Bursa Vatan Medya Köşe Yazarı Hasan Mesut Ekmen yazdı
“Zaman her şeyin ilacıdır…” derler…
“Zamana bırak…” diye avuturlar insanı…
“Sabreden derviş muradına ermiş…” diyerek umut serperler yüreklere…
Ne kadar tanıdık, ne kadar derin sözler…
Ama bugün o sözlerin altını dolduracak bir vicdan kaldı mı?
Eskiden zamanın kıymeti bilinirdi…
Bir günün, bir saatin, hatta bir anın bile hesabı yapılırdı.
Çünkü insanlar bilirdi ki geçen sadece zaman değil;
ömürdü… hayattı… sevdikleriydi…
Bugün ise zaman akıyor…
Ama fark eden yok…
Çünkü herkes bir telaşın, bir çıkarın, bir menfaatin peşinde savruluyor.
Eskiden “iyilik eden iyilik bulur” sözü, toplumun omurgasıydı.
Şimdi ise iyilik yapan unutuluyor…
Hatta çoğu zaman yaptığı iyilikle sınanıyor, bedel ödüyor.
Birine el uzatıyorsun…
Zor gününde yanında oluyorsun…
Ekmeğini bölüyorsun…
Ama gün geliyor…
Ne o destek hatırlanıyor ne o fedakârlık…
İnsan en çok neye kırılır bilir misiniz?
Kötülüğe değil…
Yaptığı iyiliğin yok sayılmasına…
Çünkü iyilik kalpten çıkar…
Karşılık beklemez belki…
Ama unutulmayı da hak etmez…
“Damlaya damlaya göl olur” derlerdi…
Eskiden sabrın ve emeğin karşılığıydı bu söz…
Bugün ise damla damla biriken şey iyilik değil…
Kırgınlık…
Güvensizlik…
Yalnızlık…
İnsanların içinde biriken o küçük sızıntılar…
Zamanla koca bir yalnızlık gölüne dönüşüyor.
Kimse kimseye güvenemiyor artık…
Çünkü herkes bir gün yarı yolda bırakılmış…
Herkes bir gün unutulmuş…
Herkes bir gün değersiz hissettirilmiş…
Ve sonra insanlar kabuğuna çekiliyor…
İyilik yapmaktan korkuyor…
Sevmekten uzaklaşıyor…
Çünkü diyor ki:
“Ben iyilik yaptım, unuttular…”
“Ben sadık kaldım, yalnız bıraktılar…”
“Ben dürüst oldum, kaybettim…”
İşte çöküş tam da burada başlıyor…
Bir toplumda iyilik unutuluyorsa…
Dürüstlük cezalandırılıyorsa…
Vicdan susuyorsa…
Orada zaman değil…
İnsanlık tükeniyor demektir…
“Komşu komşunun külüne muhtaçtır” derlerdi…
Birlik, dayanışma, paylaşım vardı…
Şimdi?
Aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirini tanımıyor…
Kapılar kilitli…
Kalpler daha da kilitli…
Eskiden yokluk vardı ama paylaşım vardı…
Bugün varlık var ama merhamet yok…
Yokluk artık sofrada değil…
Vicdanlarda…
Merhamette…
İnsanlığın tam ortasında…
Ve bu yokluk büyüyor…
Sessizce…
Derinden…
Fark edilmeden…
Bir zamanlar bir selamla başlayan dostluklar vardı…
Şimdi selamlar bile yüzeysel…
Bir zamanlar bir gözyaşı herkesi harekete geçirirdi…
Şimdi kimse kimsenin acısını görmüyor…
Herkes kendi dünyasında…
Herkes kendi derdinde…
Herkes kendi çıkarının peşinde…
Ve en acısı…
Kötülük sıradanlaştı…
Eskiden bir yanlış yapıldığında toplum ayağa kalkardı…
Şimdi sessizlik hâkim…
Hatta bazen alkış var…
“Zaman değişti” diyorlar…
Hayır…
Zaman değişmedi…
İnsan değişti…
Vicdan değişti…
Ahlak değişti…
Zaman hâlâ aynı…
Ama biz onun içini boşaltıyoruz…
Bugün “zamana bırak” diyenler şunu unutuyor:
Zaman sadece geçer…
Ama o zamanın içini neyle doldurduğun sana kalır…
İyilikle doldurmazsan…
Boşlukla dolar…
Karanlıkla dolar…
Yalnızlıkla dolar…
Ve o boşluk…
Bir gün seni de yutar…
Belki de artık kendimize şu soruları sormalıyız:
Bugün kaç kalbe dokunduk?
Kaç insanın duasını aldık?
Kaç iyiliği karşılıksız yaptık?
Yoksa sadece…
Kaç gönül kırdık…
Kaç insanı görmezden geldik mi oldu hesabımız?
Unutmayın…
Zaman geçer…
Ama yapılanlar kalır…
İyilik de kalır…
Kötülük de…
Ama en çok ne kalır biliyor musunuz?
Unutulan iyiliklerin bıraktığı o derin kırgınlık…
Ve o kırgınlık büyür…
Derinleşir…
Kök salar…
Ne zaman iyileştirir…
Ne sözler…
İşte o gün geldiğinde herkes şunu anlayacak:
Zaman hiçbir şeyin ilacı değilmiş…
Asıl ilaç…
İnsanlıkmış…
Ama o zaman…
Belki de gerçekten çok geç olacak…