Rahmi ÖZ – Araştırmacı Yazar
Bursa Vatan Medya Grubu Köşe Yazarı
Ankara, binlerce yıllık tarihi boyunca Hititlerden Friglere, Galatlardan Roma ve Bizans’a, oradan Osmanlı’ya uzanan çok katmanlı bir uygarlık birikiminin merkezinde yer almış kadim bir kenttir. Ancak Ankara’nın kültür ve sanat alanında kurumsal bir kimlik kazanması, tarihsel süreklilikten ziyade, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti ilan edilmesiyle mümkün olmuştur. Başkentlik, Ankara’ya yalnızca siyasal bir rol değil, aynı zamanda kültürel bir misyon yüklemiştir.
1923 yılında başkent ilan edilen Ankara’da kültürel yapılanma, uzun yıllar boyunca merkezi devlet kurumlarının yönlendirmesiyle şekillenmiştir. Cumhuriyet’in erken döneminde kurulan Halkevleri ve Halk Odaları, halkın sanatla ve kültürle buluşturulmasında kritik bir rol üstlenmiştir. Bu kurumlar, tiyatrodan müziğe, edebiyattan halk oyunlarına kadar geniş bir yelpazede toplumsal dönüşümün kültürel ayağını oluşturmuştur (Baykan, 1999). Aynı dönemde belediyelerin kültür politikalarındaki rolü ise büyük ölçüde mekân sağlama ve altyapı oluşturma ile sınırlı kalmıştır.
Cumhuriyet’in kültür politikalarının en somut örneklerinden biri, 1924 yılında kurulan Mamak Musiki Muallim Mektebi olmuştur. Türkiye’nin ilk resmi müzik öğretmeni yetiştirme kurumu olan bu okul, yalnızca eğitim alanında değil, Ankara’nın sanat yaşamında da bir dönüm noktasıdır. 1929 yılında mimar Ernst Egli tarafından tasarlanan modern binasına taşınan kurum, ilerleyen yıllarda Ankara Devlet Konservatuvarı’na dönüşerek Cumhuriyet’in sanat vizyonunun taşıyıcı kolonlarından biri haline gelmiştir. Bugün bu tarihi yapı, Mamak Belediyesi tarafından restore edilmekte ve yeniden bir kültür merkezi olarak Ankara’nın hizmetine sunulmaya hazırlanmaktadır (Koç Üniversitesi Dijital Koleksiyonları, 2024). Bu durum, yerel yönetimlerin tarihsel mirasla kurduğu ilişkinin olumlu bir örneğini teşkil etmektedir.
1950’li yıllardan itibaren Ankara’daki yerel yönetimler, kültür-sanat alanında daha görünür olmaya başlamıştır. Park konserleri, halk oyunları gösterileri ve yerel festivaller bu dönemin öne çıkan etkinlikleri arasında yer almıştır. Ancak bu faaliyetler çoğunlukla merkezi yönetimin yönlendirmesi ve desteğiyle gerçekleşmiştir. Asıl kırılma noktası, 1980’li yıllardan sonra ilçe belediyelerinin kendi kültür merkezlerini kurmaları ve sürekli sanat programları üretmeleriyle yaşanmıştır. Çankaya Belediyesi’nin Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Yenimahalle Belediyesi’nin Nazım Hikmet Kültür Merkezi, yerel yönetimlerin kültüre kurumsal yaklaşımının simgesel örnekleri olarak öne çıkmaktadır (Şahin, 2007).
Günümüzde Ankara Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri; tiyatro gösterileri, resim ve seramik atölyeleri, yaz konserleri, sergiler ve festivaller aracılığıyla kentin kültür-sanat hayatına önemli katkılar sunmaktadır. Uluslararası Ankara Müzik Festivali ve Ankara Tiyatro Festivali, başkentin ulusal ve uluslararası ölçekte kültürel görünürlüğünü artıran etkinlikler arasında yer almaktadır. Ancak tüm bu faaliyetlere rağmen ciddi bir yapısal sorun devam etmektedir: Kültür-sanat etkinlikleri ağırlıklı olarak kent merkezinde yoğunlaşmakta, kırsal ve dezavantajlı mahalleler bu üretimden yeterince pay alamamaktadır (T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2020).
Oysa Ankara’nın gerçek anlamda bir sanat şehri olabilmesi için kültürün merkezden çevreye doğru yayılması gerekmektedir. Mobil sanat projeleri, mahalle sahneleri, semt atölyeleri ve dijital kültür platformları, bu eşitsizliği azaltabilecek yenilikçi araçlar arasında yer almaktadır. Kültür-sanatın yalnızca belirli bir sosyoekonomik kesime değil, toplumun tamamına ulaşması, başkent olmanın gerektirdiği temel sorumluluklardan biridir.
Bu noktada Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün kültür ve sanata bakışı, yol gösterici olmaya devam etmektedir. Atatürk’ün, “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir” sözü, sanatın bir lüks değil, toplumsal varoluşun temel unsurlarından biri olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Yine Atatürk’ün, “Bir millet sanattan ve sanatkârdan mahrumsa tam bir hayata sahip olamaz” ifadesi, çağdaşlaşmanın kültürle doğrudan ilişkisini vurgulamaktadır. Ona göre güzel sanatlarda elde edilen başarı, inkılapların başarısının en somut göstergesidir.
Sonuç olarak Ankara’nın kültür-sanat politikaları; sürdürülebilir, kapsayıcı ve mahallelere yayılan bir anlayışla ele alınmadığı sürece eksik kalacaktır. Başkent olmak yalnızca devletin yönetim merkezi olmak değil, aynı zamanda kültürel öncülük sorumluluğunu üstlenmek demektir. Ankara, bu sorumluluğu yerine getirdiği ölçüde gerçek anlamda bir başkent kimliğine kavuşacaktır.
Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk
Baykan, A. (1999). Türkiye’de Yerel Yönetimler ve Kültür Politikaları. Ankara Üniversitesi Yayınları
Şahin, K. (2007). Cumhuriyet Dönemi Ankara Kent Kültürünün Gelişimi. Gazi Üniversitesi Yayınları
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı (2020). Yerel Yönetimlerde Kültür Politikaları Raporu
Koç Üniversitesi Dijital Koleksiyonları (2024). Musiki Muallim Mektebi Fotoğraf ve Belgeleri
Araştırmacı Yazar: Rahmi ÖZ
Görsel Kullanımı – Etik Not:
Koç Üniversitesi Dijital Koleksiyonları’ndan alınan görseller telif hakkı kapsamındadır. Yayınlarda “Kaynak: Koç Üniversitesi Dijital Koleksiyonları” ibaresi ve bağlantı ile kullanılması gerekmektedir. Ticari kullanım için izin alınması zorunludur.