TOPUN  ARDINDA, GERÇEĞİN KIYISINDA

TOPUN  ARDINDA, GERÇEĞİN KIYISINDA
Yayınlama: 03.04.2026
A+
A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;

Futbol… Bir topun ardından  koşan yirmi iki insanın oyunu mu, yoksa milyonların duygularını aynı anda yönlendirebilen görünmez bir güç mü? Belki de ikisi birden. Çünkü futbol, sadece sahada oynanan bir oyun değil; tribünlerde, ekran başında ve sokaklarda yeniden kurulan bir duygu dünyasıdır.

Ulusal takımın başarısı, kuşkusuz hepimizde ortak bir sevinç yarattı. Bayraklar açıldı, sokaklar doldu, insanlar birbirine sarıldı. Bu coşku, bir toplumun birlikte duyumsama yeteneğinin en canlı göstergelerinden biridir. Aynı anda sevinmek, aynı anda umutlanmak… Bunlar küçümsenecek şeyler değil. Çünkü toplum dediğimiz yapı, biraz da bu ortak duygularla ayakta durur.
Ama tam da burada sorulması gereken zor bir soru var: Bu coşku, gerçek yaşamın ağırlığını ne kadar süreliğine unutturuyor?

Bitiş düdüğüyle birlikte sokaklara taşan kalabalıkların içinde, belki birkaç saatliğine herkes eşitlenir. Geçim derdi, işsizlik, yoksulluk, adaletsizlik… Hepsi bir anlığına geri çekilir. O an, sadece sevinç vardır. Ancak yaşam, maçın bitmesiyle kaldığı yerden devam eder. Kuyrukta bekleyen emekli yine oradadır. Barınma sorunu yaşayan öğrenci hâlâ çözüm beklemektedir. Tarlasını süremeyen çiftçi, emeğinin karşılığını alamayan işçi… Onların gerçekliği değişmez.

İşte bu noktada futbolun iki yüzü belirir. Bir yüzüyle futbol, halkın nefes aldığı, umutlandığı, birlikte güldüğü bir alandır. İnsanların gündelik yaşamın  ağırlığından kısa süreliğine uzaklaşması, ruhsal bir gereksinimdir. Bu anlamda futbol, bir “oyun”dur; hatta belki de yaşamın sertliğine karşı bir sığınaktır.

Diğer yüzüyle ise futbol, bu gerçeklerin üzerini örten bir perdeye dönüşebilir. Eğer bir toplum, sevinç anlarında her şeyi unutuyor ve bu unutma hali kalıcı bir alışkanlığa dönüşüyorsa, işte o zaman futbol bir “afyon”a dönüşür. Sorunları çözmeyen ama onları görünmez kılan bir etkiye…
Asıl sorun, futbolun kendisi değil; bizim onunla kurduğumuz ilişkidir.

Sevinmekten vazgeçmek mi gerekir? Hayır. Bir ulusun başarısıyla gurur duymak, birlikte coşmak son derece insani ve değerlidir. Ama bu sevinç, gerçekleri unutturan bir sis perdesine dönüşmemeli. Coşkunun ardından yeniden düşünmek, sorgulamak, anımsamak gerekir.

Belki de doğru soru şudur:
Futbolu bir kaçış mı yapıyoruz, yoksa bir nefes aralığı mı?
Eğer futbol, bize güç verip yeniden yaşamın  sorunlarıyla yüzleşme cesareti kazandırıyorsa, o bir oyundur.
Ama eğer bizi uyuşturup olan biteni kabullenmeye alıştırıyorsa, işte o zaman afyondur.

Sevinmek ile düşünmek arasında bir denge kurabildiğimiz ölçüde, ne oyundan vazgeçeriz ne de gerçeği kaybederiz.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.