Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Doğan Bekin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunduğu iki ayrı yazılı soru önergesiyle hem küresel ölçekte yankı uyandıran Epstein skandalının Türkiye bağlantılarına hem de Gazze üzerinden yürütülen uluslararası politik mühendislik girişimlerine sert ve çok boyutlu bir sorgulama yöneltti. Bekin’in önergesi, yalnızca bir siyasi hamle değil; devletin çocukları koruma sorumluluğu, ulusal güvenlik ve tarihsel hafıza açısından kritik bir uyarı niteliği taşıyor.
ABD’de reşit olmayan kız çocuklarına yönelik cinsel istismar, fuhuş ve insan kaçakçılığı ağı kurmakla suçlanan Jeffrey Epstein’in 2019’daki şüpheli ölümü sonrası açığa çıkan belgeler, küresel ölçekte büyük bir sarsıntı yaratmıştı. Son olarak ABD Adalet Bakanlığı tarafından kamuoyuna açıklanan üç milyona yakın yeni belge, skandalın yalnızca bireysel bir suç değil, uluslararası ve organize bir yapı olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Doğan Bekin, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı’na yönelttiği sorularla şu hayati noktaların altını çizdi:
Türkiye’den çocukların bu suç ağına dahil edildiği iddiaları doğru mu?
Bu iddialar karşısında devlet kurumları gecikmeksizin ve çok yönlü bir soruşturma başlatmış mıdır?
Epstein veya bağlantılı şahısların Türkiye’ye giriş-çıkışları, temas kurdukları kişi ve kurumlar tespit edilmiş midir?
Epstein bağlantılı fonların Türkiye’de herhangi bir kuruma aktarılıp aktarılmadığı araştırılmış mıdır?
Bekin, bu sorularla yalnızca bir bilgi talep etmiyor; devletin refleksini, ciddiyetini ve şeffaflığını test ediyor.
Önergede dikkat çekilen en çarpıcı başlıklardan biri de Türkiye’de kaybolan çocuklara ilişkin veriler oldu. TÜİK Adli İstatistiklerine göre, yalnızca 2008–2016 yılları arasında 104 bin 531 çocuk kayboldu. Bekin, bu çocukların kaçına ulaşıldığını, kaçının hâlâ kayıp olduğunu ve 2020–2025 yılları arasında kaybolan çocuk sayısının kamuoyuna açık ve net biçimde açıklanmasını talep etti.
Bu soru, Epstein belgeleriyle birlikte okunduğunda, çocuk güvenliği meselesinin yalnızca sosyal değil, aynı zamanda ulusal güvenlik sorunu haline geldiğini ortaya koyuyor.
Bekin ayrıca:
Okullar,
Yetiştirme yurtları,
Koruma altındaki çocukların bulunduğu kurumlarda
özel denetimlerin yapılıp yapılmadığını da sorarak, devletin önleyici mekanizmalarını masaya yatırdı.
Doğan Bekin’in çıkışı yalnızca Epstein dosyasıyla sınırlı kalmadı. Bekin, ABD Başkanı Trump’ın Netanyahu’ya verdiği açık destekle, Gazze’de ateşkesin fiilen yok sayıldığını ve Filistin halkının göçe zorlandığını belirtti.
Bekin, özellikle Sayın Cumhurbaşkanı’nın üyesi olduğu ve Trump’ın başkanlık edeceği ifade edilen Gazze Komisyonu’na dikkat çekerek, tarihten çarpıcı bir karşılaştırma yaptı.
Bekin, 1948 tarihli Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 194 sayılı kararını hatırlatarak şu noktaları vurguladı:
Filistin için kurulan BM Uzlaştırma Komisyonu’na Türkiye de üyeydi.
Kudüs’ün askersizleştirilmesi ve BM gözetimine verilmesi kararlaştırılmıştı.
Filistinli mültecilerin geri dönüşü ya da zararlarının tazmini öngörülmüştü.
Ancak tüm bu kararlara rağmen:
Batı Kudüs 1950’de,
Doğu Kudüs 1967’de,
Kudüs’ün tamamı 1980’de
Siyonist İsrail tarafından fiilen ve hukuken ilhak edildi.
Bekin’e göre bugün Gazze’de yürütülen süreç, aynı senaryonun farklı bir versiyonudur.
Doğan Bekin, Gazze’de sözde yeniden inşa projeleri ve lüks konut planlarının, Filistinlileri topraklarından koparmaya yönelik yeni bir araç olduğunu vurguladı. Silah zoruyla yapılamayan göçün, komisyonlar ve mali teşviklerle hayata geçirilmeye çalışıldığını ifade etti.
Bu nedenle Bekin, Sayın Cumhurbaşkanı’nın Gazze Komisyonu üyeliğini yeniden değerlendirmesi gerektiğini açık bir dille dile getirdi.
Doğan Bekin’in Meclis’e sunduğu bu önergeler, klasik bir muhalefet refleksinin ötesinde;
Çocukların korunması,
Devletin şeffaflığı,
Uluslararası suç ağlarına karşı ulusal duruş,
Filistin meselesinde tarihsel bilinç
başlıklarını aynı potada eriten çok katmanlı bir siyasi uyarı niteliği taşıyor.
Bekin’in mesajı net:
“Geçmişte Kudüs’te yapılan hatalar Gazze’de tekrarlanmamalı; çocuklarımızın akıbeti ise tek bir şüpheye bile kurban edilmemelidir.”