Jeoloji kelimesi, kökenini Latince Geos (yer) ve Logos (bilim) sözcüklerinden alır. Türkçede yerbilimi olarak karşılık bulan jeoloji; üzerinde yaşadığımız yerkürenin yalnızca yüzeyini değil, merkezinden atmosferle olan ilişkisine kadar tüm fiziksel, kimyasal ve tarihsel süreçlerini inceleyen temel bilim dallarından biridir.
Bu yönüyle jeoloji, yalnızca taş ve topraktan ibaret bir alan değil; dağların nasıl yükseldiğini, kıtaların neden hareket ettiğini, depremlerin ve volkanların hangi süreçlerin sonucu olduğunu ve hatta yaşamın yeryüzündeki izlerini anlamamızı sağlayan anahtar bir disiplindir.
Bu yazı dizisinin ilk bölümünde, Dünya’nın (yerkürenin) oluşumunu ve temel yapısal özelliklerini ele alıyoruz.

Bilim dünyasında kabul gören verilere göre Dünya’nın yaşı 4,6 ila 5 milyar yıl arasındadır. En yaygın kabul gören senaryoya göre, yaklaşık 4,6 milyar yıl önce büyük bir yıldız patlaması (süpernova) sonucu ortaya çıkan kozmik madde bulutu zamanla yoğunlaşmış ve önce Güneş, ardından onun çekim alanı içerisinde dönen gezegenler oluşmuştur.
Başlangıçta mikroskobik toz ve gaz parçacıkları, kütle çekiminin etkisiyle bir araya gelmiş; bu küçük parçalar zamanla daha büyük gökcisimlerine dönüşmüştür. İşte bu süreç sonucunda bugün üzerinde yaşadığımız gezegen ortaya çıkmış ve “Dünya” adını almıştır.
Dünya, Güneş Sistemi’nde Güneş’e en yakın üçüncü gezegen konumundadır. Sahip olduğu ölçüler ve yapısal özellikler, yaşamın varlığı açısından benzersizdir.
Toplam yüzölçümü: 510 milyon km²
Okyanusların kapladığı alan: 361 milyon km²
Karaların kapladığı alan: 149 milyon km²
Ekvator çevresi: 40.075 km
Kutup çevresi: 40.007 km
Çapı: 12.740 km
Yarıçapı: 6.370 km
Bugün yeryüzünde beş kıta bulunmakta olsa da bu görünüm sabit değildir. Jeolojik zaman ölçeğinde kıtalar sürekli hareket halindedir. Ortalama olarak bir kıtanın yılda yaklaşık 2 cm yer değiştirdiği kabul edilirse, 50 milyon yıl sonra bir kıtanın bugünkü konumundan yaklaşık 1.000 km uzağa taşınması mümkündür.
Jeoloji tarihinin en çarpıcı bulgularından biri, kıtaların geçmişte tek parça hâlinde bulunmuş olmasıdır. Yaklaşık 300 milyon yıl önce, bugün bildiğimiz tüm kıtalar Pangea adı verilen dev bir süper kıta hâlinde birleşikti.
Bu teoriyi bilim dünyasına kazandıran isim, modern jeolojinin kurucularından kabul edilen Alfred Wegener’dir (1880–1930). Alman meteorolog ve yerbilimci Wegener, kıtaların zamanla birbirinden uzaklaştığını ve bu hareketin bugün de devam ettiğini ortaya koymuştur.
Levha tektoniği kuramı olarak bilinen bu yaklaşım, depremlerin, dağ oluşumlarının ve volkanik faaliyetlerin anlaşılmasında devrim niteliği taşımaktadır.
Önemli bir nokta şudur:
Kıtaların bugünkü hâli nihai değildir. Gelecek, yüz yıllarla değil milyonlarca yıllık süreçlerle şekillenir ve kıtalar ilerleyen zamanlarda yeniden birleşebilir ya da tamamen farklı konumlara savrulabilir.
Jeolojik açıdan Dünya, üç ana katmandan oluşur:
Ortalama kalınlığı yaklaşık 60 km’dir.
Canlıların üzerinde yaşadığı, kayaçlar, toprak ve minerallerden oluşan dış tabakadır.
Kıtalar ve okyanus tabanları bu katman üzerinde yer alır.
Yer kabuğunun altında bulunur.
Yaklaşık 2.900 km kalınlığa sahiptir.
Yüksek sıcaklık ve yarı akışkan yapısıyla levha hareketlerinin ana kaynağıdır.
Dünya’nın merkezinde yer alır.
Aşırı basınç ve sıcaklık altında yoğun metalik elementlerden oluşur.
İç çekirdeğin sıcaklığının yaklaşık 6.300°C olduğu tahmin edilmektedir.
Bu sıcaklık, dış katmanlara doğru azalır ve yeryüzünde yaşama uygun iklim koşulları oluşur.
Jeoloji;
depremleri anlamak,
maden kaynaklarını doğru yönetmek,
çevresel riskleri öngörmek,
sürdürülebilir şehirler kurmak
için vazgeçilmez bir bilim dalıdır.
Bu yazı dizisinde ilerleyen bölümlerde;
kayaç türleri, levha tektoniği, dağ oluşumları, volkanizma, mineraloji, maden yatakları, fosiller ve paleontoloji gibi pek çok başlık ele alınacaktır.

“Yeryüzündeki Kaya Türleri ve Oluşum Süreçleri”
Gezgin ve Jeolojik Gözlemci
Şerafettin Çengel
Bir Coğrafya Öğretmeni olarak dünyamızla ilgili her bilgiyi zevkle okuyorum. Çok açıklayıcı bilgilerle dolu bu yazıyı da keyifle okudum. Ellerinize sağlık Şerafettin Bey…
Fatma hocam, çok teşekkür ediyorum. Saşolun