Araştırmacı Yazar: T.C. Zeynep Vatansever Özügenc
Başörtüsü, yalnızca bir kumaş parçası değildir. Onu bu kadar basit bir tanıma indirgemek, yüzyılların birikimini, inançla yoğrulmuş bir duruşu ve kültürel hafızayı görmezden gelmek anlamına gelir. Başörtüsü; inancın bedende değil, hayatta karşılık bulmuş hâlidir. Sessizdir ama derindir. Gösterişten uzaktır ama son derece güçlüdür. Rüzgârda savrulan ucunda yalnızca bir örtü değil; geçmişin izleri, bugünün iradesi ve yarının umudu taşınır.
Bu topraklarda başörtüsü, çoğu zaman sabrın dili olmuştur. Gürültüye karışmadan, yüksek sesle talepte bulunmadan, varlığını vakar ile sürdürmüştür. Gösterişli değildir ama iddialıdır; çünkü iddiasını görünüşten değil, tutarlılıktan alır. Başörtülü bir kadının yürüyüşünde, bakışında ve duruşunda; hem kendine hem de değerlerine duyduğu derin saygı hissedilir. Bu, sessiz bir özgüvendir. Kendini ispat etme ihtiyacı duymayan, olduğu hâliyle var olabilen bir duruş.
Zarafetle olan bağı da tam burada ortaya çıkar. Zarafet, dikkat çekmek değil; dengede durabilmektir. Başörtüsü de tam olarak bunu temsil eder. İnancını hayata bağırarak değil, gündelik yaşamın içine sükûnetle yerleştirerek taşır. Kalabalıklar içinde kaybolmadan, bireysel kimliğini koruyarak var olur. Belki de bu yüzden zarafetle anılır; çünkü zarafet, sessizliğin içindeki asalettir.
Başörtüsünün milli duygularla kurduğu bağ ise çoğu zaman gözden kaçırılır. Oysa bu örtü, bu coğrafyanın kültürel sürekliliğinin en somut sembollerinden biridir. Bir ninenin sandığından çıkan oyalı bir yazma ile bugünün genç kadınının tercih ettiği modern bir başörtüsü arasında görünmez ama güçlü bir bağ vardır. Bu bağ; geleneğin zamana direnme kabiliyetidir. Köklerinden kopmadan yenilenebilmenin mümkün olduğunu gösterir.
Başörtüsü, geçmişle gelecek arasında kurulmuş bir köprüdür. İnançla çağın, gelenekle modernliğin aynı çizgide buluşabileceğini fısıldar. “Ya o, ya bu” dayatmasının ötesinde, hem kendin olabilmenin hem de çağın içinde yer alabilmenin mümkün olduğunu hatırlatır. Bu yönüyle başörtüsü, yalnızca bireysel bir tercih değil; aynı zamanda kültürel bir hafızanın devamıdır.
Bugün hâlâ başörtüsü konuşuluyor, tartışılıyor, kimi zaman da araçsallaştırılıyor. Oysa belki de artık onu bir tartışma nesnesi olmaktan çıkarıp, bir anlam taşıyıcısı olarak dinleme zamanı gelmiştir. Çünkü bazı semboller savunulmak için değil, anlaşılmak için vardır. Anlaşıldığında zaten kendini anlatır.
Başörtüsü de tam olarak böyle bir semboldür:
Sessizdir ama güçlüdür.
Vakurdur ama dışlayıcı değildir.
Derindir, çünkü kökleri bu toprakların hafızasına uzanır.
Ve belki de en önemlisi; başörtüsü, her dönemde kendisi olarak kalmayı başarmış nadir sembollerden biridir.