Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği Genel Başkanı Ulutürk makalesinde;
Bazı anlatılar vardır; tarih kitaplarında mı, destanlarda mı yer aldıkları tartışılsa bile toplumların zihninde güçlü bir yer edinirler. Ergenekon anlatısı da Türk kültür dünyasında böyle bir yere sahiptir. Son yıllarda özellikle sosyal medyada 9 Mart’ın “Ergenekon’dan çıkışın başlangıcı” olduğu yönünde paylaşımlar yapılır. Ancak bu meseleye yalnızca romantik bir destan olarak değil, biraz daha farklı bir açıdan bakmak da mümkündür.
Destan mı, tarih mi?
Ergenekon anlatısı ilk olarak Orta Asya Türk sözlü geleneğinde ortaya çıkmış ve daha sonra tarihçilerin eserlerine girmiştir. Ancak burada önemli bir nokta vardır: Bu anlatı kesin bir tarihsel olaydan çok bir kurucu mit niteliği taşır. Yani bir milletin kendisini nasıl gördüğünü ve nasıl anlatmak istediğini yansıtır.
Destanın özünde şu fikir vardır:
Türkler büyük bir yenilgi sonrası dağlarla çevrili bir vadiye sığınır.
Yıllar sonra çoğalırlar, fakat dışarı çıkamazlar. Sonunda bir demirci dağı eriterek yol açar ve bir boz kurt onlara rehberlik eder.
Bu hikâye tarihsel ayrıntılardan çok sembollerle konuşur.
Dağ: Kapana kısılmışlığı
Demiri eritmek: İrade ve teknoloji
Bozkurt:
Yol gösteren akıl veya liderlik
Çıkış:
Yeniden doğuş
Dolayısıyla mesele yalnızca “hangi gün çıkıldı?” sorusu değildir. Asıl soru şudur: Bu destan neden yüzyıllardır anlatılıyor?
Bir millet kendini nasıl anlatır?
Her toplum kendisini bir hikâyeyle tanımlar. Romalıların Romulus ve Remus efsanesi vardır. Japonların güneş tanrıçasından gelen imparator miti vardır.
Türk kültüründe ise Ergenekon anlatısı benzer bir rol üstlenir.
Bu tür hikâyeler tarihsel kronoloji üretmek için değil, ortak kimlik ve dayanıklılık duygusu üretmek için vardır.
Çünkü toplumlar yalnızca gerçek olaylarla değil, paylaşılan sembollerle de ayakta durur.
Ergenekon anlatısının güçlü olmasının nedeni de budur:
Bir çıkış hikâyesidir.
Günümüzde Ergenekon neyi anlatıyor?
Bugün Ergenekon’u farklı şekillerde yorumlayan insanlar vardır. Kimileri onu gerçek tarih olarak görür, kimileri ise kültürel bir efsane olarak değerlendirir.
Fakat her iki durumda da anlatının verdiği mesaj değişmez:
Zor zamanlardan sonra yeniden ayağa kalkma fikri.
Ancak modern dünyada bu hikâyeyi yalnızca romantik bir geçmiş özlemi olarak görmek de eksik kalır.
Çünkü bugün milletlerin önündeki “dağlar” artık coğrafi değildir.
Bugünün Ergenekonları şunlar olabilir:
Bilim ve teknolojide geri kalmak
Eğitimde nitelik sorunu
ekonomik bağımlılık
toplumsal kutuplaşma
kültürel kimlik tartışmaları
Yani artık demiri eritmek fiziksel bir dağ açmak değil, bilgi üretmek ve kurumlar kurmak anlamına gelir.
Mitlerin asıl gücü
Destanlar gerçek olsun ya da olmasın, toplumların düşünce dünyasını etkiler. Onlar bize geçmişten çok bir zihniyet anlatır. Ergenekon’un öğrettiği şey de şudur: hiçbir kapalı yol sonsuza kadar kapalı kalmaz.
Ama bunun için yalnızca geçmişi anlatmak yetmez. Asıl mesele o iradeyi bugünün koşullarında yeniden üretmektir.
Belki de Ergenekon’un modern yorumu şöyle olmalıdır:
Bir toplum sıkıştığında kurtarıcıyı dışarıda değil, kendi emeğinde ve aklında aramalıdır.
Çünkü gerçek çıkış yolu, dağları eritmekten değil;
bilimi, üretimi ve ortak aklı güçlendirmekten geçer.