İNSANLIK DIŞI KATLİAMLARI ANIMSAMA VE UTANMA GÜNÜ.

İNSANLIK DIŞI KATLİAMLARI ANIMSAMA VE UTANMA GÜNÜ.
Yayınlama: 16.03.2026
A+
A-

Geçmiş dönem PM Üyesi Güler buğday makalesinde;

16 Mart, Halepçe’de ve İstanbul Üniversitesi’nde yaşanmış olan iki önemli katliamın yıldönümüdür.
16 Mart katliamı ve Halepçe katliamı insanlığın utanç eylemiydi.
16 Mart 1978 tarihinde İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde sol görüşlü 7 öğrencinin ölümü ve 41 öğrencinin de yaralanmasına sebep olan bombalı saldırının üzerinden ise tam 48 yıl geçti.
Katliamın sorumluları cezasız kaldı.
Halepçe Katliamı veya İran-Irak Savaşı esnasında Saddam Hüseyin’in, 1986-1988’de Irak’ın kuzeyinde Kürtlere karşı düzenlettiği El-Enfal Harekâtı adlı isyanı bastırma operasyonunun bir parçasıdır.
Kanlı Cuma olarak da bilinen bu zehirli gaz saldırısı (Kürtçe: Kîmyabarana Helebce کیمیابارانی ھەڵەبجە) Kürt halkına yapılmış bir katliam olarak kabul edilir.
Birleşmiş Milletler tarafından yürütülmüş tıbbi incelemeler sonucunda saldırıda hardal gazı ile türü tespit edilememiş bir sinir gazı çeşidinin kullanıldığı tespit edilmiştir.
Saldırıda 3.200 ile 5.000 arasında kişi öldü ve 10.000 ile 7.000 arası sivil yaralandı.
Saldırıdan sonra komplikasyonlar, çeşitli hastalıklar meydana geldi ve yapılan doğumlar sağlıklı neticelenemedi.
Bu saldırı o bölgelerde Kürt halkına, sivil nüfusa karşı yapılmış en büyük kimyasal saldırı olarak bilinir.
Irak Yüksek Ceza Mahkemesi 1 Mart 2010 tarihinde soykırım eylemi olarak Halepçe Katliamını tanıdı ve karar Kürdistan Bölgesel Hükûmeti tarafından memnuniyetle karşılandı.
16MART1978 ‘de Beyazıt meydanında İstanbul Üniversitesinin Devrimci öğrencileri üzerine bomba yağdırdılar, 7 Üniversite öğrencisini katlettiler. Katliamın tanıkları:
“Beyazıt aydınlatılsaydı birçok katliam önlenirdi” diye açıklama yaptılar:
16 Mart 1978’de 7 öğrencinin hayatını kaybettiği Beyazıt Katliamı 41 yıldır karanlıkta.
Katliamın tanıkları, “Bu olay aydınlatılsaydı Hrant Dink başta olmak üzere çok sayıda katliam önlenirdi” diyorlar.
16 Mart 1978 yılında 7 öğrencinin hayatını kaybettiği, 50’den fazla kişinin yaralandığı Beyazıt Katliamının üzerinden 48 yıl geçti.
İstanbul Üniversitesindeki ülkücü saldırılara karşı Beyazıt Kampüsünden toplu çıkış yapmak isteyen devrimci öğrencilere yönelik katliam, zaman aşımına uğratılarak tarihin tozlu raflarına terk edildi.
Katliamın tanıklarından Evrensel Gazetesi Yazarı ve Avukat Kâmil Tekin Sürek ile Emekli Savcı Ali Hacıibrahimoğlu, Mezopotamya Ajansından Naci Kaya’ya konuştu.
‘BOMBA DİYE BİR SES GELDİ’
Katliamın yaşandığı dönem hukuk fakültesi öğrencisi olan Kamil Tekin Sürek, saldırının gerçekleştiği anı şu şekilde aktardı:
“Eczacılık Fakültesini tam dönerken ‘bomba’ diye bir ses geldi. Sesten 6 saniye sonra patlama gerçekleşti.
Patlamadan sonra kitlenin orta yerinde kara bir duman yükseldi. Biz olayın daha şokundayken makineli tüfek sesleri gelmeye başladı.
İki arkadaş ile kalkıp biraz ilerde bulunan bir kitabevine girerek kendimizi kurşunlardan koruduk.
Yara almamıştım ama paltom patlamanın etkisiyle küçük taş parçalarıyla delinmişti. Silah sesleri kesildiğinde ise yaralı olan bir arkadaşımızı arabaya koyup Esnaf Hastanesine götürdük.
Hastane ‘Biz ameliyat yapmıyoruz’ diyerek arkadaşımızı tedavi etmedi. Daha sonra arkadaşımızı Cerrahpaşa Tıp Fakültesine götürdük.
Arkadaşımızı tedavi için oraya bıraktıktan sonra tekrar bir araya geldik. Gidip üniversite rektörlüğünü işgal ettik.”
‘OLAY YERİNE BİR POLİS MİNİBÜSÜYLE GELDİLER’
Katliamın detaylarının yargılama sürecinde ortaya çıktığını vurgulayan Sürek, “Saldırının olduğu yere bir polis minibüsüyle geliyorlar.
Minibüsü kullanan Mustafa Doğan isimli bir polisti. Olaydan sonra yurt dışına kaçtı. Sonradan Almanya’da olduğu öğrenildi ama yakalanmadı.
Minibüste iki üç kişi daha var. Sivil insanlara bombayı atan MHP’li Zülküf İsot da arabanın içinde olan kişilerden biri.
Zanlılar olay esnasında kaçarken, polisler arkalarından gitmek istiyor ama o zaman Reşat Altay adındaki polis komiseri izin vermiyor” ifadelerini kullandı.
Sürek, katliamın kontrgerilla tarafından devrimci ve demokratlara gözdağı vermek için yapıldığını söylerken “Katliamın bir amacı da 12 Eylül darbesinin provasını yapmaktı” dedi.
Davanın zaman aşımına uğramaması için çok mücadele ettiklerinin altını çizen Sürek, “Bu olay aydınlatılsaydı Hrant Dink başta olmak üzere çok sayıda katliam önlenirdi” dedi.
Unutmamak ve işlenmiş tüm katliamlardan ders almak lazım.
Ne yazık ki ülkemizdeki uygulamalar ve Tek Adam otoriter anlayışının ülkede yarattığı tahribat, demokrasiyi yok eden anlayışı ve hukuku katledip siyasi otoritenin emrine alması artık tüm duyarlılıklarımızı yok etmiştir.
Her şeye karşın vicdanlı, ahlaklı ve yürekli tüm insanlar, sol/sosyal demokratlar ve devrimciler her zaman her yerde katillere, barbarlara, şiddetten beslenen tüm iktidarlara ve insanlık suçlularına karşın seslerini yükseltmek ve susmamak zorundalardır…
UNUTULMADILAR… UNUTULMAYACAKLAR.
Tarihten günümüze kadar işlenmiş tüm insanlık utancı olan katliamları kınıyor, hayatını kaybeden canlarımızı ve masum halkaları rahmetle anıyoruz…
Sevgiyle, saygıyla, eşit yurttaşlar olarak barış ve kardeşlik duyguları ile özgür bir yaşam ve hakça paylaşılan bir düzende yaşayalım ve yaşatalım.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.