Yazılarımda birçok kez iktidarın emrinde olan TÜİK’in kendisine verilen talimat gereği enflasyonu düşük açıkladığını, böylece çalışanlar ile emeklilerin maaşlarına yapılan artışları aşağı çektiğini yazarım. Yine yazılarımda TÜİK’in özellikle bunu 6’şar aylık dilimler halinde sözde maaş artışlarının verildiği, Ocak ve Temmuz ayları öncesi Kasım-Aralık ile Mayıs-Haziran aylarında yaptığını yazarım. Sözde maaş artışı diyorum zira verilen artış değil, dönem içinde maaşlarda meydana gelen erimenin TÜİK tarafından rakam cambazlıklarıyla düşük açıklanan kısmının iadesidir. Elbette bunları sadece eleştiri olsun diye yazmıyorum. Zira gerek DİSK’e bağlı Tüm Emekliler Sendikası (EMEKLİ-SEN) genel başkanlığını yaptığım yıllarda gerekse şimdi yazı yazarken gözlemlediğim ve gördüğüm şeyler olarak yazıyorum. Nitekim son 1 yıllık sürece baktığımda yazdıklarımın abartı olmadığını bir kez daha gördüm. Evet, son bir yılın aylık enflasyon oranları gözlendiğinde durum çok açık sırıtıyor. Gelin birlikte son bir yılın aylık enflasyon oranlarına bakalım. Bunun için, Aralık 2024’ten Ocak 2026 dahil 14 aylık periyodun enflasyon oranlarını buraya alıyorum. Aralık 2024 aylık enflasyon %1.03, Ocak 2025 %5.03, Şubat %2,27, Mart %2,46, Nisan %3, Mayıs %1,53, Haziran %1.37 gördüğünüz gibi, yılın ilk 4 ayında yüksek çıkan enflasyon, maaş artışlarının yapılacağı 1 Temmuz öncesinde mayıs ve haziran aylarında gökten inen vahiyle düşüyor. Şimdi bir de yılın ikinci altı ayına bakalım. Temmuz 2025 %2,06, ağustos %2,04, eylül %3,23, ekim %2,55, kasım %0,87, aralık %0,89 ve ocak 2026 %4,84 nasıl her şey ortada değil mi? Kasımda %0.87, aralıkta %0,89 olan enflasyon, ocak 2026’da %4,84’e fırlıyor. Yani maaşlara artış verilecek 1 Ocak 2026 tarihinin hemen öncesinde, kasım ve aralık aylarında enflasyon yine gökten inen vahiyle düşüyor.
Evet, kasım ayında %0.87, aralık ayında ise %0,89 olan enflasyon, ocak ayında birdenbire %4,84’e fırladı. Böylece 20.000 liraya çıkarılan en düşük emekli maaşı, bir ayda 968 lira eriyerek 19.032 liraya, 28.075 lira yükseltilen ve şubat ayında çalışanın eline geçecek olan asgari ücret ise ele geçmeden 1.358 lira 83 kuruş eriyerek 26.716 lira 17 kuruşa geriledi.
Tabii iktidar hep yaptığını yaptı ve sorumluluğu dış etkene atma alışkanlığını sürdürdü. Nitekim TÜİK’in ocak ayı enflasyonunu %4,84, bağımsız enflasyon hesaplama grubu ENAG’ın ise %6.32 olarak açıkladığı saatlerde, sosyal medya platformu X hesabı üzerinden açıklama yapan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, artışı soğuk havaya bağladı. Öyle ya enflasyon soğukta üşüttüğü için ateşi çıkmıştı. Yani her şeyi fakir fukarayı düşünerek yapan hükümetin bunda bir sorumluluğu olamaz!
Hani derler ya “Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.” diye. Evet, perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. Zira maaş artışlarının 6’şar aylık dilimler halinde, TÜFE artış oranına endekslendiği 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 2008 yılından bu yana 18 yıldır bu oyun tekrar tekrar sahneleniyor. Aslında konuyu yakından takip eden herkes, kasım ve aralık aylarında düşük açıklanan enflasyonun, ocak ayında yükseleceğini ezbere biliyordu. Zaten Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’da 15 Ocak 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, “Önümüzdeki iki ayda enflasyonda dalgalanma yaşanabilir” diyerek durumu teyit etmişti.
Tüm bu rakamlara ve maaş artış öncesi enflasyonu düşürme oyunlarına rağmen, başta partili Cumhurbaşkanı Erdoğan, iktidar sözcüleri emeklilerin yanında olduklarını ve onları enflasyona ezdirmediklerini söylemeye devam ediyorlar. Tabii onların ezdirmedik dedikleri enflasyon, istedikleri oranları açıklamakla görevlendirdikleri TÜİK’in açıkladığı enflasyon. Aslında açıklamalar, oynadıkları rakam oyunları çerçevesinden bakıldığında doğru görünüyor. Ancak sahadaki gerçekler onları doğrulamıyor. Zira enflasyon açıkladıkları oranların çok üstünde. Bağımsız kurumlar ile ekonomistlerin açıklamaları da bunu doğruluyor.
Öte yandan, son zamanlarda yapılan açıklamalar iktidarın emeklilerin desteğini geri kazanma telaşında olduğunu gösteriyor. Ancak somut adımlar atmak yerine umut tacirliği yapıyorlar. Nitekim AKP grup Başkanvekili Özlem Zengin TBMM’de muhalefetin eleştirilerine karşılık, “Yeterli olmadığını biz de biliyoruz, Türkiye’nin şartları en müsait olduğunda emekli maaşları düzeltilecektir.” derken, AKP’nin diğer Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ise, “Bulduğumuz doğal gaz ve Gabar’da çıkardığımız petrolden emekliye aktaracağımız fona kaynak akıyor” dedi. Cumhurbaşkanı ise her zaman yaptığı gibi, “Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da emeklilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz” diye açıklama yaptı. Tüm bunlar, iktidarın vaatlerle emeklilerden destek almaya çalıştığını gösteriyor. Özlem Zengin TBMM’de yaptığı başka bir konuşmada ise, “En çok oy aldığımız gariban kitle bize haklarını helal etti” diyerek, emeklilerden oy alma kaygılarının olmadığını açıklamış oldu. Tüm bunlar iktidarın emeklilere bakışını açık şekilde ortaya koyan açıklamalardır.
26 Ocak tarihinde bu köşede yayınlanan “GERÇEKLER AH GERÇEKLER” başlıklı yazımda, AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in “En çok oyu gariban kitleden alıyoruz” demesinin, AKP’nin seçime yakın yapacağı cüzi artışla emeklilerden oy almayı hedeflediğini gösterdiğini belirtmiştim. Gerek Cumhurbaşkanının gerekse AKP’nin diğer grup başkanvekili Akbaşoğlu’nun yukarıya aldığım açıklamaları da bunu doğruluyor. Kısacası 23 yıldır ülkeyi yöneten ve emeklilerin sefaletinin sorumlusu olan iktidar, seçimler öncesinde vereceği 3-5 bin lira artışla emeklilerin tepkisini yatıştıracağını ve onlardan oy alacağını düşünüyor.
Halbuki iktidarın Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, kemer sıkma ve sıkı para politikası ile işçiye, memura, emekliye daha az para vermek suretiyle enflasyonu düşüreceğinin propagandasını yapmaya devam ediyor. O zaman, Mehmet Şimşek ile ekibinin bu bilim dışı ekonomi politikasına sıkı sıkıya sarılmış olan iktidarın tüm bu açıklamalarının, emeklileri masallar aleminde uyutmaktan başka hedefi olamaz! Çünkü ülkenin kaynaklarını sıfırladılar. Bu nedenle şimdi ellerinde kalmış olan köprü ve otoyolları özelleştirerek kaynak yaratmanın peşine düştüler. Ne yaparlarsa yapsınlar, uyguladıkları ekonomi politikasının vardığı yer emekçinin cebindekini son kuruşuna kadar çekmektir. Zira kur korumalı mevduat hesabı, kullanım garantili projeler, vergi bağışları ve teşviklerle sermayeye kaynak aktarmaya son sürat devam ediyorlar.
Maalesef emek ve bilim düşmanı iktidarın, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ekibi eliyle uyguladığı ekonomi politikasıyla milyonlarca çalışan ile emeklinin cebindekini gasp etmeye devam ediyor. Görünen o ki, ülke bunlardan kurtulmadıkça bundan sonra sadece sefaleti değil, daha kötüsü olan açlığı konuşacağız ve birbirimize hükümetin ekonomi politikasının aç bıraktığı insanların yaşadıkları dramları anlatacağız. Kısacası bu ülkede açlık kapıdan içeri girdi. Yapılması gereken şey muhalefetin başta emekliler, bu ülkenin tüm kaybedenleriyle buluşması ve sandığın acil olarak halkın önüne gelmesi için mücadeleyi yükseltmesidir. Bu yapılmadığı taktirde 23 yıldır iktidarda olanlar, ülkeyi başkaları yönetiyormuş gibi yapmaya ve bekleyin petrol buldum, doğalgaz buldum, kaynak olunca durumunuzu düzelteceğim, masalları ile toplumu uyutmaya devam edecekler. Kısacası, emekliler ve emekçiler olarak, bunlara yeter artık, çekin elinizi cebimizden demekten başka yolumuz yok!
Bugün 9 Şubat. Üç gün önce Türkiye’nin 10 ilini vuran 6 Şubat 2023 depremlerinin 3. yılıydı. Maalesef bu ülkenin on binlerce yurttaşının enkaz altında kaldığı, birçoğunun beklediği yardımın ulaşmamasından dolayı can verdiği 6 Şubat depremlerinin acılarının tazelendiği günlerden geçiyoruz. Kuşku yok ki, bu deprem acı bir deneyim olarak bize bir kez daha insanları depremin değil, binaları çürük yapanların, çürük binalara izin verenlerin, imar afları ile affeden etkili ve yetkili insanların öldürdüğünü gösterdi. Gösterdi ancak öncekilerde olduğu gibi bundan da ders çıkarılacağına dair emareler henüz görünürde yok. Zira merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasında kopukluk ve birbirini dinlememe hastalığı ile yetki karmaşası devam ediyor. Umarım en kısa zamanda ülke bu kısır kavgadan çıkar ve başta deprem olmak üzere bu tür doğal afetlere karşı halkın can ve mal güvenliğini sağlayan tedbirler ivedilikle uygulamaya konur. Bir daha bu tür acıların yaşanmaması için gerekli tedbirlerin alındığı ülkeye ulaşma umuduyla, 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybeden bu ülkenin on binlerce yurttaşını saygıyla anıyorum.
Veli Beysülen