anlamına gelen “medine” sözcüğüne dayanır. Uygar sözcüğü yerleşik yaşama ilk geçen Türk boyu olan Uygurlardan geldiği, yerelden daha geniş kapsamlı olduğu için yazımda Arapçası yerine Türkçesini kullanmayı yeğledim.
Kültür insanın iç dünyasını inşa ederken, uygarlık toplumun dış dünyasını; bilimi, teknolojiyi ve sosyal yapıyı şekillendiren en üst düzey örgütleyici yapıdır.
Uygar ülkelerin ayakları altında ezilmek istemeyen bir toplum, bu konuda yol almak için insanını eğitmekle işe başlayacaktır. Eğitim, çağın gereklerine göre yapılandırılmış, önce toplumu eğitecek öğretmenler yetiştirilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün 22 Eylül 1924’te Samsun’da öğretmenlere hitaben söylediği, “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir” sözü; başarının, uygarlığın ve gelişimin tek yolunun bilim ve fen olduğunu vurgular.
Ülkemizi uygar ülkeler sınıfına sokmak isteyen üstün insan Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu sistemi tersine çevirmek isteyenlerin ondan daha zeki olmaları gerekir. Değilse ortaya bir karmaşa çıkar; çarklar, dişliler birbirine girer. Ayrıca çağdaş vatandaşlarımız buna asla izin vermez.
Bilimin, teknolojinin, akılcılığın yol göstericiliğinde ilerlemek için yola çıkılmıştır. Devrimcilik ilkesi ise çağın gereklerine göre sürekli ilerlemeyi hedefler.
Uygarlıkta görüşler sabit ve durağan değildir. Arnold J. Toynbee uygarlığı ne güzel özetlemiş;
“Uygarlık, bir durum değil bir hareket; bir liman değil, bir yolculuktur.”
Son yıllarda uygar ülke yöneticilerinin yaptıkları insanlık dışı sapıklıkları öne sürerek (Epstein Belgeleri) uygarlığı kötülemeye çabalayan kötü niyetli insanların paylaşımlarını görüyoruz. “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar”, “işte uygar ülkeler” diyerek uygarlığı kötü göstermeye çalışılıyor. İşin acı tarafı da görüşlerini uygar ülkelerin buldukları aletlerle iletiyorlar Uygar ülkelerde yaşanan kötü olaylar uygarlığın değil, kişilerin suçudur.
İsrail’in başındaki uygarlıktan uzak, iktidardan ayrılmak istemeyen yöneticinin Gazze’ye ve İran’a yaptıklarını kendi uygar vatandaşlarının protesto ettiklerini görüyoruz.
Amerikan uygar vatandaşlarının Başkan’ın küçük çocuklara yaptıklarının üzerinin örtmek, yargılanmamak için İran’a saldırdığını, masum çocukları öldürdüğünü protesto etmek için sokağa çıktıklarını biliyoruz.
İspanya başkanının savaşa hayır dediğini, Tramp’a yardım etmeyeceğini söylediğini de biliyoruz. O başkan ülkemizde kahraman alarak görüldü. Demek ki İspanya’da uygar insanların sayısı karşıtlarından fazlaymış ki bu insanı seçmişler.
İşte bu insanlar uygar insanlardır.
Her devirde uygar insanlar azınlıkta, uygarlık karşıtları çoğunlukta olagelmiştir. Günümüzde buna en güzel örnek ABD’dir. Sen bilimde, teknolojide o kadar ileride ol sonra da saçma görüşler öne sürerek dünyayı kana bulayan sapık bir yönetici seç! Akıl alır gibi değil. O eğitimsiz kalabalıklar kendilerine benzeyen yöneticiler seçtiğinde suçu uygarlığa yüklemek de yanlıştır.
“Bir ülkenin uygarlık derecesi, kadınlarına ve çocuklarına verdiği değerle ölçülür.” demiş George William Curtis. Kadınlar ve çocuklar insanca yaşama ancak uygar toplumlarda kavuşabilirler. Geri toplumlarda kadınlara ve çocuklara değer verilmez, ezilirler.
Ziya Paşa bu konuda şöyle der:
“Kısaca uygarlık, bir toplumun maddi ve manevi olarak ulaştığı gelişmişlik seviyesi; bilim, sanat, teknoloji, düşünce ve sosyal yapıların tamamını ifade eder ve genellikle şehirleşme, organize yönetim, iş bölümü ve yazılı kültür ile karakterize edilir. Bu, insanların yaşam kalitesini yükselten, bolluk ve rahatlık sağlayan kurumsal birikimdir, uygarlık sözcüğünün karşıt anlamlıları barbar ve ilkel sözcükleridir. Bunların yanı sıra geri ya da geri kalmış sözcükleri de uygar sözcüğünün karşıt anlamlıları olarak kullanılmaktadır.”
Cumhuriyet okullarında yetişen uygar insanlar “Kemalistler” denilerek küçük düşürülmeye çalışılmaktadır. İşgalci, kibirli İngilizler ülkeyi düşman işgalinden kurtarmak için Anadolu’da örgütlenen Mustafa Kemal ve arkadaşlarını “Kemalistler” diyerek küçümsemişlerdi. Bizdekilerin de onlardan bir farkı yoktur.
Gerçek Atatürkçü, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve inkılaplarını benimseyen, aklın ve bilimin rehberliğinde çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmayı hedefleyen; tam bağımsızlığa, laikliğe, milliyetçiliğe ve demokratik değerlere bağlı, vatanını ve milletini seven kişidir. Bu vatandaşlarımız çoğunluğunu oluştururlar. Onları küçümsemek, yabancılaştırmaya çalışmak boşunadır.
Yüz yıl önce uygarlık yolunda çok gerilerde kalan ülkemizi çağdaş devrimler yaparak uygar ülkelerin de ilerisine taşımak isteyen dahi insan Mustafa Kemal Atatürk;
“Uygar olmayan uluslar, uygar olanların ayakları altında kalmaya mahkûmdurlar.”
Uygarlık, öyle güçlü bir ışıktır ki ona kayıtsız kalanları yakar, yok eder.” diyerek uygar olmak zorunda olduğumuzu anlatmış, devrimlerini uygar bir toplum oluşturmak üzerine kurgulamıştır.
Sözlerinin doğruluğunu günümüzde yaşayarak, televizyonlardan izleyerek görmekteyiz.
Uygarlık her zaman Güneş gibi gökyüzünde parlamaya, insanlığı aydınlatmaya devam edecektir.
Ahmet KOÇAK